www.devo.com.tr adresinde öğretmenler gününe özel eğitim materyallerinde çeşitli indirimler vardır.

Merhaba Ziyaretçi

testkutusu

Atatürkçülük

'Atatürkçülük' forumunda sosyalci tarafından 16 Mayıs 2007 tarihinde açılan konu

  1. sosyalci

    sosyalci Çalışkan Üye Üye

    Katılım:
    21 Ocak 2007
    Mesaj:
    470
    Alınan Beğeniler:
    4
    Ödül Puanları:
    18
    ATATÜRKÇÜLÜĞÜN TANIMI ve ÖNEMİ
    Türkiye’nin bugün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin ulus egemenliğine dayandırılması, aklın ve bilimin rehberliğinde Türk kültürün çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkartılmasını amaç edinen, temel esasları Atatürk tarafından belirtilen gerçekçi fikir ve ilkelere ATATÜRKÇÜLÜK denir.

    Atatürkçü düşüncenin özü pozitivizmdir. Bu düşünce yabancı bir siyasi akım ya da ideoloji ile açıklanamaz. Çünkü Atatürkçülük Türk halkının, Türk toplumunun, Türk toprağının özünden ve tarihinden, ihtiyaçlarından doğmuştur. Türk milletini çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkartma çabaların sonucudur. Atatürkçülük bir Türkiye ve Türk milleti gerçeğidir. Bu gerçeğin kaynağı Türk tarihi, Türk karakteri ve Türk insanın yapısıdır.

    Atatürkçülüğün birey ve millet olarak olarak benimsenmesi, saptırıcı ve tutucu cereyanlara karşı bizleri koruduğu gibi, Türk Devleti’nin gelişmesinin, güçlenmesinin ve parlak geleceğinin güvencesidir. Atatürkçü düşünce sisteminin dayandığı ilkelere, prensiplere ise Atatürk ilkeleri denmektedir. Bunların altı tanesi temel ilke olup, anayasada, devletin dayandığı prensipler olarak gösterilmektedir. Bu temel prensipleri tamamlayıcı nitelikteki diğer ilkelere ise bütünleyici ya da yardımcı ilkeler denir.

    Atatürkçülük her şeyden önce Atatürk’ü çok iyi tanımayı gerektirir. Bu nedenle eserlerinin çok iyi okunması gerekir. Atatürk’ün şu sözleri bunu daha iyi ifade etmektedir: “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız, hissediyorsanız bu kafidir.”

    Atatürkçülüğü oluşturan ilkeler bir bütünü oluşturdukları için ortak özelliklere sahiptirler.

    1) Atatürk ilkeleri Türk toplumunun genel ihtiyaçlarından doğmuştur. Dolayısıyla kabul edilmelerinde ve benimsenmelerinde herhangi bir dış baskı, özenti ya da taklit söz konusu değildir.
    2) İlkeler sadece ifade edildikleri kelimenin sözcük anlamı ile açıklanamaz. Bunlar hem sözle, hem de uygulama ile tanımlanmışlardır.
    3) Atatürk ilkeleri, Atatürkçülük olarak ifade edilen bir bütünü anlatırlar. Dolayısıyla bunları birbirinden ayrı düşünmek, inkılaplardan soyutlamak büyük hata olur. Birbirlerine büyük bir uyumla bağlıdırlar.


    TEMEL İLKELER
    1) CUMHURİYETÇİLİK:
    Atatürk cumhuriyeti tanımlarken: “Cumhuriyet demek imkan demektir.” Şeklinde düşünce belirtmiştir. O’na göre cumhuriyet yönetimiyle her alanda her türlü imkan sağlanmış ve hazırlanmıştır. Atatürkçülüğe göre cumhuriyet yönetimin en önemli niteliği, hükümet ile millet arasında ayrılık bırakmamasıdır. Oysa padişahlık, milleti hükümetten ayırmaktaydı.

    Özellikle ulusal kurtuluş dönemi yıllarında birbirini tamamlaması gereken bu iki kavram arasındaki tüm bağlar kopmuştu. Cumhuriyet; parlamenter ve demokratik bir düzendir. Her yönüyle çağdaş bir Türkiye’yi oluşturmak için seçilmiş bir yol, bir sistemdir. Atatürk bu hususu şöyle vurgulamıştır: “Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koymuş, fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibarıyla, yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.” Cumhuriyetçilik ilkesinin benimsenmesinde iki önemli etken vardır ;
    1. Yüzyıllar boyu süren saltanat yönetiminin sebep olduğu bunalımlara tepki olması.
    2. Cumhuriyet yönetiminin halkın ruh ve karakter yapısına uygun olması.

    “Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir. “

    2) MİLLİYETÇİLİK:

    Millet :Geçmişte ve şu anda bir arada yaşayan, gelecekte de bir arada yaşama inancında ve isteğinde olan, aynı vatana sahip, o vatanın maddi ve manevi değerlerine sahip çıkan, aralarında dil, tarih, kültür ve ülkü birliği olan insanların oluşturduğu topluluktur. Oysa ümmet ; din birliği oluşturan topluluktur. Ümmet kavramı asla milleti karşılamaz . Karşılamış olsaydı Türkleri, İranlıları, ve Arapları tek bir ulus saymak gerekirdi. Atatürk milliyetçiliği ;Türk milletinin yalnız milli bir varlık olarak yücelmesini, başka milletlerin çıkarlarına saygı göstermesini ve onlarla dostça birlikte yaşama ilkesine bağlı kalınmasını, millet ile yurdun korunmasına büyük önem verilmesini, fakat herhangi bir saldırgan tutumla zorlanmadıkça başka milletlerin ulus ve yurt bütünlüğüne göz dikilmemesini esas saymaktadır.

    Osmanlı Devleti Dönemi’nin gereği olan İslamcılık’tan kaynaklanan ümmetçilik anlayışı ve Osmanlıcılık, milliyetçiliğin gelişmesini engellemiştir. İlk kez 19. yüzyılda ağırlık kazanan ve 20. yüzyılda daha güçlenen milliyetçilik, II. Meşrutiyetle birlikte siyasi bir akım haline gelmeye başlamıştır. Ancak Atatürk Milliyetçiliği ile Meşrutiyet Milliyetçiliği birçok bakımdan birbirinden farklıdır. Meşrutiyet dönemindeki milliyetçilik anlayışında toprakları genişletme eğilimi vardır. Oysa Atatürk milliyetçiliği yalnız Misak-ı Milli sınırlarını amaçlar. Meşrutiyet Milliyetçiliğinde Batılılaşma ya hiç kabul edilmememiş yada şeklen benimsenmiştir. Atatürk Milliyetçiliği ise köklü bir batılılaşmadan yanadır.

    Atatürk Milliyetçiliğinin tanımı şöyledir :” İlerleme ve gelişme yolunda, uluslararası ilişkilerde bütün çağdaş uluslara paralel ve onlarla dengeli bir şekilde yürümekle birlikte, Türk toplumunun özel karakter ve bağımsız kimliğini korumaktır. “ “Biz doğrudan millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz .” “Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur .” Milliyetçilik ilkesi, milleti içtenlikle sevme, çağdaş bir toplum olarak yüceltmek, onun uğrunda hiçbir özveriden çekinmeme anlayışına dayanır.

    3) LAİKLİK :

    Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve devlet kurumlarının dini ilkelere değil de, akla ve bilime dayandırılmasıdır.

    Atatürk’e göre laiklik, çağdaşlaşmanın temeli ve gereğidir. Laik sistemde dini ve dünyevi işleri üstlenen kurumlar farklıdır. Ayrıca dini işleri üstlenen kurumlar devlet denetimine alınmıştır. Dinsizlik kesinlikle söz konusu değildir. Kısıtlanan ya da yasaklanan inanç değil, kuruluş amacından saptırılmış dini kurumlardır.

    Laikliğin Temel Amaçları :

    1. Türk milletinin çoğunluğunu cahil bırakan inançlar karmaşasına son vermek
    2. Türk kültürünü çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracak çalışmaların engellenmesini önlemek
    3. Kurumlarda bilimsel esasların yerleşmesini sağlamak
    4. Tüm vatandaşların inançlarını özgürce yaşamalarını sağlamak

    Atatürk bu konuda şöyle diyor :”Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanını emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz . Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz .”
    Laikliğin Dayandığı Temel Esaslar :

    1. Din, Allah ile kul arasında yaşanan bir bağlılıktır.
    2. Dinler uygarlığın bir ürünü olmadığı gibi, belli bir topluma da mal edilemez.
    3. Din ; devlet, fikir ve ekonomik hayata ilişkin faaliyetlerin ;akıl, mantık, bilim ve teknoloji esaslarına , kişisel ve milli çıkarlara uygun olarak yürütülmesine karşı değildir.
    4. Laiklik dinsizlik değildir. Din ile dünya işlerinin ayrılmasıdır. Kişiler vicdanlarında hürdür. Dinin amacı bireyi ahlaklı, ailesine ve yurduna yararlı insan yapmaktır

    Laikliğin Kişi ve Devlet İçin Öngördüğü Hak ve Vazifeler :

    1. Vicdan Hürriyeti : Her kişi herhangi bir dini seçmekte ve inanmakta hürdür.
    2. İbadet Hürriyeti : Bir dine inanan kişi, inandığı dinin gereklerini, merasimlerini yerine getirmekte hürdür.
    3. Dinin Görevi : İnsanları kişisel olarak Allah’a doğrudan bağlamaktır.Laiklik, dinin bu görevini yapmasına imkan tanır. Devlet; dini inancı olanların, kendi seçtikleri dinin gereklerini yapmada ya da yapmama serbest olmalarını sağlar.
     Din görevlilerinin dünyevi ve dini faaliyetleri bilecek, dini esasları doğru olarak öğretecek yeteneklere sahip olmalarını kontrol eder.
     Her türlü taassubu, boş inancı, gerçeğe aykırı inanışları kontrol altında tutarak, her türlü baskıyı mezhep ve din çatışmalarını önlemekten sorumludur
    4. Devletin Görevi : Devlet, ibadetin güvenliği ve toplum kurallarına aykırı olmamasını sağlar.

    4) İNKILAPÇILIK :

    Atatürkçülün inkılapçılık anlayışı, zamana göre geri kalan kurumların ortadan kaldırılarak yerine ilerlemeyi, gelişmeyi kolaylaştıracak kurumların konması esasına dayanır. Yenileşmeyi izleyemeyen milletlerin yaşamında çöküş başlar. Bu çöküşü önlemek, topluma çağdaş niteliğini kaybettirmemek için yeniliklere açık olmak gerekir. Bu yönüyle inkılapçılık sadece inkılapları savunmayı değil, geliştirmeyi de ifade eder. İnkılapçılık ; milletin en yüksek medeni gereklere göre ilerlemesini temin edecek yeni kurumları korumak ve savunmaktır. İnkılapçılık çağdaşlaşma yönünde daima ileriye gitmektir.

    Atatürk inkılaplar hakkında şöyle demektedir : “ İnkılap var olan müesseseleri zorla değiştirmek demektir. Türk son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine , milletin en yüksek medeni gereklere göre ilerlemesini sağlayacak yeni müesseseleri koymuş olmaktır. “

    5) HALKÇILIK :

    Ülkeyi ayrıcalık meselelerinden ve sınıf kavgalarından koruyan bir ilkedir. Halkçılığı oluşturan iki unsur vardır ; demokrasi ve sosyal eşitlik. Demokrasi prensibi halkçılık ilkesinin doğal bir sonucudur. Yani irade ve egemenlik devlet içerisinde halka aittir. Halkçılık prensibi, anlayış olarak eşitliği öngörür. Hukuk önünde hiçbir zümre ayrıcalıklı değildir. Halkçılığın reddettiği unsur, sınıf farkı ve sınıf mücadelesidir. Atatürk Türk toplumunda sınıflar arasındaki mücadeleyi ve sınıfların çıkar kavgasını kabul etmez . Halkçılık ilkesi, kaynakları ve savunduğu ilkeler nedeniyle milliyetçilik prensibiyle de yakından ilgilidir. Milliyetçilik ilkesinin doğal sonucu olarak kabul edilir.

    “ Türkiye halkı, ırksal ve dinsel veya kültürel yönden birleşmiş, bir diğerine karşı, karşılıklı hürmet ve fedakarlık hisleriyle dolu ve kaderi, geleceği ve çıkarları ortak olan bir toplumdur.” ( K .Atatürk )


    6) DEVLETÇİLİK :

    Atatürk döneminde ülkemizde uygulanmış olan sosyal, kültürel ve özellikle ekonomik kalkınmanın niteliklerini belirten politik bir uygulamadır. Kapsam olarak devletçilik , devlet yetkilerinin gerekli görülen alanlarda kamu çıkarları için arttırılmasıdır. Yeni Türk Devleti ekonomik bakımdan süratle kalkınmak zorundaydı. Bu zorunluluk ülke koşullarında devletin müdahalesini zorunlu kılmıştı. Esasları Atatürk tarafından belirlenen devletçi ekonomi uygulaması 1933 yılında başlar. Bu uygulama 1933-1938 yılları arasında başarıyla uygulanır. Bunun bir parçası olarak da 1. beş yıllık kalkınma planı başarıyla gerçekleştirilir. Devletçilik ilkesinde devlet; ekonomik ve sosyal kalkınmanın temel etkeni, hareket ettirici gücüdür. Devletçilik özel teşebbüsü ve devlet işletmeciliğini birlikte dengeli bir biçimde ele alır.

    Atatürk devletçiliği, kişisel çalışma ve faaliyeti esas tutar. Bununla birlikte, mümkün olduğu kadar az zaman içinde dinamik ideale kavuşmak için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gereğine göre, bütün işlerde özellikle ekonomik alanda, devletin fiilen ilgilenmesini benimser. Devletin fiilen ilgilenmesi; yapma, yaptırma, yönlendirme, teşvik, yardım etme, yapılanları düzenleme ve kontrol etmek anlamlarına gelir. Atatürkçülükte devletçilik ; “Sosyal, ahlaki ve millidir.” Bu yönden siyasi nüfuz ve kudrete, egemenliğe sahip olan devlet dinamik ideale ulaşmada, egemenliğin sağladığı gücü sosyal, ahlaki ve milli niteliklerin yönlendirdiği doğrultuda ve çerçevelediği sınırlar içinde kullanmalıdır.

    Devletin kendini daha güçlü yapacak “İçte ve dışta millet işlerini gördürebileceği yüksek kabiliyetli vatandaşlara ihtiyacı vardır... Devlet tüm vatandaşların, herhangi bir sanat ve meslekte, zamanımızdaki ilerlemelerin gerektirdiği derecede başarılı olması ile ilgilenir. Bu nedenledir ki vatandaşların öğretimi, eğitimi ve sağlığı ile ilgilenmek zorundadır... “

    Atatürkçülükte;” toplum yararına hizmet eden kuruluşların çoğaltılması, devletin önemle göz önünde tutacağı bir meseledir. Bu sayede kar amacını güden faaliyetler sınırlanmış olur. Bu durum vatandaşlar arasında ahlaki dayanışmanın gelişmesine yardım eden önemli bir etkendir. “ Ayrıca “milli gelirin dağılımında, daha mükemmel bir adalet ve emek sarf edenlere daha yüksek refah sağlanması ;milli birliğin korunması için şarttır. Bu şartı daima göz önünde tutmak milli birliğin temsilcisi olan devletin önemli vazifesidir. “ Vatandaşlar arasında bağlılığın güçlenmesi milli birliği de güçlendireceğinden Türkiye’de “herkes herkes içindir.” Anlayışına uygun olarak sosyal ihtiyaçların sağlanmasında devletin yakın ilgisi vardır.


    BÜTÜNLEYİCİ İLKELER

    A. MİLLİ EGEMENLİK :

    Bu kavram genel olarak millet iktidarı, millet otoritesi anlamını karşılar. Başka bir tanımla ülke içindeki en üstün gücün millete ait olduğunun kabul edilmesidir. Bu milli egemenliğin iç görünüşüdür.Dış görünüşü ile milli egemenlik ise, devletin dış devletlere karşı bağımsızlığını, özgürlüğünü ve bütünlüğünü ifade eder.

    B. MİLLİ BAĞIMSIZLIK :

    Hür ve müstakil yaşamayı, dış devletlere karşı millet birlik ve beraberliğini ifade eder. Devletler hukukuna göre milli bağımsızlık, bir başka devlete ya da uluslararası bir kuruma bağımlı olmamak demektir. Atatürk Türk Milleti’nin bağımsızlığına ayrı bir özen göstermiştir. “ Türk milleti yüksek haysiyet ve kabiliyettedir. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır. Dolayısıyla ya istiklal ya ölüm!” Atatürk bu sözleriyle milli bağısızlığı Türk milletinin bir karakter özelliği, bir varoluş sorunu olarak yorumlar.

    C. MİLLİ BİRLİK ve ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜ :

    Bu ilke milliyetçilik ilkesine bağlı bir prensiptir. Çünkü milliyetçilik ilkesindeki ortak yaşam, ortak amaçların ifadesidir. Devleti oluşturan iki temel unsur vardır. İnsan ve ülke bu iki kavram devlete karakter ve niteliğini kazandırır. Bizim devletimiz milli devlet görünümündedir. Devletimize bu yönünü kazandıran da milli bilinç, milli beraberlik ve bütünlüğünü koruyan vatandır. Bun da ifade eden prensip milli birlik ve ülke bütünlüğü prensibidir.

    D. BİLİMSELLİK ve AKILCILIK :

    Devletimiz yaşamda kendisine pozitif bilimi rehber edinmiştir. Devlet kurumları görev yaparken ilmi verilere uymak zorundadır. Devletin ve toplumun sosyal, kültürel ve siyasi hayatında bilimin verilerine göre hareket edilecektir.
    “ Milletimizin siyasi, sosyal hayatında, fikir terbiyesinde rehberimiz ilim ve fen olacaktır. Her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek en gerçek rehber ilimdir, fendir, ilim ve fennin dışında rehber aramak gaflettir, cehalettir. “

    bilimsellik prensibini tamamlayan unsur da akılcılıktır. Akılcılık; gelişmek, güçlenmek için bir yol, metoddur, maddi ve manevi tüm işlemlerin akıl süzgecinden geçirilmesidir. Aklın rehberi de bilgi ve ilimdir.Yani bu iki kavram bir bütünsellik içerisindedir.

    E. ÇAĞDAŞLAŞMA ve BATILILAŞMA :

    Prensip olarak bilim ve tekniğin bugünkü şeklini, çalışma sistemini, onu yaratan zihniyeti almak demektir.Yeryüzünde iki temel medeniyet vardır. Doğu ve Batı medeniyetleri iki ayrı felsefe, düşünce ve yaşam tarzıdır. Batı medeniyeti evrensel olup tüm insanlığın ortak malı kabul edilir.Ve bugünkü durumuna gelmesinde en önemli temeli ise hürriyettir.Doğu medeniyeti ise Japon, Çin, Hint ve İslam medeniyetlerinden oluşur. Batı medeniyeti Hıristiyanlığın değil hür düşüncenin eseridir. Öyle olmasaydı 15. ve 16. yüzyıllarda yaşayan bilim adamları aforoz edilip, işkenceye maruz kalmazlardı. İki medeniyet arasındaki farklar ise şöyle açıklanır ; Batı medeniyeti şekil ve maddeye dönüktür. Doğu medeniyeti ise ruh, mana gibi konular üzerine yoğunlaşır. Batı medeniyeti dışa, Doğu medeniyeti içe dönüktür. Batı düşüncesi sitemli, doğu düşüncesi ise dağınık ve sistemsizdir.

    F. İNSAN SEVGİSİ ve İNSALIK :

    Atatürkçülüğün özelliklerinden biri de insan sevgisi ve insana verdiği değerdir. Bu sevginin temeli millet sevgisine dayanır. Ancak kendi milletini severken, diğer milletleri hor görmeyi gerektiren bir sevgi değil aksine, tüm insanları sevmeyi, insanlık kavramına bir bütün olarak saygı göstermeyi gerektiren asil bir duygudur.Atatürkçü düşünce sisteminde insan ilişkilerinin özel bir yeri vardır. Bu ilişkide sonsuz kin ve düşmanlığa yer yoktur. Bu ilişkinin özünde insana güven ve insani sevgi yatmaktadır. “Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. “ K. Atatürk
     
  2. sevimli

    sevimli "İyilik büyüktür, küçükte olsa" Üye

    Katılım:
    2 Mart 2007
    Mesaj:
    562
    Alınan Beğeniler:
    2
    Ödül Puanları:
    16
    Bir Ülke Bir Bayrak 100 Soru

    :-X
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş