www.devo.com.tr adresinde öğretmenler gününe özel eğitim materyallerinde çeşitli indirimler vardır.

Merhaba Ziyaretçi

testkutusu

Gerçek Zenginlik

'Serbest Kürsü' forumunda sevimli tarafından 3 Haziran 2007 tarihinde açılan konu

  1. sevimli

    sevimli "İyilik büyüktür, küçükte olsa" Üye

    Katılım:
    2 Mart 2007
    Mesaj:
    562
    Alınan Beğeniler:
    2
    Ödül Puanları:
    16
    Gerçek Zenginlik

    Çok eski zamanlarda Bağdatlı bir fukara konuvermişti bir gün büyükçe bir mirasa. Ani gelen zenginlik onu budala etti,

    O koskoca serveti bir kaç yılda eritti. Ama kolay değildi eskiye geri dönmek, Küheylan attan inip uyuz eşeğe binmek.

    Hep evine kapanır için için ağlardı. Yaratana sığınıp gece gündüz yalvardı: Yarabbi sen bilirsin; ben fakir bir kul idim.

    Muhtaç değildim ama oldukça yoksul idim. O sonsuz hazinenden bana mal ve mülk verdin, Lûtfunla gönendirdin,

    zenginliğe erdirdin; Bense kıymet bilmedim, varlıkla sarhoş oldum. Çarçur ettim dağıttım ve gene berduş oldum.

    Hatamı geç anladım, ne olur beni affet Taşıyacak gücüm yok, ağır geldi bu zillet. Hazinende 'yok' yoktur; ya lûtfet

    bir geçim ver, Ya da canımı al da sona ersin çileler." Hep böyle niyaz etti haftalarca, aylarca. Sonunda bir ses duydu

    derinden, rüyasında: Sen kalk ve Mısır'a git, orda bir hazine var. Senin gelip bulmanı bekliyor nice yıllar."

    Uyanınca sevinçle dertlerini unuttu, Düşünmeden delice Mısır yolunu tuttu. Aç ve susuz dolaştı, yollar karma karışık;

    Ne define göründü, ne de ufak bir ışık. Açlık ve yorgunluktan perişan hale geldi; Sonunda dilenmeye çaresiz, karar

    verdi. Ama utanıyordu, nasıl girsin bu işe? Geceleyin yaparım, tanımaz beni kimse. Diye düşünerekten karanlığa

    süzüldü, Tenha bir sokak bulup bir köşeye büzüldü. Bir ayak sesi duyup avucunu uzattı; Ama güçlü bir pençe bileğini

    kavradı: Gel bakalım, sen böyle ne yapıyorsun burada Bu saatte işin ne bu karanlık yolda? Besbelli bir hırsızsın, kötü

    niyetlerin var; Yanacaktı kim bilir şerrinden nice canlar!" İriyarı bu adam mahalle bekçisiydi; Yakasından tutmuştu,

    dövüyor, sürüyordu. Dur, dövme de doğruyu söyleyeyim ben sana Diye garip Bağdatlı yalvarıp yakarınca; Peki,

    anlat bakalım, besbelli yabancısın;, Sakın yalan konuşma, doğru anlatmalısın." Diye izin verince güvenlik görevlisi

    Bizimki baştan sona anlattı hikâyeyi : "Sandığın gibi değil; ne hırsızım ne zalim; Bir hülyanın peşinde bu hallere

    gelmişim."

    Bekçi ona inandı ve gülerek dedi ki : "Anlaşıldı, sen hırsız falan değilsin belli; Seni bırakacağım, benden kurtulacaksın;

    Ama kusura bakma, sırılsıklam ahmaksın! Ben yıllardır bir rüya görüyorum her gece; Diyorlar ki: "Bağdat'ta şöyle bir

    mahallede, Şöylece bir sokakta, şöyle şöyle bir evde Git, kaz ve çıkar onu; gömülü bir define." Yerimden kımıldamam,

    güler, geçerim ancak, Senin bir rüya için düştüğün şu hale bak ! Bu kadar mı ahmaksın, sende yok mu hiç akıl? Bir

    daha görmeyeyim, şimdi karşımdan yıkıl ! " Bu sözleri duyunca şaşırdı mirasyedi: Tarif edilen bu ev aynen kendi

    eviydi. Demek ki hem define üstünde oturmuşum, Hem de yoksulluğumdan feryat ediyormuşum. Bu ne büyük

    gaflettir, ne affedilmez ayıp; Yorgunlukla, çileyle geçen bunca yıl kayıp." Burnu koku almayan ne alır has bahçeden;

    Melodiden ne anlar kulağı işitmeyen? Hayatını servete, saltanata adayan Bilemez defineyi, kendi içinde yatan. Hem

    gerçek zenginlikten böylece mahrum kalır Hem de hayattan yalnız çile ve zahmet alır.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş