www.devo.com.tr adresinde öğretmenler gününe özel eğitim materyallerinde çeşitli indirimler vardır.

Merhaba Ziyaretçi

testkutusu

TRT 4 "Gelecek Eğitimle Gelecek" programının Değerlendirme Raporu

'Seminer Çalışmaları' forumunda sosyalci tarafından 25 Haziran 2007 tarihinde açılan konu

  1. sosyalci

    sosyalci Çalışkan Üye Üye

    Katılım:
    21 Ocak 2007
    Mesaj:
    470
    Alınan Beğeniler:
    4
    Ödül Puanları:
    18
    TRT 4 "GELECEK EĞİTİMLE GELECEK"ADLI SUNULARININ DEĞERLENDİRME RAPORU

    Değerli eğitimciler,sevgili anne babalar bu çalışma; Milli Eğitim Bakanlığının seminer çalışması çerçevesinde hazırlamış olduğu ve TRT 4 kanalında 18.06.2007 ile 22.062007 tarihleri arasında yayınlanan “gelecek eğitimle gelecek” programının ardından “eğitim yuvası” internet sitesi üyelerinden sevgili “goncagül78” rumuzlu üye ile ortak hazırlamış olduğumuz bir rapordur.

    Bizler programı izlerken çok şey öğrendik ve belleğimizde var olan bilgi birikimlerine taze bilgileri ekleme sevinci ile bu raporun tüm eğitimci ve anne babalara faydalı olması dileğiyle……İbrahim KAYA

    1.Gün 18.06.2007
    Konu: 1-Açılış Konuşması,2-Okullarda Şiddet ve zorbalığın önlenmesi ve PDR hizmetlerinin rolü
    Konuk: Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK Millî Eğitim Bakanı- Prof. Dr. Uğur ÖNER

    *Giriş:
    Milli Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik, programın bu ilk gününde daha çok okul öncesi eğitimin önemine değinmiştir. "Ağaç, yaşken eğilir." atasözünü "Ağaç, yaşken doğrulur." sözüyle 48-72 ay zekanın en üst düzey olduğu dönemin önemini vurgulamış ve eğitimin anne karnında başlayıp ölüme kadar devam eden bir süreç olduğunu söylemiştir.
    Doç. Dr. Sayın Hüseyin ÇELİK, daha sonra şu bilgileri aktarmıştır.
    Biz şuna inanıyoruz 7 yaş eğitim için geç bir yaştır.
    Bütün Eğitim Bilimcileri buna inanıyor çünkü okul öncesi eğitimde özellikle 48 aylıktan 72 aylığa kadar olan 4-5-6 yaşları çocukların zekâ gelişim hızının maksimum olduğu en üst sınırda olduğu dönemlerdir. Yani çocuğun adeta o dönemlerde zekâsı şekilleniyor o dönemlerde kişiliği şekilleniyor. Dolayısıyla bu şekillenme aşamasında yumuşacık bir hamurken bizim onu adam akıllı bir forma sokma gibi bir şansımız var. Hani bizde hep “Ağaç yaş iken eğilir.”derler ya aslında bunu belki de tersine çevirmek lazım “Ağaç yaş iken doğrulur.” dememiz lazım. Biz çocuklarımızı eğmeyelim. Onları doğrultalım ve doğrultmanın yolu ve onun yöntemi okul öncesi eğitimidir. Dolayısıyla 48-72 ayları mümkünse daha erken başlayalım. Daha öncesinden başlatmak bence çok çok daha anlamlı hani beşikten mezara kadar ilim diyoruz ya bizim kültürümüzün özünde de bu var .Dolayısıyla biz eğitimin hayat boyu devam eden bir süreç olduğunu düşünüp hayat boyu derken o anne karnındaki cenin can kazanmaya başladığı andan ölümüne kadar eğitim bir süreçtir ve sloganımız şudur: “ Herkese, her yerde ve her zaman eğitim”.
    İşin bir başka tarafı malumunuz bu taşımalı eğitimden sonra köy okullarımızın çok önemli bir kısmı boşa çıktı ve bizim 81 ilin valiliğine gönderdiğimiz genelgede bu okulların ölüme terk edilmemesi, mutlaka onarılarak bir şekilde eğitim faaliyetinde kullanılması eğer o köyde biz 1.2.3. sınıftaki çocukları tercihen taşımak istemiyoruz. O yaşlardaki çocukları 20km öteye yerine göre 30km ye her sabah taşımanın doğru olmadığına inanıyoruz. Eğer köyde 10 tane bile öğrenci varsa biz orada okulumuzu açık tutalım. Okulun bacası tütsün çünkü her okul bulunduğu köyde bulunduğu mezrada bir deniz feneridir. Orda bir öğretmenin bulunması şehrin özellikle o yerleşik biriminin sosyo-kültürel yapısı açısından son derece önemlidir. 10 öğrenci bile varsa 1 öğretmen gönderip ilköğretim okulunu açık tutuyoruz. Diyelim ki burada ilköğretim çağına gidecek çocuk yok ama anasınıfına gidecek 10 tane çocuğumuz varsa ve gönderdiğimiz genelgede onu söylüyoruz diyoruz ki orda anasınıfı açalım diyelim ki bu da yok. Köydeki kadınlarımıza kızlarımıza beceri kursları açalım ama mutlaka bu okullarımızı onaralım ki kaymakamlarımız bu konuda çok güzel çalışma yapıyorlar valiliklerinin öncülüğünde.

    *Okullarda Şiddet ve zorbalığın önlenmesi ve psikolojik danışma rehberlik hizmetlerinin rolü
    Prof. Dr. Uğur ÖNER
    Okullarda özellikle anasınıfından liseye kadar uzanan süreçte çocukların çoğunda zorbalık davranışları görülür. İlk başlarda fiziksel olarak görülebilen bu zorba davranışları zaman içinde şekil değiştirerek psikolojik zorbalığa dönüşür.Zorbalık çeşidinde cinsiyet de bir etkendir. Kızlar genelde dedikodu yapma,gruptan dışlama,hakaret şeklinde sözel ve psikolojik zorbalıklara başvururken erkekler genelde güç gösterisi haline getirdikleri fiziksel zorbalığı tercih ederler.
    Zorbalık kavramı içinde başka kavramlara da mevcuttur. Başta zorbalığı yapan kişi Zorba, zorbanın şiddetinden etkilenen kurban ve bütün bu olup biteni dışardan izleyen sessiz tanık mevcuttur.
    Zorba genelde ailesinde şiddeti sıkça gören ve ondan etkilenen ve zorbalık uygulayacağı kişiyi önceden belirleyip onu insanların gözü önünde küçük düşürmeyi amaçlayan kişidir. Unutulmaması gereken husus zorbalık planlı yapılan bir eylemdir.
    Kurban zorbanın nefret ettiği insanların gözünde değerli ya da derslerinde başarılı kişiler olabiliyor. Genelde zorbadan fiziksel olarak zayıftır.Güçlü olsa bile karşısındakinde daha mantıklı hareket etmek için onun hareketlerine cevap vermez. Kurban ya okulda popülerdir ya da çok saygılı bir öğrencidir.Sessiz tanık ise zorbanın tüm faaliyetlerini izleyen ve buna tepkisini koymayan bireydir. Bu kişi ya kurbanın arkadaşıdır ya da zorbanın arkadaşıdır. Olaylara müdahale etmez ama zaman içinde bu durumdan dolayı psikolojik sorunlar ortaya çıkara.
    Zorbalık anasınıfından itibaren ortaya çıkan bir olgudur. Anasınıfında paylaşım yapmama, işbirliğine yanaşmama ve öğretmenin görmediği ortamlarda diğer arkadaşlarına zorbalık uygulamaktadır. Bu noktada rehberlik öğretmeniyle yapılacak çalışmalar neticesinde öğretmen-veli işbirliğine gidilerek bu zorbalığı ortadan kaldırmak mümkün olabilir.
    Zorbalığı arttıran bir diğer etken de öğretmenin sınıfta zorbalık uygulamasıdır. Bu zorbaya daha da güç verir. Ve davranışlarına haklılık kazandırır.
    Velilerinde en büyük sorunu çocuklarının okuldan sadece ders anlamında bir şeyler kazanmasını bekliyorlar. Okula gelen veliler genelde çocukların dersini sorar. Paylaşımını, tutumunu soran veli çok azdır. Kısacası veli sadece bilişsel gelişimle ilgilenir.
    Son zamanlarda televizyonlarda artan düzeysiz çocuk programlarından da çocuk olumsuz etkilenmekte ve bu davranışlar sınıfa taşımaktadır. Bu durumda veli ve öğretmen işbirliğine gidilerek çocuklara bu davranışların zararlı olduğu hissettirilmelidir. Bu programları izlemenin önüne geçilmelidir.
    Okul öncesi eğitimde rehberlik ülkemizde yaygın değildir. Sadece bazı özel okullarda mevcuttur. Okul öncesinde rehberlikle yapılan çalışmalarda çocuk tuvalet eğitimde, yeme içmede yaşanan sorunlarında, büyükleriyle iletişim kurmada sorunları olduğunda hemen müdahale edilerek gelişimini etkilemeden sorunun çözümüne ulaşılabilinir.Sorunları düzeltmenin tek yolu rehber öğretmen, veli ve öğrencinin işbirliği içinde sorunun çözümüne gidecek davranışları uygulamasıdır.
    Sınıf ortamı kesinlikle sadece ders ortamı olara değil gelişim ortamı olarak değerlendirilmelidir. Gelişim fiziksel, psikolojik ve bilişsel olarak değerlendirilmelidir. Zorbalığın sadece çocuksu davranışlar olduğu sanılmaması için çocuklar gözlem altında tutulmalı ve davranışları kontrol edilmelidir. İllaki fiziksel bir davranış beklenmemeli. Sözel olarak; lakap takma, hakaret etme, özellikle de topluluk içinde küçük düşürücü laflar söylemenin de zorbalık olduğu unutulmamalıdır. Bunların önüne geçmekteki en önemli faktör olan öğretmende sınıfta zorbaca davranmamalı ve zorbalığın gereksiz bir davranış biçimi olduğunu sınıfına anlatabilmelidir. Eğer sorunu çözmede zorlanıyorsa bu noktada rehberlik hizmetlerine başvurmalı ve aileyle birlikte koordineli bir çalışma yürüterek çocuktaki zorba davranışları ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır.

    2.Gün: 19 Haziran 2007 Salı
    Konu: Çocuklarda sosyal ve duygusal gelişim
    Konuk: Prof. Dr. İsmihan ARTAN (Hacetepe Üniversitesi)

    Çocuklarda duygusal ve psikolojik gelişim anne karnında başlar.Ancak dış ortamla bağlantısı doğumdan itibaren kendini gösterir.Bebeklerin yüz ifadeleri,ağlama tonları anne tarafından tanınır ve bebeğin ne istediği anlaşılır.Bu arada duygu kavramı da oluşuyor.Duygu,kişinin herhangi bir olay karşısında statik dünyasında oluşturduğu durumdur. Aslında bireyler anne karnındayken sosyalleşme süreci de başlamış oluyor. Bebek kız ise pembe kıyafetler alma, erkek ise mavi kıyafetler alma da bir sosyalleşme örneğidir.Bunun yanında onları severken kullandığımız ifadelerde birer örnek sayılabilir.Aslan oğlum,güzel kızım vb.
    Sosyalleşmenin yanında zamanla çocuklarda korku kavramı da gelişir.Korku bilinmeyen bir duruma verilen tepkidir.Korkular çok erken yaşlarda başlar.Bebeklerin yatakta bırakılmaları,elektrikli süpürgenin sesinden korkma bunlara sayılabilir.Duygular mekanın paylaştığı insanlarla da paylaşılır.Annenin korktuğu bir durumdan zamanla çocukta korkmaya başlar.Annesi sinekten korkan çocukta sinekten korkmaya başlar.Aynı şekilde evde izlediği bir filmde berberin katil olduğunu gören çocuk iki gün sonra berbere gitmekten korkar,eğer bunun nedeni araştırılıp çocuğa izlediğinin sadece rol olduğu anlatılmazsa çocuk bu korkuyu hayatı boyunca taşır.Ya da komşumuz bize evine giren bir hırsızı anlatırken çocuğumuz kulak misafiri olmuşsa ileriki zamanlarda hırsızlardan da korkmaya başlar.
    Okul öncesi dönemlerde ve çocukluk döneminde görülen en büyük sorunlardan biri yalandır. Ancak bilinmesi gereken nokta okul öncesinde çocuğun hayal dünyasının çok geniş olduğudur. Çocuk bu dönemde herkesin dünyayı kendi gördüğü gözlerle gördüğünü düşünür ve ona göre hareket eder.Yani bu zamanlarda söylenen yalan değildir aslında.Sadece hayal dünyasının yarattığı etkidir.Bazı çocuklarda ilgi çekmek için yalan söyler.
    Bumda unutulmaması gereken husus çocuğun neden yalan söylediğinin temelini doğru tespit edip ona göre davranabilmektir.
    Tekrar korku kısmına dönersek birçok ana-baba “Çivi çiviyi söker” inancıyla hareket edip buna göre davranıyorlar. Örneğin ilk defa denize girecek bir çocuğu ebeveyninin aniden suya sokması,ya da evde baş edemediğimiz bir durumda “seni polise söyleyeceğim kessin” sözleri çocukta o varlıklara yada olgulara karşı korku oluşturmaktadır.
    Başta da belirttiğimiz gibi gelişim aslında anne karnında başlıyor. Bebek anne karnındayken annesinin ruh durumuna göre salınan hormonlar annenin kanından göbek bağı yardımıyla bebeğe geçiyor.yani bebek dış dünyaya anneyle aynı tepkiyi veriyor.Yabancı ülkede hamileliğini geçiren bir anne bebeğini kendi ülkesinde yetiştirirken birkaç yıl sonra bebeğinin kaldığı ülkedeki yabancı kelimeleri konuşmaya başladığını görüyor.

    *TUVALET EĞİTİMİ
    Ebeveynlerin en çok zorlandıkları konuların başında tuvalet eğitimi gelir.Bunun nedeni tuvalet eğitimine başlamak için ebeveyn kendisinin hazır olmasını bekler.Burada önemli olan çocuğun hazır olmasıdır.Tuvalet eğitiminde uygun zaman belirlenmelidir. Kesinlikle sıkıntılı ve stresli bir zamana denk getirilmemelidir. Çocuk çişinin ya da kakasının geldiğini söylemeye hazır mı? Altını ıslatmadan 1-2 saat kalabiliyor mu? Bütün bunlara bakılarak tuvalet eğitimine başlanmalıdır.Bazı ailelerde daha tuvalet eğitimine başlamadığı çocuğunun arkasından hemen çocuk yapmakta ve sırf bez masrafı olmasın diye büyük çocuğu acele bir şekilde tuvalete alıştırmaya çalışmaktadırlar.
    Tuvalet eğitimi esnasında mutlaka yardımcı bir aparat kullanılmalıdır.Bu lazımlıkta olabilir klozetlere takılan adaptörlerde olabilir.Çocuk tuvalete alıştırılırken mutlaka yanında olunmalıdır.Asla yalnız bırakılmamalıdır.Eğlenceli oyunlar oynanabilir yada onu motive edici sözler söylenebilir.Zamanla çocuk kendine güven kazanacak ve tuvalete tek gitmek isteyecektir.

    *ÖFKE NÖBETİ
    Çocukta kalıcı davranış değişikliği sağlamak için her ebeveynin farklı yöntemleri vardır. Kimi güzel davranışında ödüllendirir kimisi de kötü davranışta ceza verir.Ama çoğu ebeveyn için ödülle disipline etmek çok daha kolaydır. “yemeğini yersen çikolata alacam sana,yatarsan yarın parka gideceğiz vs..” Ancak bunlar yoğun şekilde uygulanırsa zamanla çocuk bunları kullanmaya başlayacaktır.Aynı şekilde ceza da yoğun şekilde kullanılmaya başlanırsa bu çocukta sinir ve inada sebep olacaktır.
    Çocuklarda öfke kavramı 2 yaşından itibaren ortaya çıkar.Aile çocuğu korumak için bazı şeyleri engellemeye çalışır,çocuk da buna öfkeyle karşılık verir. 3 yaşından itibaren de yoğun öfke nöbetleri yaşanmaya başlanır.
    Aileler genelde öfke nöbetlerine karşı kayıtsız kalıp-kalmamak arasında gider gelirler.Her öfke nöbetinde çocuğun istediği yapılırsa çocuk bunu kullanmaya başlar.Küçük yaşlarda bu öfkeyi başka alanlara kanalize etmek gerekir.
    Anne-baba bu dönemde kararlı ve tutarlı olmalıdır.Anne-baba arasında tutarsızlık olursa çocuk ikilem yaşamaya başlar.Konulan kurallar anayasa gibi olmalıdır.Sabit ve değişmez.Aileler de genellikle büyük çocuklardan fedakarlık beklemektedirler.Kardeşinin eksiklerini ondan alarak tamamlarlar.Bu durumda büyük çocuk küçüğe karşı bir hırs besler.Çünkü onun yüzünden özel hayatına girilmiş ve eşyaları elinden alınmıştır. Bunun yerine yeni bebeğe beraberce hazırlanmak,hazırlıklarda ona da söz hakkı vermek ve iki çocuğu birbiriyle asla kıyaslamamak çocukların sağlıklı bir psikolojiyle gelişmesini sağlar.


    *ÇOCUK VE OKUL
    Tüm anne-babaların ortak sorunu çocukların birinci sınıfa giderken yaşadığı korkuyu nasıl ortadan kaldıracağıdır. Geçen yıl yapılan uygulamayla birinci sınıflar bir hafta okula erken başladılar ve bu dönemde okula alışmaları sağlandı. Burada esas görev okul başlamadan önce anne-babaya düşüyor.Okulun bir eğitim ortamı olduğunu,korkulacak bir şeylerin olmadığı çocuğa anlatılmalıdır.Okul başladığı zamanda yanında olduğunu göstermek için de bir süre yanında kalıp ona destek olunmalıdır.Bazı aileler bu dönemde başka bir çocuk yaptıkları için çocuk ilgisiz kalmaktadır.Ve okul korkusunu tek başına yenmeye çalışmaktadır.
    Okula alışma evresinde öğretmene düşen görev ve sorumluluklar da çoktur.Havaların hala sıcak olduğu bir zamanda sokakta oyun oynayacağına ve aklında sürekli oyun olan çocuğa yumuşak şekilde davranmalı ve alışma evresini rahat geçirmek için sınıf etkinliklerini oyun havası içinde yapmalıdır.Burada tüm sınıf kuralları beraber koymalı ve kuralların amacı açıklanmalıdır.Bu arada ikiz kardeşlerin aynı sınıfa konması da sakıncalıdır.Aynı sınıfta olunca mutlaka kıyaslanacaklar ve birbirlerinde hata arayacaklardır.
    Okulda bazı arkadaşlarında gördüğü eşyalara özenip ona sahip olmak için çalan bir öğrenciye herkesi gözü önünde hırsız demektense , “kim yanlışlıkla almış ” denilerek bilinçsiz yaptığı hissi verilmelidir.Daha sonra çocuğa yaptığının yanlış olduğu anlatılarak bu konuda eğitici masallar ya da sınıf içinde eğlenceli drama çalışmaları yapılabilir.
    Öğretmen ve ebeveynler verdikleri cezalarda kararlı olmalıdırlar.Yapabilecekleri cezaları vermeliler. Yaptığı bir davranıştan dolayı çocuğuna kızan bir annenin “sana 1 ay televizyon izlemek yasak” cezasının kaç gün uygulanabileceği tartışılır.
    Sonuç olarak aile-okul-çocuk bir bütündür.Aile sadece okuldan çocuğu için akademik başarı beklemelidir. Çocuğunun duygusal ve ruhsal gelişimi için de işbirliği içinde olmalıdırlar.

    3.Gün: 20 Haziran 2007 Çarşamba
    Konu: Çocuk ruh sağlığı ve davranış bozuklukları
    Konuk: Prof. Dr. Selahattin ŞENOL
    Okul öncesi dönemde çocuğun evdeki hareketleri izlenmelidir. Bu izlenimler sonucu danışmana başvurulmalıdır ve karşılaşılan sorunlar uzman kontrolünde çözülmeye çalışılmalıdır. Erken yaşta tanımlanacak zeka geriliği yâda hormon bozukluğu ebeveynler için yetiştirme döneminde yardımcı olacaktır.
    Bir birey beyninde 80-100 milyar beyin hücresiyle doğar.18-20 yıllık bir ergenlik sürecinden sonra olgunlaşıyor. Tüm ebeveynlerin hatası kendi çocukluklarını unutmasıdır. Eğer o dönemleri daha iyi hatırlayabilseydik çocuklarımızı daha iyi anlayabilirdik.Beyin duygusal ve ruhsal kontrol merkezidir. Çocuk aniden 18 aylık dönemde hırçınlaşmaya başlar. Bunun arkasında sebepler aranmalıdır. Beyne bir darbe aldığı düşünülerek buna göre doktora gidilmelidir

    *OKUL ÖNCESİNDE KARŞILAŞILAN BAŞLICA SORUNLAR
    Uyku bu dönemde yaşanan en büyük sorunlardan biridir. Burada yaşanan en önemli sorun yatak ayırmadır. Çoğu ebeveyn doğumdan 1 yaşına kadar çocuğu başka bir odada başka bir yatakta yatırırken, 1 yaşından 6 yaşına kadar kendi yataklarında yatırırlar. Unutulmaması gereken husus çocuğuna empati kuramayan, bencil varlıklar olduğudur. Anne-babasını yanında ister. Özellikle çocuğunu bakıcıya bırakan çalışan ebeveynler çocuğuna yeterince vakit ayıramadığını düşünerek bu tuzağa düşerler ve çocukların isteklerini yerine getirirler. Bazı ebeveynlerde çocuğun üstünü örtemeyeceğini yada akşam ağlayacağını düşünerek yanında yatırır.Eğer ebeveynler çocuğun ileride kendi kararını veren bilinçli bir yetişkin olmasını istiyorlarsa bazı durumlarda kendilerini geri çekmeleri lazımdır.
    Çocuklarda uykuyla yaşanan bazı sorunlar vardır.Diş gıcırdatma,gece uyanması yada gece yürüme olabilir.Diş gıcırdatma yoğun olarak görülen bir rüyanın ya da kabusun dışa vurumudur.Gece uyanması ve gece yürümesinde çocuk aniden uyanır ve birkaç dakika sonra derin uykuya dalar.Bu durumlar ergenlik döneminde ortadan kalkar.Ama özellikle diş gıcırdatması yaşayan çocuklarda gün içinde yaşadığı olaylar gözden geçirilmelidir.Bakıcı elinde bırakılan çocuklarda özellikle dikkat edilmelidir.
    Eğer çocuk uykuya dalmada sorun yaşıyorsa; yanında kalıp masal anlatılabilir ya da yatarken süt içmesini sağlamak gerekir.

    *AİLESİZ ÇOCUKLAR
    Yetiştirme yurdunda büyüyen çocuklarda görülen sorunların temelinde bebeklik döneminde ki sevgi eksikliğidir. Bu dönemde anne sütü ile beslenmeyip anne şefkati alamayan çocuk eksik bir şekilde büyür. Çocukların yetiştiği kurumların iyi yetişmiş elemanlardan ve çocuk sorunlarında empati kurabilecek yetenekteki personelden oluşmalıdır. Tüm bunlar sağlanamıyorsa da ya çocuklar evlat verilmeli yada koruyucu ailenin denetimine verilmelidir.
    Bu çocukların öğretmenleri çocukların dış dünyayla bağ kurmaları için onları sosyal etkinliklerin içine çekmelidir.Bunun yanında olumlu düşünmelerini sağlayacak gevşeme egzersizleri yaptırılmalıdır.Genel becerilerini geliştirmek için de rehberlik hizmetinden faydalanılmalıdır.

    *ZİHİNSEL SORUNLAR
    Bir çocuğun zihinsel sorunlarla doğmasındaki en önemli etken kalıtımsaldır.Kalıtımın yanında annenin geç gebeliği,radyasyona maruz kalma, kromozomların ayrılmaması , hormonların yeterince salınmaması da sayılabilir.
    Okul öncesi dönemde ebeveynler çocuktaki anormallikleri fark edemeyebilir. Karşılaştıracakları çocuk olmayınca sorunun farkında olmazlar. Okula başladıklarında öğretmen çocuktaki bu farklılığı fark edince veliyle iletişime geçip uzman kontrolünde sorunun üstüne gidilmelidir.
    Zaman içinde açılır düşüncesiyle beklemek yanlış olur. Ergenlikte çözülemeyecekse sorunlara yol açılabilir.
    Çocuğun sorunu araştırılırken ev ortamı ve büyüme tarzı iyice incelenmelidir.Hiperaktiviteye sahip çocuklarda genel olarak yerinde durmamaktadır. Var olan enerjisini boşaltmak için veli evi çocuğa göre öğretmen de sınıfı çocuğa göre düzenlemelidir. Çocuğu en ön sıraya oturtulup, tahtayı ona sildirebilir.Eğer bu sorun da bu dönemde tedavi edilmezse ileride sorunlara yol açar.
    Ebeveynlerin yaşadığı en önemli sorulardan biri de yemek ve uyku zamanı çocuğun her zaman “hayır” demesidir. Zihinsel gelişimi normalin altında olan çocuklar “hayır” diyemeyeceği için bu sorun olarak görülmemeli ve çocuğun normal bir zekaya sahip olduğu düşünülerek olumlu olunmalıdır.
    Yemek konusunu çözmek için de çocuğa öğünler belirlemeli ve tek çeşit yerine birçok çeşit koyup çocuğa seçme hakkı verilmelidir.Çoğu ebeveyn yemek vakti çocuğunun yemek yiyip yemeyeceğini düşündüğü için stres yapar. Onun bu stresi çocuğa da geçer. O yüzden stres yaşayan ebeveyn bunu belli etmemeli ya da yemeğe oturmamalı ve ortamı germemelidir.

    *ÜSTÜN YETENEKLİ VE ÜSTÜN ZEKÂLI ÇOCUKLAR
    PROF.DR. AYŞEGÜL ATAMAN
    Öğretmen okulu yetiştiren kurumlarda öğretmen adaylarına üstün zekâlı ve üstün yetenekli öğrenciler hakkında yeterince bilgi verilmediği için öğretmen sınıf ortamında bunları tanımakta zorlanır.
    Ülkemizde üstün zekalılarda zeka geriliği aynı orandadır.% 2-2,5 olduğu sanılmaktadır. Zekâ geriliğine sahip olan çocuklar sınıfta daha yavaş öğrenme gösterdiği öğretmen tarafından anlaşılır ve RAM’a gönderilerek kendiyle aynı sorunu yaşayan öğrencilerle eğitim alırlar. Üstün yetenekli çocuk belli bir alanda diğerlerinden farklı kavrama, hızlı ilerleme ve farklılık göstermektir. Örneğin çocuğun müziğe çok büyük bir yatkınlığı olabilir. Ama evde bir çalgı aleti yoksa yeteneği ortaya çıkmaz. Çok iyi satranç oynayacak kapasitesi olabilir ama hiç oynamazsa bu yeteneğini anlayamazsınız. Üstün yeteneklerini ortaya çıkarmak için daha ayrıntılı bir yaklaşım ve imkân sağlamalı. Üstün zekâ da normalin üstü, yüksek zekâ diye tanımlanır. Tüm insanlar arasında en ileri noktada olanlardır. IQ olarak 90’ın üstü normal, 135’in üzeri üstün zekâdır. Çocuklar için düşünürsek kendi akranlarında 3–4 yaş ileri zekâya sahip bireylerdir. Bu çocuklara şöyle davranılmalıdır. Üzerlerine çok düşülmemeli. Süper çocuk yaratmak için aşırı çaba gösterilmemeli. Yaşıtlarından daha ileri gittiği bir potansiyeli varsa o alanda desteklenmeli. Çocuk üstün olan özellikleri nedeniyle yaşıtlarından soyutlanmamalı. Üstün zekâ ya da yetenek her şeyi garanti etmiyor. Bazıları keşfedilmeyip kaybolup gidiyor.
    Öğretmenler bu çocukları sınıfta bastırmaya çalışmamalı. Bastırılan çocuk zamanla zekâsını kullanmaz. Öğretmen ondan daha detaylı projeler istemeli ve sınıfta onu kendisine yardımcı olarak seçmelidir. Böylece arkadaşlarının öğrenmesine yardımcı olacaktır.İlköğretimde sınıf öğretmeni 5. sınıfa kadar çocuğu çok yakından tanıdığı için çocuğun yeteneğini anlayabilir. Ama ilköğretimden sonraki dönemde branş öğretmenleri çocuğu tanımadan yargılamamaları için sınıf öğretmeni burada devreye girmeli ve branş öğretmenleriyle diyalog içinde olunmalıdır.

    *KURAL KOYMA
    Ebeveynler çocukların iyi davranışlarda bulunması için sürekli kurallar koyarlar. Aslında istedikleri iyi ve kötü davranışlara kod koyup bu kodlardan sadece iyi olanı kullanmalarını isterler. Ancak okul öncesi dönemde bu konuda pek başarılı olamıyorlar.
    Ana sınıfı ailenin yaşadığı stresten ve fiziksel yorgunluktan aileyi kurtarır. Çocuk ilk defa toplu bir ortamda olduğu için önceleri şaşırır. Ancak zamanla kurallara alışır ve bu kuralları evinde de uygulamaya koymaya çalışır.



    4.Gün:21/06/2007 PERŞEMBE
    Konu: Başarılı İletişim (Yetişkin-Çocuk İletişimi)
    Konuk: Prof.Dr. Nilüfer DARICA

    İletişim bireyler arasındaki en büyük etkileşimdir.İletişim karşılıklı 2 birey arasındaki mesajlaşmadır.Ancak burada önemli olan mesajları algılayıp,doğru algılamak gereklidir.Yanlış yorumlanan mesajlar zararlı iletişime sebep olur.
    Çocuk ilk iletişimi ailesinde öğrenir.Annenin süt vermesi,ona gülümsemesi çocukla kurulan ilk iletişimdir. Zamanla çocuk süt içerken gülümsemeye başlar,basit agu sesleri çıkarmaya başlar.Çocuğun iyi bir iletişim kurması ailesine bağlıdır.
    Kişi kendini iyi tanırsa iyi bir iletişim kurabilir çevresiyle.Ailelerde genellikle küçük çocukların büyükten sonra iletişim kurması beklenir “sen sus ablan konuşsun,büyüklerin konuşurken araya girme” bu yaklaşımlar çocuğun iletişime geçmesini oldukça geciktirir.
    Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesi sonucu anne-baba ve çocuk arasında iletişim sorunu yaşanmaktadır. Bir anne aldığı telefonda sadece arama olayını bilirken 6 yaşındaki oğlu telefonun tüm özelliklerini ezbere bilmektedir. Ebeveynler çocukları anlamakta zorlanıyor.Aile çocuğun isteklerini algılamakta zorlanıyor.Kimi aile kendi kurallarını koyarak sert bir şekilde davranarak çocuğu istediği şekle sokabileceğini düşünürken bazıları da uzman görüşlerinden yararlanarak çocuğu dinler ve isteklerini yerine getirir. Çocuk bu ikinci durumu zamanla kavrar ve bunu kullanmaya başlar.Bu durumda disiplin ortadan kalkıyor. Çocuğa uygulanacak en önemli disiplin kuralı çocuğunuzu birey olarak kabul etmektir.
    Birçoğumuzun çocuklukla ilgili güzel iletişim anıları vardır. Bu iletişimler zamanla bizde davranış olarak kalabilir.
    Aileler çocuk yetiştirirken kitaplardan, seminerlerden veya uzmanlardan yararlanırlar. Bunlar teorik bilgilerdir. Aile bunları bilerek çocuğa uygularken pratik bilgilerini kendileri oluşturur. Her birey aynı değildir. Bu yüzden aynı ailede farklı yaklaşımlar olabilir. Çünkü kardeşler de birbirinden farklıdır. Mutlu ve sağlıklı ortamın temeli huzurdur.
    Anne-baba olurken sadece biyolojik hazır olmaktan ziyade psikolojik olarak da buna hazır olmak gerekir. Birçok ebeveyn hazır olmadığı için sorunlar yaşanmaktadır.

    * ÇOCUKLARDA SOSYALLEŞME SÜRECİ( Prof.Dr.Üstün DÖKMEN)

    Aileler çocuklarını sosyalleştirirken 2 farklı yöntem kullanırlar.
    1) kötü yöntem
    2) İyi yöntem .
    Kötü yöntemde anne-baba çocuğa suflörlük yaparlar.Bir tiyatrocu düşünün tiyatroda unuttuğu yerlerde suflör devreye girer ve rolünü hatırlatır.Ancak tiyatro oyunu bittikten sonra suflöründe işi biter.O orada kalır.Ancak anne-babaların yaptığı daimi bir suflörlüktür.Eğer bir çocuğa şeker uzattığınızda annesi” teşekkür etsen evladım” diyorsa bilin ki o anne bir suflördür.Aynı şekilde çocuk şeker alırken dönüp annesine bakıyorsa yine aynı şeyden bahsediliyordur.
    İkinci yöntemimizde aile sadece rehberlik rolü görüyor.Çocuğa seçenekleri sunar çocuk seçenekler içinden istediğini seçer.Aile herhangi bir yönlendirmede bulunmaz.Ancak aile burada iyi ve kötüyü anlatır.Günlük yaşamda da anadilimizi yaşayarak ikinci dilimizi sınıf ortamında öğretmenin suflörlüğüyle öğreniriz.Bu yüzden öğrenmekte güçlük çekilir.
    Anne-baba toplumsal kurallara uyarlarsa çocukta onları model alacağı için onlara uyacaktır.Suflör şeklinde yetiştirilirse 4 yaşında da 14 yaşında da 24 yaşında da 34 yaşında da anne-babasında onay bekler. Bir konserde sunucunun gelip “Haydi sanatçımızı kuvvetlice alkışlayalım” demesi de suflörlüğe örnektir.
    Ailelerin çocuklar üzerinde yaptığı en büyük baskı meslek seçimi ve evleneceği kişi seçimi. Çocuğun meslek seçiminde yapılacak en güzel yol meslekleri tanıtıp,yetenekleri ölçüsünde karar vermesine yardımcı olmaktır.Aynı şekilde evleneceği insanı ailenin seçmesi bireyin isteksiz bir evlilik yapmasına sebep olur.

    *İLETİŞİM
    İletişim anne-babanın kendine özgü tutumuyla gelişir. Aile ortamında kazanılan değerler okul ortamında kendini gösterir.İletişimde 2 unsur çok önemlidir.
    1)Göz teması kurmak
    2)Dinlemek
    Birçok anne-baba çocuklara kızdığı zaman “gözümün içine bak” şeklinde söylemesine rağmen, okulda başına gelen önemli bir olayı annesine anlatırken annesinin işine devam etmesi çocukta zamanla iletişimi azaltır. Aileler iletişim esnasında sadece karşısındakine yoğunlaşmalıdır. Televizyon izlememeli, telefonla konuşmamalı karşısındakiyle göz kontağında olmalıdır.
    Çocuklar okula başladıklarında yoğun iletişim kurarlar. Çocukla iletişim kurmak için belli bir zaman yoktur. Tanımayı, konuşmasını beklemek gerekmemektedir. Birçok anne-baba “çocukla ne konuşayım o saçma sapan konuşuyor” diye düşünür. Unutulmaması gereken çocukların çok geniş bir hayal dünyaları olduğu ve anne-baba bu hayal dünyasına bir şekilde girmeyi başarabilmeliler. Hayal dünyasıyla ilgili iletişime geçilmelidir.
    Birçok aile çocuklarını anasınıfına yollayınca ilköğretime hazır olacağını sanırlar.Bazı çocuklar diğerlerine göre geç gelişir bu durumda PDR hizmetinden faydalanmalı ve gerekiyorsa velinin onayı alınarak çocuğun anasınıfını tekrar okuması konusunda anlaşılmalıdır.
    Baştan beri söylediğimiz gibi iletişimde göz teması çok önemlidir. Bunun dışında kullanılan “ben dili-sen dili” ne dikkat edilmelidir.Bahçeden koşarak gelen çocuğunun anlattıklarını dinlemeyip üstüne bir de onu azarlamak yerine; “dur hele bir sakinleş, nefes al,neler oldu yavaşça anlat” şeklinde kurulan bir iletişim daha faydalı olacaktır.
    Geleneksel olarak bu şekilde yetiştirilmediğimiz için toplum içinde konuşmakta bile zorlanıyoruz. Üniversitedeki öğretmeni konuyu anlatıp sorulacak soru var mı? diye sorduğunda parmak kaldırmaya korkan birçok genç vardır. Bunların korkmasındaki sebep; arkadaşlarının dalga geçmesi, dersi anlamadın mı? Şeklindeki ifadelerinden korktuğu içindir.

    5.Gün: 22 Haziran 2007 Cuma
    Konu: Çocuk ve Bilgisayar oyunları, İnternet
    Konuk: Prof. Dr. Pınar BAYHAN

    *Eğitimde bilgisayar Kullanımı
    Teknolojinin bize sunduğu olanaklar vardır.Peki biz bilgisayar,İnternet ve televizyon hayatımıza ne kadar girecek,ne kadar yararlanacağız?
    Teknoloji çok hızlı ilerleme kaydetti ve bizim de onu o ölçüde kullanmamız lazım..Çocuk bilgisayarla çok erken tanışıyor ve her yerde onunla karşılaşıyor…O zaman bizim de onu eğitimde nasıl kullanabilirimin yollarını aramamız gerekiyor?

    Eğitimde Nasıl Kullanabiliriz?
    -Özellikle okul öncesinde çocuklara bilgisayar destekli eğitim verebiliriz ama bir .araç olarak kullanmamız lazım..Amacımıza uygun kullanarak ve nerede kullanmamızı bilerek onu eğitimde işler kılar hale getirmemiz lazım.
    Eğitim sürecinde bilgisayarı kullanırken şu sorulara cevap bulmamız gerekir
    1-Ne kadar sürede,2-Nerede,3-Hangi programlarla kullanacağız?
    Okul öncesi eğitimcilerin belli bir sınıf düzeyinde müzik,drama gibi etkinliklerde bilgisayarı kullanarak onu çocuğun gelişimine uygun olarak hayatına sokabilir.
    -Bilgisayar oyunları bir araç olabilir mi?
    Bilgisayar destekli eğitim ayrı bir durum ,oyunları ayrı bir durum…Bilgisayar destekli eğitim belli amacı olan,önceden öngörülen amaçlar doğrultusunda oyun içinde onu çocuğun hayatına sokmaktır.Bilgisayar oyunları ise amacı olmayan ticari kaygı taşıyan bir araçlardır ve hiçbir yararı olmadığı gibi çocuğun gelişimini son derece olumsuz anlamda etkileyebilir.…

    *Oyun Prof Dr..Haluk YAVUZER
    Oyun faaliyetlerinin çocukların hem eğitiminde hem de gelişiminde çok önemli katkısı vardır.
    Bakarsanız insan karşısındakileri en çok oyun ortamında teşhis eder,çocuğu en çok oyun ortamında tanıyabiliriz..Evdeki durumu oyun ortamında üstlendiği rol de gösterebilir….Örneğin evde şiddete maruz kalan bir çocuk oyunda oyuncak bebeğini boğma davranışında bulunabilir..Böylelikle bizler çeşitli oyunlardan yaralanarak çocuğumuzu,öğrencimizi tanıma yoluna gitmeliyiz.Doğal oyun malzemeleri aşırı hareketleri olan çocukların yumuşamasına,sakinleşmesine yardımcı olabilir.Doğal oyun malzemesiyle ailenin çocuklarını buluşturması gerekir.
    Anne babanın eğitici nitelikleri olan oyun malzemelerini,oyuncakları seçmesi gerekir ….

    Prof. Dr. Pınar BAYHAN
    *Bilgisayar ortamından çocuğu şiddetten uzak tutmak için neler yapılabilir?
    -Çocuklar meraklıdır,istediği her şeye hevesli,o zaman interneti kendi amacımıza dönüştürmek de bizim elimizde.
    Çocuğa bilgi verecek,eğlendirecek yararlı onun gelişimine olumlu anlamda katkıda bulunacak sitelere yönlendirmeliyiz.Çocuğu iyiye yönlendirmesek o istediği şeye yönelecek…Çok güzel siteler var onları önceden tespit edip,onlara buna yönelik proje ödevleri verirsek internetten gördüğü ilginç sitelere kendine zarar vermeyecek, yararlı olacak sitelere girmeye yönelecek Eğitimcilerin arama motorlarında o yaş çocuğunun ilgisini hangi siteler varsa önceden tespit edip bir liste halinde çocukların eline verip onları çok hoş ve bilgisayardan ,internetten son derece iyi faydalanan birer kullanıcı yapabiliriz…
    Özetle,Prof. Dr.Pınar BAYHAN,” bilgisayar oyunları çocuğun gelişim düzeyine ve yaşına uygun olmalı ,oyun yoluyla öğrenme sağlanmalı, bilgisayar amaç değil , araç olarak kullanılmalıdır” dedi. Oyunlar şiddet içermemelidir.

    Sonuç: Bu programın özellikle eğitimciler için çok yararlı bilgiler sunduğu,programa katılan değerli konukların bilgi ve deneyimlerinin çocukları tanımada,onlara karşı edineceğimiz tutumların şekillenmesinde büyük katkısı olduğu söylenebilir.Dahası bu programın ebeveynlere de önemli ölçüde katkılar sağladığı yadsınamaz bir gerçektir.

    22.06.2007
    Akıncılar İlköğretim Okulu Sınıf Öğretmeni *Kahta *Adıyaman
    www.akincilar.meb.k12.tr
     
  2. Performans

    Performans Çalışkan Üye Üye

    Katılım:
    26 Ocak 2007
    Mesaj:
    1,561
    Alınan Beğeniler:
    11
    Ödül Puanları:
    38
    TRT 4 "Gelecek Eğitimle Gelecek" programının Değerlendirme Raporu

    Başka bir rapor
    [hide]http://www.4shared.com/file/18585590/2ed59f6e/trt_4_raporu_hakan.html
    Hakan Özalkan'a ait çalışma[/hide]
     
  3. Performans

    Performans Çalışkan Üye Üye

    Katılım:
    26 Ocak 2007
    Mesaj:
    1,561
    Alınan Beğeniler:
    11
    Ödül Puanları:
    38
    TRT 4 "Gelecek Eğitimle Gelecek" programının Değerlendirme Raporu

    Yine başka bir rapor
    [hide]GELECEK,EĞİTİMLE GELECEK

    Bu program okul öncesini hedefleyen bir programdır.



    19 Haziran 2007 Salı günü TRT4 kanalında canlı olarak yayınlanan ;”Çocuklardaki sosyal ve duygusal gelişim “ konulu programın konuğu ,Hacettepe Üniversitesi’nden Prof.Dr.İsmihan Artan aşağıya özetlenen konulara değinmiştir:

    Eğitim yaşam boyunca devam eden bir süreçtir.Doğum ile başlar ölünceye kadar değişik alanlarda artarak veya azalarak süreç devamlılığı vardır.Bir kişide en hızlı gelişim dildir.Anne ve babadan çevredeki seslerden bir eğitim alır ve taklit ile birlikte bunu geliştirir.
    Kişilerde doğumla beraber gelen bazı duygular vardır.Bunlar;kızgınlık,korku ve mutluluktur.

    DUYGU:Herhangi bir olay,bir nesne veya kişinin insanın içinde uyandırdıklarına duygu denir.
    İnsanlar büyüdükçe duygularını doğru ifade etmeye başlar.Çünkü dil gelişimi zamanla iyice gelişmiştir ve ifade etme kolaylaşmıştır artık.
    Kişinin sosyalleşmesi de doğumla beraber başlar.

    SOSYALLEŞME:Kişinin topluma uyum sağlamasıdır.
    Daha birey dünyaya gelmeden anne ve baba ona uygun ortamı hazırlıyorlar.Mesela, bebek kız olacaksa hazırlanan eşyalar pembe,erkek olacaksa mavi renkler tercih edilerek ortam hazır ediliyor.Dünyaya geldikten ve biraz büyüdükten sonra sözlerle ,hareketlerle sosyalleşmesine katkıda bulunuruz.
    Erkek çocuğa,”aslan oğlum” diyerek,kız çocuğa “hanım kızım”diyerek görevleri daha küçük yaşlarda biçilmeye başlanıyor.Bu da bir nevi sosyalleşmeye katkı demektir.
    Anneler bebeğini emzirirken onunla sohbet ederse bebeğin sosyal gelişmesine oldukça fayda sağlarlar.O yüzden, kesinlikle bütün annelere uzmanlarca, emzirme esnasında bebekleri ile konuşmaları tavsiye edilir.
    Korkular çocuklarda erken dönemlerde başlar.Ama yaşla beraber değişkenlik gösterirler.Bebek doğduğu andan itibaren korkularında da farklılık yaşarlar.Henüz ilk aylarında tanımadıkları nesne ve seslerin sayısı fazla olduğu için her an değişecektir.Biraz daha büyüdüğü zaman deneyimlerine göre korkuları da değişecektir.Örneğin;18 aylık bir çocuk elektrik süpürgesinin sesinden müthiş derecede korkar.Ama anne süpürgeyi her açmadan önce çocuğuyla konuşursa ve cocuk gördükçe bir şey olmadığını anladıkça korku sıfırlanacaktır.Fakat bu sefer başka seslere veya nesnelere kayacaktır korkusu.
    Annelerin en büyük yanlışlarından birisi,tehdit edici tümcelerdir.
    “Bak bir daha yaparsan seni polislere veririm.”
    “Yemeğini bitirmezsen seni sucuya satarım.”gibi söylemler korkulmayacak şeylerden korkmasını sağlar.

    Seyircilerden gelen soru ve verilen cevaplar:

    SORU 1-Sosyal ve duygusal gelişmede öğretmenin rolü nedir?
    CEVAP:Çocuklar bir video kamera gibidirler.Her şeyi ve herkesi izlenimler sonucu taklit ederler.Onlara büyükler olarak doğru model olmalıyız.Özellikle bizim toplumumuzda öğretmenlerin hal ve hareketleri çok önemli bir rol oynar.Çocuklar ilkokul öğretmenlerini çok fazla taklit ederler.Bşarısızlık yaşadıkları zaman veya hayal kırıklıklarındaéyapabilirsin-başarabilirsin”diyerek olumlu fakat çabaya yönelik sözlerle öğretmen öğrencisini desteklemelidir.Destekleyen ve motive eden bir rol üstlenmelidir.

    SORU:Okula yeni başlayan bir çocukta oluşan okul korkusunu nasıl yenebiliriz?
    CEVAP:Çocuk daha okula başlamadan önceki yıllarda onun kafasına ön yargılar aşılamamalıyız.
    “Sen okula bir başla görürsün.”
    Çok yaramazsın okula bir başla hele.”
    “Okulda öğretmenin seni dövünce anlarsın.”gibi tehditler çocuğun okula karşı bir korku duymasına sebeb olur.Anne ve baba kesinlikle böyle korkuları aşılamamaları gerekir.Çocukta okul korkusu pekişmişse eğer,ona basit onun anlayabileceği sözcüklerle okuldaki olumlu gerçekleri açıklamalıyız.Okulda gün içinde yapılanları söylemeliyiz.
    Öğretmenlere yine burada önemli bir görev düşüyor.Çocukta bir korku oluşmuşsa eğer,ona olumlu yaklaşmasını bilmelidir.Öğretmenlerin okumaya geçen çocuklara hazırladıkları ,kızaran elma-kızaran kiraz veya çiçek tabloları –kurdelalar takmalarını ben doğru bulmuyorum.Çünkü her çocuğun gelişimi ve öğrenme süresi farklıdır.Öğretmen akademik yana ağırlık vermemelidir.
    Okuldaki ilk günler akademik çalışmalar yerine yumuşak geçişleri tercih etmelidir.Onlara okulu sevdirici etkinlikler yapmalıdır.Daha çok şarkı söyletilebilir,daha çok oyun oynatılabilir.

    SORU:Anne karnındaki bebek annenin duygularını ne oranda paylaşıyor?
    CEVAP:Salgılanan hormonlar kan yoluyla bebeğe geçer be bebek bunları hisseder.Annenin korkusu da,sevinci de aynı oranda olacaktır.

    SORU:Tuvalet eğitimi ne zaman verilmelidir?
    CEVAP:Tuvalet eğitimine her iki tarafta hazır olduğu zaman başlanmalıdır.Bunun yaşı veya kaç aylık olduğunun zamanı olmaz,en uygunu iki tarafın hazır olduğu zamandır.Ayrıca bu eğitime anne kesin kararını verip başladığında iki gün sonra bırakmamalıdır.Bu eğitim bir sabır işidir.Sonuna kadar sabretmelidir.Aslında yaz mevsimine denk getirmek daha doğru olur anne ve çocuk açısından.

    SORU:İkiz bebeklerin okula kaydı nasıl olmalıdır?
    CEVAP:Öncelikle çocuklarımızı çok iyi tanımalıyız.İki çocuk çok farklı karakterlerde olabilir.İki ayrı zamanda doğan kardeşler gibi davranmalıyız ve düşünmeliyiz.Ben ayrı ayrı sınıflara vermeyi öneriyorum.Çünkü birbirlerine bağımlı olmalarına engel olmalıyız.

    YALAN:Okul öncesi çocuklarında yalan yoktur.Varsa da fazla ve zararlı değildir.Çocuk okula başladığı zaman yalana başvurur.Sebebi de kendini kanıtlamak ve daha iyi hissetmek içindir.Ayrıca ailesi ve çevresi ve öğretmeni tarafından daha fazla ilgi çekmek için.Sokakta top oynayan çocuğumuzun eve geldiğinde “ben tam 50 gol attım”demesi yalan değildir sadece ilgi ve takdir görmek için söylemesidir.Bunlarla gerçek yalanı ayırt etmeliyiz.Yalan söylemeyi alışkanlık haline getiren çocuğun ailesi nerede yanlış yaptığını düşünmesi ve tamir yoluna gitmesi gerekir.Yoksa yalan pekişir.

    ÇOCUK YAŞLARI FARKI VE KISKANÇLIK:Yeni bir bebek doğduğu zaman büyük çocuğu dışlamadan işin içine katarak kıskanmasına engel olmalıyız.Asla büyük çocuktan fedakarlıklar beklememeliyiz.Özellikle büyük çocuk okula giden bir çocuksa daha çok dikkatli olmak zorundayız.Çünkü okuldaki çocuk sürekli evdeki kardeşini düşünüyordur.Şimdi ne güzel vakit geçiriyorlardır gibi.Okula gitmesinin gerekliliğini kavratmalı o olmadığı zaman yapılanları uygun bir dille anlatmalıyız.

    Hacettepe Üniversitesi,Ev Ekonomisi Y.Okulu’ndan Prof.Dr.Meziyet ARI’nın konuşması:

    CEZA VE ÖDÜL:Çocuklar üzerinde ceza ve ödülün önemi çok büyüktür.Ödülü çok kolay uygulayabilirsiniz ve sonucunu derhal görürsünüz.Ceza hiçbir zaman onay görmez.
    Bu yüzden ceza çok az uygulanmalıdır ve asla fiziksel olmamalıdır.Çünkü çocuklar zamanında ceza vereni ileriki yaşlarında taklit ederler.

    Çocuklarda 2-3 yaşları öfke nöbetlerinin başladığı yaştır.Bu öfke nöbetleri engellemeler karşısında oluşur.Küçük yaşta gerçekleşen nöbetler normaldir.Büyük yaşlarda oluşan nöbetin engellenmesi gerekir.Gerekirse uzman hekimlere gidilmelidir.

    BAŞKASINA AİT EŞYAYI ALMA:Okul öncesi dönemde başkalarına ait eşyaları alıp evine götürme çalma yani hırsızlık değildir.Çocuktaki bencillikten kaynaklanır.Gördüğüm her şey bana aittir diye düşünür.Çalma değildir fakat yapılan asla onaylanmamalıdır.Doğru ve olumlu sözcüklerle sahibine geri vermesi sağlanmalıdır. Göz yumarsak bu davranış pekişir yani kalıcı bir davranış olabilir.Okul öncesi dönemde buna özellikle dikkat etmeliyiz.

    SORU:Okula yeni başlayan çocuk sürekli ağlıyorsa ne yapılmalı nasıl davranılmalı çocuk okulda ne kadar süreyle tutulmalı?
    CEVAP:Bunu öğretmen çocuğa göre kendisi ayarlamalıdır.Çünkü her çocuğun kişiliği farklıdır.Her çocuk aynı korkuyu yaşamaz ve her çocuk aynı sürede tutulup korkuyu atlatamaz.Veliyle iş birliği yapılmalıdır.

    19 Haziran Salı günü TV4 kanalından yapılan eğitim proğramının sonucunda:

    1-ÖDÜLÜ RÜŞVET OLARAK KULLANMAYIN.

    2-TEHDİTLER YAPMAYIN.

    3-MEN EDİLEN BİR ÇOCUK BÜYÜDÜĞÜ ZAMAN MEN EDİCİ OLUR AMAN DİKKAT.

    4-UNUTMAYIN OYUNLA MESLEKLERİ TANIYIP SEVİYORLAR.SAYGI DUYUN,OYUNLARINI SEVİN,OYUNA KATILIN.

    5-YAŞINA UYGUN DAVRANIŞLAR BEKLEYİN.

    6-BÜYÜK BEKLENTİLER HAYAL KIRIKLIĞI YARATIR YAPAMADIĞINI İSTEMEYİN.

    7-BAŞARININ HAZZINI YAKALAMALARI İÇİN SPOR YAPMALARINI SAĞLAYIN.
    8-ÖĞRETMENLER ;KORKUTMAYIN PAYLAŞIN…

    20 Haziran Çarşamba günü yayımlanan “GELECEK ,EĞİTİMLE GELECEK”programının raporu:
    KONU:Çocuk ve ruh sağlığı ve davranış bozuklukları

    KONUK:prof.Dr.Selahattin ŞENOL Gazi Üni.Tıp Fakültesi

    Daha kaliteli bir yaşam için kişi ruh sağlığına dikkat edilmelidir.Burada görevli olanlar anne-baba-öğretmen ve uzman kişilerdir.
    Ruh sağlığı problemi olan çocuklara özel bir danışmanlık gerekir.Bu problemler;yemek yememe,iştahsızlık,huy değişiklikleri,bakım zorlukları,uyku sorunları ile ilgili olabilir.
    Çocuklarda gelişim bozuklukları 3 ana başlıkta incelenir;
    1-Yaygın gelişim bozuklukları
    2-Otistik bozukluklar
    3-İletişim-konuşma-davranış bozuklukları.
    Bu sorunların kesinlikle tedavi edilmesi gerekir.Özellikle zeka geriliği gibi gelişim bozuklukları erken yaşlarda tedavi edilmelidir.

    Okul öncesi çocuklarda diş gıcırdatma,tuvalet sorunu,yatağını ıslatma,uyku düzensizliği gibi sorunlar oldukça sık görülür ve bu sorunların okula başlamadan tedavi edilmesi gerekir.Bunun için uzman kişilerden yardım alınmalıdır.
    GELİŞİM:Biz insanlar 80-100 milyar beyin hücresiyle doğuyoruz.Yaş ilerlemesiyle birlikte hücreler çoğalıp gelişiyor.Biz büyükler kendi küçüklüğümüzdeki beceriksizliklerimizi çabuk unutuyoruz.Unutmamalıyız aynı süreçlerden bizde geçtik.
    18 aylık bir çocuk kendini yere atarak,bir şeyleri sürekli ısırarak,kafasını bir yerlere vurarak hırçınlığını gösterir.Bunlar gelişimsel bir durumdur.Beyinde o aylarda üretim başlar.Bu ani bir sıçramadır.Eğer epilepsi veya yapısal bir sorun yoksa normaldir.çocuğu o dönemde fiziksel olarak sakinleştirmek gerekir.Ebeveynler bunların geçici olduğunu bilmelidir.
    6 yaş öncesi çocuklar daha diğer insanlarla bağlantı kuramaz,iletişime geçemezler.O yüzden çocuğu doğru yönlendirmeliyiz.Fakat bu yönlendirmeler esnasında asla kaygı duymamalıyız.Çünkü bunlar her çocukta olağan şeylerdir.Tedavisi de sadece ve sadece BÜYÜMEDİR.

    Okul öncesi dönemde uyku sorunu olan bir çocuğa sahip aileler onun yatağını ayırmalıdır.Aslında en uygunu en geç bir yaşından sonra yatağını ayırmaktır.Çocuğun normal gelişimi için bu karar kesin olarak verilmeli acınmamalı ve uygulanması da kesin olmalıdır.
    Çocukta korkular çerçevesinde uyku bozukluğu olabilir.Diş gıcırdatma,korkulu rüya görme bunun sebeblerinden olabilir.Çocuklarda “uyku terörü”dediğimiz bir durum vardır.Derin uykudayken yani saat dört veya üç gibi çocuk şaşkın ve korkmuş olarak uyanır.Bu sorunu çözmek için ebeveynler yatıştırıcı bir şekilde konuşma yapmalıdır ki çözümlenebilsin.Çünkü derin uykudan bu şekilde kalkış normal değildir.

    SORU:Yetiştirme yurtlarından gelen öğrencileri ruh sağlığı açısından diğer öğrencilerle nasıl kaynaştırmalıyız?
    CEVAP:Kurum bakımı ortaya çıktığı zaman bir organizasyona ihtiyaç vardır.Ne yazık ki ülkemizde yuvalar çok sağlıklı bir ortam değil.Evlat edinme ve koruyucu aile sistemleri devreye girmelidir.Ne yazık ki ihmal ve istismarın yaraları ömür boyu sürer.
    Okulda öğretmen bu durumdaki çocuklarla özel olarak ilgilenmelidir.Faaliyetlere birebir dahil etmelidir.Mesela halk oyunları ekibine,spor takımlarına alınmalarını sağlamalıdır.Fakat bunu yaparken şımartmadan olmalı çocuğu toplumu içinde etiketlememelidir.Yapılan çok bariz olmamalıdır.
    SORU:Otistik ve zihinsel engelli çocuklar karıştırılıyor,nerelere yönlendirilmelidir?
    CEVAP:Öncelikle ikisi uzmanlarca birbirinden ayırt edilmelidir.Daha sonra rehberler yardımıyla gerekli yerlere yönlendirilmelidir.Asla önlem almadan diğer akranlarıyla karıştırmamalıyız.

    SORU:Hiper aktif ve dikkat eksikliği olan öğrencilere olan ilaçlı tedaviye nasıl bakıyorsunuz?
    CEVAP:Bu durum gelişimsel bir bozukluktur.Ders başarısı ve okul disiplinini etkiler.Aile çocuğu enerjisini boşaltacak çalışmalara dahil etmelidir.Öğretmen ise sınıfta değişik faaliyetlere dahil etmelidir.İlaçların uyutucu ve rahatlatıcı bir yan etkisi vardır.Bu öğrencinin dikkatini yok edicidir.Tıp ilerliyor inanıyorum ki ilerde buna da çok iyi çözümler bulunacaktır.

    İNATLAŞMA

    İnatlaşma çocuk gelişiminde normal karşılanır.Zeka düzeyi normal olan çocuklarda “hayır” demesi normaldir.İnatlaşmada aşırılık varsa çözüm aranmalıdır.Çocuklar inatlaşmada büyüklerden çok fazla ustadırlar.Sınırlaı zorlarlar.İstediğini yaptırmak için sabaha kadar ağlayan çocuklar,günlerce konuşmayanlar,yemeğini günlerce reddeden çocuklar buna örnektir.Ebeveyn daha dayanıksız ve beceriksizdir inatlaşmada.İnatlaşan çocuğun üzerine inatlaşarak gidilmemelidir,ikna yolu tercih edilmelidir.

    Gazi Üni. Prof.Dr.Ayşegül ATAMAN

    ÜSTÜN YETENEKLİ VE ÜSTÜN ZEKALI ÖĞRENCİLER

    İster okul öncesi isterse okul dönemlerinde bu tip çocukların sorun olduğu bir gerçektir.Okul dönemlerinde en büyük sorunu öğretmenler yaşar,diğer öğrencilerle eşit olmadığı için uygun davranışı belirlemelidir.Böyle zeka ve yetenekte öğrenci sayısı azdır.Ne yazık ki program onlara hitap etmez,onlar için ayrıca bir uygulama önerilmez.Ama tam tersi durumdaki öğrenciler için servisler vardır,programlar geliştirilmiştir.
    Bu öğrencilerin temel özellikleri bilinmelive yapılacaklar sıralanmalıdır.Eğer öğretmen durumu bildiği halde o çocuğa uygun bir program geliştiremiyorsa çocuk sınıfta sorun çıkarmaya başlıyor.Okumayı,yazmayı öğrenip okula başlayan bir çocuk birinci sınıfta yapılanlardan sıkılır,öğretmen onu bir kenara iterse veya bilmiyormuş gibi davranırsa yanlış olur.Bunun yerine bilen çocuğu bir adım daha ileriye götürecek bir çalışma uygulamalıdır.Mesela,matematik soruları verebilir.
    Okul öncesi öğretmeni eğer bu durumdaki bir öğrenciyle karşılaşırsa paniklemeden bir program geliştirmelidir.Ama çocuk akranlarından zeka olarak 5 – 6 yaş ileideyse aynı yerde asla eğitim göremez.Özel eğitim almalıdır.3 yaşında okumayı öğrenmiş ana sınıfına başlayan bir çocuğa zenginleştirilmiş çalışma uygulanmalı.Mesela ana renkleri biliyorsa,ara renklere geçilmelidir.
    Ortaöğretimde ise bütün öğretmenler o öğrenci hakkında bilgilendirilmelidir.

    Çocuk ruh sağlığı konusunun sonunda;

    1-KENDİ ÇOCUKLUĞUNUZU HEMEN UNUTMAYIN.

    2-SİZİN GEÇTİĞİNİZ YOLLARDAN GEÇECEKLER BİRAZ SABIR BİRAZ ANLAYIŞ.

    3-BAZEN TEK ÇÖZÜM BÜYÜMEDİR.

    4-İHMAL VE İSTİSMARIN YARALARI ÖMÜR BOYU SÜRER.

    5-YETİŞTİRME YURTLARINDAN GELENLERİ ETİKETLEMEYİN.

    6-ZİHİNSEL ENGELLİLERİ DİĞER AKRANLARIYLA KARIŞTIRMAYIN.

    7-HİPERAKTİFİN ENERJİSİNİ HARCAMASINI SAĞLA.

    8-İNATÇIYLA İNATLAŞMA.

    9-RUH SAĞLIĞINDA PANİĞE YER YOKTUR.

    21 Haziran Perşembe günü “EĞİTİM,EĞİTİMLE GELECEK.”programı:

    KONU: Başarılı iletişim(Yetişkin-çocuk iletişimi)
    KONUK:Nilüfer DARICA

    İletişim insanlar için en temel en gerekli özelliklerden birisidir.
    İLETİŞİM:Karşılıklı iki birim arasında mesajlaşmaya iletişim diyebiliriz.çocukla bu kavramı birleştirirsek en temel iletişim öğrenme yeri ailedir.Herkes kendi aile çevresinde öğretilenlerle iletişime başlar.
    Bizlerin yetiştirilme tarzına göre,iletişime geçmek için büyük olmak gerekiyordu.
    “Sen küçüksün anlamazsın.”
    “Sen git oyununu oyna bunlar sana göre değil.”gibi konuşmalarla bizler normal iletişim dışına çıkarılıyorduk.
    Oysa günümüzdeki çocuklar çok rahat çok kolay iletişime geçebiliyorlar.Her şeyi belki zamanından çok önce öğreniyorlar ebeveynler bize gelip,”biz çocuğumuza yetişemiyoruz.”diyorlar haklı olarak.Çünkü çocuklarının normal bir iletişime geçtiğini kabullenemiyorlar.Kendi çocukluklarında iletişim nasıl oluştuysa aynısını görmek istiyorlar.
    Büyükler olarak çocuğumuza algılamada ve iletişim kurmada yardım etmeliyiz.Annelik ve babalık çok zordur.Bu yüzden bence her birey anne veya baba olmadan önce çok uzun bir süre ve derinlemesine çocuk sahip olmanın sorumluluklarını düşünmelidir.Sadece psikolojik olarak hazır olmak yetmez.Her anlamda bu önemli sorumluluğu almaya hazır olmalıdır bireyler.

    Ankara Üni.Eğitim Bilimleri Fakültesi
    Prof.Dr.Üstün DÖKMEN:

    Çocuklarda sosyalleşme sürecinde toplumumuzda kullanılan yöntemler iki tanedir:
    1-çocuklarımıza suflörlük ederek toplumda nasıl sosyalleşeceğini öğretebiliriz.
    2-Koçluk-rehberlikedebiliriz.Model olabiliriz.
    Bizim toplumumuzda genel tercihimiz galiba suflörlük yapma sanırım.Bu öğretme şekli çok yanlış.Sokakta çocuğun suflöre ihtiyacı yoktur ama ebeveynleri sürekli uyarırlar.
    Düşünün birisi çocuğunuza biraz bisküvi veriyor ve siz daha çocuğunuz lokmasını bile almadan:
    “Hadi teşekkür etsene çok ayıp.”gibi söylemlerle suflörü oluyorsunuz.
    İletişimde ona ezberletmelere hiç gerek yok o davranışları taklit edecektir yeri ve zamanı geldiğinde.
    Ayrıca çocuk iletişim kurarken tamamen çocuklara özgü sözcüklerle iletişime geçmelidir.”Büyümüşte küçülmüş”diye tabir edilen çocuk davranışlarını ben çok sağlıklı bulmuyorum.
    Suflörlü çocukhep bağımlı bir çocuktur ve böyle bireyin kendisine ve ailesine maliyeti de yüksek olacaktır.
    Aslında en doğru olanı koçluk –rehberlik etmek ve model olmaktır.

    Nilüfer DARICA:
    Okul öncesi dönemde iletişim çok önemlidir.Çünkü öğrenilip pekişen değerler okul hayatı başladığında ortaya çıkacaktır.Çocuk doğar doğmaz iletişim başlıyor bakışlarla.Bir süre sonra gülümseme ve agu agu ile iletişime karşılık alıyor.Konuşmaya başladığı zaman ise işte gerçek iletişim başlıyor.Çocuklarla göz kontağı çok önemlidir.Onlarla konuşurken mutlaka gözlerinin içine bakarak konuşmalıyız.Çocuğumuza kızdığımızda ,”gözlerime bakta söyle.”diyoruz.Oysa çocuk duygularını anlatmak istediğinde,”sen anlat ben seni dinliyorum.”diyoruz.Onu önemsemiyoruz.Oysa aynen ondan istediğimiz gibi bizde gözlerine bakarak dinlemeliyiz.Hatta yere dizlerimiz üzerine eğilip onun göz hizasında bakarak dinlemeliyiz.Onu önemsediğimizi anladığımızı,yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz.Bu kontağı kurmuyorsak bu iletişim şeklini öğrenecektir.Bu sağlıksız yöntemi okula başladığında bir çok bireyle paylaşacaktır.Bu duruma çocukların bazıları anlayışlı olmayacak ve onu hırpalayacaklardır.
    Okul dönemine kadar çocuklarla oyun oynayarak ta iyi bir iletişim kurabiliriz.

    SORU:Ana sınıfını bitiren bazı çocuklar gelişmemiş oluyorlar.Fiziksel eksiklik,ruhsal sorunlarla karşılaşılıyor.Almanya’da ana sınıfı ile birinci sınıf arasında böyle uyum sorunu olan çocuklar için bir ara sınıf var buna geçiş sınıfı da diyebiliriz.Çocuk orada birinci sınıfa hazır ediliyor.Ülkemizde de böyle bir sistem olabilir mi?
    CEVAP:Fiziksel ve ruhsal yetersizlikler ayrı ayrı konulardır.Adaptasyon süreci çocuklarda okul için 2 aydır.Tabi bu normal gelişim gösteren çocuklar için.Bizim ülkemizde de böyle bir geçiş sınıfı oluşturulabilir.Biz şimdilik sosyalleşme duygusuve fiziksel yapısı hazır olmayanlara ana sınıfını tekrar ettiriyoruz.Ama ne yazık ki bazı aileler bunu kabul etmiyor.Okula kaydını yaptırıyorlar.Sorunlar başladığı zamanda okullardaki PDR servislerinden yararlanmayı kabul etmiyorlar.Oysa bu servislerin çocuklara oldukça faydası vardır.

    AİLE İÇİ DİSİPLİN :Üstün DÖKMEN

    Aile içindeki disiplin karma olmalıdır .Yani katı,esnek,kurallı disiplinlerin hepsinden alınmalıdır.Daha doğrusu ortası olmalıdır.Çocuğa toplumsal kurallar verilirken tutarlı olunmalıdır.Aslında hayırın anlamı yine hayırdır.
    Oysa bizim toplumumuzda hayırın anlamı,hayır da olabilir,evette olabilir,belki gibi dengesizlik te olabilir.Eğer böyle geniş anlam yelpazesi varsa bu bir anlam taşımıyor.Kurallarda kesinlik olmalıdır sonuna kadar aynı çizgide davranılmalıdır.Ama zorlanılan disiplin biraz esnetilerek verilebilir.

    SORU:Çocuklar 5 yaşında bazen okul ortamını oyun ortamı ile karıştırıyorlar.Göndermeyip bir yıl sonraya bıraksak olur mu?
    CEVAP:Artık okul öncesi eğimlere şart diyoruz.Okul öncesinde aldığı her eğitim onun okul dönemi başladığı zaman hayatını kolaylaştıracak.Zaten şimdi 1.2. ve 3. sınıflarda verilen eğitimin ağırlığı oyunlu eğitimdir.

    SORU:İnatçılık yapan öğrencilerin bazıları direniyor disiplin koymada zorlanıyoruz ne yapabiliriz?
    CEVAP:Uygulanan kurallar bazen ters tepebilir.Aşırı hoş görü ve aşırı baskıcılık yöntemleri çocukların farklı çıkışlarına sebeb olabilir.Okul ortamında böyle çocuklar pdr uzmanlarınca rehabilite edilmelidir.Bunun pekişmesine derhal engel olmalıyız.Burada öğretmene büyük bir görev düşüyor.Çok iyi bir gözlemci olmalıdır.

    SORU:Sosyal etkinlikler disipline etmede bir yol olabilir mi?
    CEVAP:Elbette olabilir.Etkinlikler her zaman uygun çözümlerdir.Konuşmak her zaman tek çözüm değildir.




    Başarılı iletişim konusu sonucunda:

    1-İYİ BİR GÖZLEMCİ OLUN.

    2-DAVRANIŞ VERİRKEN HE ZAMAN KARARLI OLUN.

    3-BAZEN SUSMAK DA BİR İLETİŞİMDİR UNUTMAYIN.

    4-ANNE-BABA-ÖĞRETMENİN TAVRI ORTAK OLMALIDIR.

    5-MEDYADAKİ İLETİŞİM KAYNAKLARINI DOĞRU SEÇMELİYİZ.

    6-PDR’Yİ KULLANIN.

    7-ÇOCUĞA SUFLÖRLÜK YAPMAYIN.

    8-OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ŞART.

    9-GÖZ KONTAĞI KURARAK KONUŞUN.

    10-SOSYALLEŞTİRİRKEN ÇOCUĞA KOÇLUK YAPIN.
    5.GÜN:“Gelecek Eğitimle Gelecek Programı” na Prof.Dr. Pınar BAYHAN’ın
    Çocuk ve Bilgisayar Oyunları, İnternet konusuyla devam edildi. Sayın
    BAYHAN, konuşmasında aşağıdaki durumlara değindi:

    Teknoloji 1960’lardan itibaren hızlı bir ivme kaydetti.Teknolojiyi kullanmak bir alışkanlık işidir.Ne kadar erken yaşlarda tanışırsak ve kullanırsak o kadar iyi olur.Fakat kuralına uygun ve bilinçli olarak olması gerekir.Çocuklarımız artık yaşamımızın içine kadar giren teknolojik her alete ilgiyle bakıyorlar.Bankamatikler olsun,televizyon olsun,bilgisayar olsun her şey onların dikkatini çekiyor ve ilgi duyuyorlar.Bilgisayarın püf noktalarını bildikten sonra ondan ürkmemek gerekir.
    Eğitim de nasıl kullanılmalı konusuna gelince ;Bu konuda hiçbir zaman unutmayalım ki bilgisayar kullanmak bir amaç değil bir araç olmalıdır.Bilgisayar destekli eğitim programları incelenerek çocuğun yaşına ve seviyesine göre kullanılmalıdır.
    Okul öncesi dönemde yeni müfredata uygun olarak oyunlarla birlikte kullanılmalı,çocuk hem eğlenirken hem de eğitilmelidir.Program seçiminde eğitimcilerin görüşleri alınmalıdır.Müzik,drama,öykü okuma faaliyetlerinde kullanılabilir.
    Bilgisayar oyunları araç olabilir mi? Bilgisayar oyunlarının pek çoğunda çocuğu eğitmek değil zaman geçirttirmek,siteye daha çok girilmesi,oyun oynanması ön plandadır.Bilgisayar destekli eğitim programları farklıdır.İyi eğitim programlarının amaca uygun olanları kullanılabilir.Eğitici oyunlarda kuru bilgi verilmez.Oyunlar içindeki karakterler kolaydan zora doğru maceralar yaşar.Oyunda geçen ses, animasyon.grafik,hareket çocuğun dikkatini çeker.Çocuk farkında olmadan öğrenir.
    Bunların dışında bilgisayar oyunlarından çocuklar Barbi’nin oyunlarını oynayabilirler.Bilgisayar çocuklarda 4,5,6, yaşından itibaren belli miktarlar da kullanılabilir.
    İ.Ü.Hasan Ali YÜCEL Eğitim Fakültesi Prof.Dr. Haluk YAVUZER’in bu konuda şunları ifade etti:
    Sadece zevk almak için yapılan faaliyettir oyun.Çocuk renk,şekil,boyut kavramıyla oyunda karşılaşır.Çocuk yaşadıklarını oyuna yansıtır.Kardeşini kıskanan çocuk oyunda kardeşini seyahate gönderir.Annesi zorla yemek yediriyorsa çocukta bebeğine zorla yemek yedirir.
    Oyun duygusal arınma yöntemidir.
    Cinsiyet ve yaş faktörü oyuncak seçiminde etkilidir.Kızlar bebeklerle oynarken erkekler silah ve arabaları tercih eder. Doğal oyun malzemesi kullanılmalıdır.Kum.kil gibi malzemeler.
    Oyun doğru uygulanırsa hareketli çocukları sakinleştirir,içe kapanık çocukları sosyalleştirir.
    Anne baba eğitici oyuncaklar almalıdır.Silah alınmamalıdır.
    Bilgisayar destekli programlar eğitimciler rehberliğinde alınmalıdır.Almadan önce içeriğine bakılmalıdır.Bilgisayar merak uyandırdığı için küçük yaşlardan başlayarak belli saatlerde oynatılmalıdır.5-6. Ayrıca filitre programlar alınmalıdır.Her yıl yeni siteler açıldığı için mutlaka yenilenmelidir.İçeriğinde şiddet unsuru bulunan tv.programları ve internet oyunları izletilmemeli ve oynatılmamalıdır.Tv. izleme saatleri ve programları konmalıdır.üstün zekalı çocuklarda aynı oyuncaklarla oynayabilirler.Zaten onlar kendi potansiyellerine uygun tarzda yaratıcılıklarını ortaya koyarlar.Oyun matematik oyunu ise seviyesi düşük olacağından bir üst seviyedeki oyun oynatılabilir.
    (Ankara’da bulunan özel bir okulun görüntüleri yer aldı.)
    Çocuklarımıza gelişim dönemlerinin her evresinde mutlaka sorumluluklar vermeliyiz. Sorumluluk ve kurallar onu yönlendirecektir.Çocukların iler ki dönemlerinde ilgileri daha üst düzeye çıkıyor.Bir ergen anne ,babası bir miktar internet bilmelidir ki çocuğunu takip edebilsin,ortak bir paydası,konuşacak,konuları olsun.Dersler internetten üç boyutlu olarak takip edilebilir. İlgileri yönlendirilerek akademik başarıya da dönüştürülebilir.
    Çocuklarınıza yasak koyarken mutlaka onun yerini kapatabilecek,onun tekrar aynı şeye yönlenmesini önleyecek,zevk alabileceği ,belki birlikte yapabileceğiniz bir ödülle mükafatlandırın.
    [/hide]
     
  4. Performans

    Performans Çalışkan Üye Üye

    Katılım:
    26 Ocak 2007
    Mesaj:
    1,561
    Alınan Beğeniler:
    11
    Ödül Puanları:
    38
    TRT 4 "Gelecek Eğitimle Gelecek" programının Değerlendirme Raporu

    Başka bir rapor
    [hide]18-22 HAZİRAN 2007 TARİHLERİ ARASINDA TRT-4'te YAYINLANAN
    ”GELECEK, EĞİTİMLE GELECEK” ADLI
    TV PROGRAMININ YAYIN AKIŞI VE KATILIMCILARI
    GÜN KONU KONUK
    1 18 Haziran 2007 Pazartesi Açılış Konuşması Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK
    Millî Eğitim Bakanı
    1 18 Haziran 2007 Pazartesi Okullarda Şiddet ve Zorbalığın Önlenmesi ve PDR Hizmetlerinin Rolü Prof. Dr. Uğur ÖNER
    2 19 Haziran 2007 Salı Çocuklarda Sosyal ve Duygusal Gelişim Prof. Dr. İsmihan ARTAN
    3 20 Haziran 2007 Çarşamba Çocuk Ruh Sağlığı ve Davranış Bozuklukları Prof. Dr. Selahattin ŞENOL
    4 21 Haziran 2007 Perşembe Başarılı İletişim (Yetişkin-Çocuk İletişimi) Prof. Dr. Fatma ALİSİNANOĞLU
    5 22 Haziran 2007 Cuma Çocuk ve Bilgisayar Oyunları, İnternet Prof. Dr. Pınar BAYHAN


    1.GÜN: Millî Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK’in açılış konuşmasıyla “Gelecek
    Eğitimle Gelecek Programı” başladı. Sayın Çelik, konuşmasında aşağıdaki
    durumlara değindi:

    • Okul öncesi eğitimin sorunları
    • Okul öncesi eğitimde yapılan reformlar
    • “7 Artık Geç” kampanyası
    • Okul öncesi eğitimde eğitmen istihdamı
    • Okul öncesi kurumların sayısında artış
    • Okul öncesi eğitimin kırsal kesimde yaygınlaşması
    • “Haydi Kızlar Okula” kampanyası
    • Okul öncesi eğitimden toplumun beklentileri
    • “İstikbalimizi eğitimle sağlayacağız!” görüşü

    Yukarıda ki konu başlıkları ile ilgili açıklamalar alttaki bölümde paragraf paragraf ele alındı.

    “Okul öncesi eğitime duyulan ihtiyaç, okul öncesi eğitim kurumlarının sayı ve nitelik açısından eksikleri ve değişen yaşam şartlarında bireyin sosyalleşme, karar verme, katılımcı olma vb. rolleri bize okul öncesi eğitimde neler yapılmalı, ne durumdayız, ihtiyaçlarımız nelerdir sorularını getirdi. Biz işe okul öncesi eğitimde sponsorlar bularak başladık. Maddi imkânın düşük olduğu çevrelerde sponsorlar aracılığıyla maddi yükü hafifletmeye ve okul öncesi eğitimi zenginin kreşi değil her çocuğun eğitim ihtiyacını karşılamalıyız prensibine dönüştürdük.”
    “Okul öncesi eğitimini günde bir kez yerine sabahçı-öğlenci olmak üzere günde iki grup haline dönüştürdük. Bu sayede öğrenci kapasitemiz % 240’a çıktı. Bu çalışmalarımızda sivil toplum örgütleri ile iş birliği halinde idik. 7 Yaş Geç kampanyamızı AÇEV ile beraber yürüttük.”
    “Uzman eğitimciler, eğitimin okul öncesinde başlamasının bireyin ileriki yaşlarına olan olumlu katkılarını belirttiler. 48-72 aylık dönemde zeka gelişimi en üst seviyededir. Ayrıca kişilik oluşumunun şekillenmesinde okul ortamı çocuğu hayata hazırlar. Biz ağaç yaş iken eğilir anlayışı ile değil de ağaç yaş iken doğrulur anlayışı ile yola çıktık.”
    “Çocuk eğitimi anne rahminde başlar. Duyduğu sesler, konuşulan dil, müzik vb. etkiler eğitim, ceninle başlar ölümle son bulur. Amacımız herkese, her yerde, her zaman eğitim oldu.”
    “Okul öncesi eğitimde okuma yazma çalışması yoktur. Ama bazı çocuklar bu süreçte hazırlanırlar. Okul öncesi eğitimi alan bir çocuğun okul ve hayat başarısı daha yüksektir. Konuşma, kendini ifade etme, kendini tanıtma, paylaşma, sorumluluk, yardımlaşma vb. özellikleri burada gelişir. 2003-2007 yılları arasında ülkemizde okul öncesi eğitim oranı %11 iken biz %25’e çıkardık. Ayrıca eğitmen sayımızı da %110 artırdık. Liselerin okul öncesi bölümünde okuyan öğrencilerimizi buralarda yetiştirerek eğitmen ihtiyacımızı karşıladık.”
    “Taşımalı eğitimle birlikte köy okullarının eğitim faaliyetlerinin durması ve buraların kapanma yoluna gitmesi ile ilgili 81 Valiliğe yazı gönderdik. Mümkün olduğu kadar 1-2 ve 3’üncü sınıfları taşımak istemediğimizi hatta buralarda okul öncesi eğitiminde başlatılması gerektiğini belirttik. On öğrencide olsa eğer bir okul binası varsa buraya bir öğretmen verdik. Bunların mümkün olmadığı yerlerde de kadınlarımız ve kızlarımız için beceri kursları açtık. 3000 köy okulunu yeniden açtık. Fakat hala açılmamış 16 000 okulumuz var.”
    “Okul öncesi eğitimi veliler tarafından şehirlinin eğitimi gibi algılanmaktadır. Halbuki mezradaki çocuğumuzun buna daha çok ihtiyacı var. Mezradaki çocuk yalnızca ağaç gölgesinin altında anne babasının tarladaki işinin bitmesini beklemektedir. Bu çocuğun asıl ihtiyacı olan okul öncesi eğitimdir. Bu örneği destekler bir çalışmamız olan Siirt’te okul önsesi eğitimini %50 artırdık. Haydi Kızlar Okula kampanyamızla Şanlıurfa’da 56 000 kız öğrenciyi okulla tanıştırdık. Okul öncesi eğitimi zorunlu hale getirmemiz şuan için mümkün değil çünkü ülke nüfusumuz ve ekonomimiz buna cevap veremeyecek durumda. Örneğin Şanlıurfa merkezde 140 000 öğrenci var. Slovakya’nın tüm öğrenci sayısına eşit. Bu eğitim ve öğretim yılında Antalya’da 32 000 yeni öğrenci okula başladı. Göç nedeniyle öğrenci nüfusu artmaktadır. 2007-2008 eğitim öğretim yılına 1 300 000 öğrenci ile başlayacağız. Eğer okul öncesi eğitimi zorunlu hale getirirsek bu nüfus 2 600 000 öğrenci demektir. Alt yapımız bunun için yeterli değildir.”
    “Bazı veliler özellikle çalışan veliler okul öncesi eğitimi kreş olarak görmekte, tam gün çocuğunun burada kalmasını istemektedir. Açıkça belirtelim ki buralar çocuk bakılan yerler değil, eğitim ortamlarıdır.”
    “Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde istiklal mücadelesi verdik istiklalimizi kazandık. Şimdi de eğitim sayesinde istikbalimizi sağlayacağız.”
    Son söz olarak: “Vatanını en çok seven insan, işini en iyi yapan insandır.”

    1.GÜN: Millî Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK’in açılış konuşmasıyla başlayan
    “Gelecek Eğitimle Gelecek Programı” na Prof.Dr. Uğur Öner’in Okullarda
    Şiddet ve Zorbalık konusuyla devam edildi. Sayın Öner, konuşmasında aşağıdaki
    durumlara değindi:

    “Okul zorbalığı kavramı okul öncesi dönemde fark edilebilir. Erken yaşlarda müdahale ilerisi için iyi bir önlemdir. Literatüre bakıldığında gerçek zorba davranışlar ilköğretim 1. kademede doruk noktasına ulaşıyor. Sistematik eziyetler bu dönemde yoğunlaşıyor. İlköğretim ikinci kademede de devam ediyor ancak nitelik değiştiriyor. Şiddet kriz olduğunda dikkati çekiyor ancak kriz olmadan önce ipuçlarını fark edebiliriz. Eğitimde farkındalık ve teşhis önemlidir. Zorbalık yaşa özgü yaramazlıktan farklıdır. Zorbalık bir çocuğun diğer bir çocuğa sistematik ve tekrarlı olarak rahatsızlık vermesidir. Zorbalık bireysel ya da grup halinde olabilir. Seçilen kurban kişi aslında güçlüdür ama değer yargıları diğerlerinden farklıdır. Empati becerileri çok yüksektir. İçe dönüktürler. Zihinsel ve özel yeteneklere sahiptirler. Zorbalar kurban kişiyi güçsüz görüp kendini güçlü gören güçsüzlerdir. Sessiz izleyiciler ise zorbalık ortaya çıkarken seyirci kalanlardır. Aslında izleyici olmaları ruh sağlıklarını etkiler ve müdahale edemedikleri için vicdanları sızlar. Suçluluk duygusu duyarlar. Zorbadan korkarlar. Aslında zorbanın da seyirciye ihtiyacı vardır. Çünkü bundan müthiş haz alırlar. Zorbayı seyircisiz bırakmak bir cezadır.”
    “Şiddete yönelik davranışta ailenin rolü büyüktür. Çünkü çocuk davranışlarında model aldığı tutumları sergiler. Şiddetin prim yaptığı bir çevrede yaşıyorsa bunu kullanır. Bunun için aile okul iş birliği kaçınılmazdır.”
    “Bir de zorbalık istismarı getirmektedir. Zorbalıkta fiziksel bir şiddet uygulandığında psikolojik zedelenmede başlar. Aynı zamanda sözel zorbalıkta duygusal istismarı getirir. Cinsiyetler arasında da bu belirgin şekildedir. Kızlar sözel zorbalığa yönelirken erkekler fiziksel zorbalığa yönelmektedir. Bu sorunları bir kartopu gibi büyütmektense okul ortamını ve aile ortamını uygun şartları getirerek çözmeliyiz.[/hide]
     
  5. 58SERVET

    58SERVET Üye Üye

    Katılım:
    24 Haziran 2009
    Mesaj:
    11
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Gelecek, Eğitimle Gelecek" Haziran 2009 Canlı Yayın Programı Raporu
    Konuk: Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU
    Tarih:24 Haziran 2009 Çarşamba
    Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU “Gelecek, Eğitimle Gelecek" adlı programda öğretmen atamalarından ve de sözleşmeli personelin durumu hakkında bilgiler verdi.Özellikle Özel Eğitime ihtiyaç duyulan alanlardaki öğretmen ihtiyacından bahsetti.Diğer alanlarda öğretmen fazlalığı yaşanırken bu alanda büyük ihtiyaçların olduğundan söz etti.
    Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU okul öncesi eğitimin önemini vurguladı. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu 2009-2010 eğitim döneminde 30 ilde pilot olarak uygulamaya girecek “Zorunlu Ana Okulları Projesi” ile okula başlama yaşının 3’e kadar ineceğini söyledi: “2013-2014 arasında üç yaş grubunda yüzde 18’lik okullaşma oranı hedefliyoruz”. Nimet ÇUBUKÇU son dönemde ekonomik kalkınma planlarında ve gelişmişlik göstergelerinde eğitime önem veren ülkelerin geldikleri noktada okul öncesi eğitimin çok önemli olduğunu görüyoruz. Okul öncesi eğitim alan çocukların daha az suça karıştıklarını, üniversiteye gitme oranlarının yükseldiğini, sosyal uyumlarının daha yüksek olduğunu, dil becerilerinin geliştiğini görüyoruz.”dedi. Okul öncesi eğitimi 6 yılda yüzde 11'den yüzde 33'lere çıkardık. Ana okulu eğitiminde okullaşma oranını artırarak, zorunlu hale getirmek için çalışıyoruz. Bu amaçla ilk planda 30 ilde okul öncesi eğitimi zorunlu hale getirdik. Daha sonraki dönemlerde Türkiye genelinde bu çalışma yaygınlaştırılacak. Okul öncesi eğitim, siyasi hayatımın ilk projeleri arasında yer alıyor. Yakın bir gelecekte büyük bir kampanya ile okul öncesi eğitime hız kazandıracağım."

    Zorunlu eğitime geçen iller

    MİLLİ Eğitim Bakanlığı, 2009- 2010 döneminde okul öncesi zorunlu eğitimin başlatılacağı pilot illeri sıraladı: Amasya, Artvin Bilecik, Bolu, Burdur, Çanakkale, Denizli, Edirne, Eskişehir, Gümüşhane, Kırklareli, Kütahya, Muğla, Nevşehir, Rize, Sakarya, Sinop, Tunceli, Uşak, Yozgat, Bayburt, Karaman, Kırıkkale, Ardahan, Yalova, Kilis, Konya, Hatay, Ağrı ve Van.
    Bakan Nimet ÇUBUKÇU özelikle öğretmenlerin kendilerini geliştirmelerini ve bu konuda öğretmenin eğitimin en önemli parçası olduğundan söz etti.Her dersin önemli olduğunu söyledi.Özellikle yetenek alanlarındaki derslerin beden eğitimi,Müzik,Resim derslerindeki başarının öğrencinin gelişimi açısından önemini vurguladı.

    Bakan Nimet ÇUBUKÇU özelikle okul kayıtlarının Ankaradan yapılmasıyla ülkemizde kayıt dönemlerinde yaşanan sorunların engelleneceğinden söz etti. İkametgâha dayalı kayıtlarda okulların o bölgede yaşayan çocukları otomatik olarak kayıt ettiğinden söz etti. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, ilköğretim okullarına kayıtların adrese dayalı kayıt sistemi yoluyla yapılmasının önemli bir gelişme olduğunu söyledi. Çubukçu, sistem sayesinde okula gitmeyen çocukların takip edilebildiğini belirtti. ''Adrese dayalı kayıt sistemi çok süper bir şey'' diyen Çubukçu, çocukların, artık sistem tarafından otomatik olarak ilköğretim okullarına kaydedileceğini belirtti. Çubukçu, şöyle konuştu''Zorunlu eğitim çağında feda edilecek tek bir ferdimiz yoktur'' diyerek, bu konuda alınan tedbirleri ve yürütülen kampanyaları anlattı. Çubukçu, şöyle devam etti:

    ''Bütün bunlara rağmen aile, çocuğunun eğitim görmemesi gerektiğine inanıyor ve göndermiyor. Bu zihniyet değişimini gerektiriyor. Zihniyetin kendi kendine değişimini de bekleyemeyiz... Sen, okula göndermeyerek, çocuğunu ihmal veya istismar ediyorsun. Çalıştırıyorsa, istismar ediyordur. Göndermeyip, ihmal ediyor da olabilir. İhmal, istismar... Bu çerçevede aileye çeşitli yaptırımlar uygulanabilir. Bu, çocuğun, aileden alınmasına kadar gidebilir. Aileler, artık bence bilmeliler ki ülkede çocuğunu okula göndermemesi durumunda bir takım yaptırımlar var. Mesele bu. Bunun anlaşılmasını istedim. Sadece telkin ve tavsiye değil. Bir de hukuki altyapımız var, bunu kullanacağız.''

    Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU Kız öğrencilerinin okula gönderilmesinin önemini de vurguladı. Ayrıca Meslek Liselerinin ülkemizin önemli kurumları olduğundan da söz etti

    Programa katılan konuklar Öğretmen atamaları, uzman öğretmenlik, ek der ücretleri gibi alanlarda sorular sordular Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU bu soruları bu kadar kısa sürede yanıtlayamayacağından ve bu soruların yanıtlarını soranlara mail olarak göndereceğinden söz etti
    Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU öğretmenlere ve öğrencilere tatilde dinlenerek enerji toplamaları gerektiğini söyledi. Tüm öğretmenlere ve öğrencilere iyi tatiller diledi.


    HAZIRLAYAN: SERVET ÜNSAL
     
  6. crocodil

    crocodil Yeni Üye Üye

    Katılım:
    25 Haziran 2009
    Mesaj:
    1
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    teşekkür ederim...diğer günlerin raporlarıda gelecekmi acaba...pazartesi, salı gününe ait raporlarıda bulamadım...tekrar Teşekkür Ederim.
     
  7. musakazim

    musakazim Yeni Üye Üye

    Katılım:
    25 Haziran 2009
    Mesaj:
    1
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    TEŞEKKÜR
     
  8. 58SERVET

    58SERVET Üye Üye

    Katılım:
    24 Haziran 2009
    Mesaj:
    11
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Gelecek, Eğitimle Gelecek" Haziran 2009 Canlı Yayın Programı Raporu
    Konuk: Ömer BALIBEY
    MEB Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürü
    Konu: Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürlüğü
    Tarih:25 Haziran 2009 Perşembe

    25 Haziran 2009 Perşembe günü TRT GAP TV’de yayınlanan programın konuğu olan MEB Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürü Ömer BALIBEY’di.
    BALIBEY’ ülkemizdeki öğretmen okullarının geçmişinden ve zaman içindeki gelişiminden söz etti.

    Ülkemizde öğretmen yetiştiren kurumların öncelikle eğitime; araştırıcı ve akılcı bir anlayışın kazandırılması, açılacak ve çağdaş eğitim yapacak batı modeli okullara, bu anlayışta öğretmen yetiştirilmesi gerekiyordu. 16 Mart 1848’de açılan Dârülmuallimîn bu amaçla kuruldu.
    Cumhuriyetten önceki yapısı ile devralınan Dârülmuallimin-i Âliye’nin durumu, Cumhuriyet henüz kurulmadan, 15 Temmuz 1923 tarihinde toplanan Birinci Heyet-i İlmiye (Bilim Kurulu) toplantısında ele alınmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan bu çalışmalarla, “Yüksek Muallim Mektebi” adını alan okul, “Ecole Normale Superieure” adlı Fransız Yüksek Öğretmen Okulu’nu kendine model olarak almıştır.
    16 Ağustos 1934 tarihinde, Yüksek Muallim Mektebi’nin, Cumhuriyet dönemindeki yapılanması başlangıç düşünülerek onuncu kuruluş yıl dönümü kutlanmıştır. Bu tarihte okulun adındaki Arapça kökenli sözcükler değiştirilerek artık okul; Yüksek Öğretmen Okulu olarak isimlendirilmiştir. Ancak okul, bir kaç on yıl daha, eski adıyla anılmaya devam edilmiştir.
    Sadece öğretmenlerin değil, geçmişte yaşanan yokluk dönemlerinin olumsuz şartlarına bağlı olarak, ülkenin uzak bir köşesinde kaybolup gidecek binlerce yeteneğin; şair, yazar, sanatçı, bilim adamı, kısaca birer aydın olarak insanlığa kazandırıldığı eğitim yuvaları olarak, önemli ve toplumsal bir görevi yerine getirmiştir. Öğretmen yetiştirmek tarihimizde çok önemli bir misyondur. Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel yönden ilerlemesinde, çok önemli bir görev üstlenmiş olan öğretmenlerimizin, tarihî gelişim içerisinde çeşitli kaynaklardan yetiştirildikleri ve sadece öğretmen yetiştirme amacına yönelik ilk kurumun Dârülmuallimîn adıyla 16 Mart 1848’de faaliyete geçtiği bilinmektedir.
    Balıbey öğretmenlerin çağın gereklerine göre kendilerinin yenilemelerinin gerektiğinin ve bu konuda müdürlüklerinde öğretmen performansını ölçmeye dayalı ciddi çalışmalar yaptığını söyledi. Eğitimin vazgeçilmez öğesi olarak öğretmeni gördüklerini söyleyen Balı bey bazı okullarda öğretmenlerin sosyal, resim,sanat gibi alanlarda yetenekli olan ama bilgi açısından yetersiz olan öğretmenlerin kendilerini geliştirmesi gerektiğini vurguladı.Özellikle veli ve idarecilerin öğretmenlerin performansını ölçebilecekleri bir yöntem oluşturulacağından söz etti.
    Öğretmen adaylarına öğretmenlik ruh ve heyecanını vermek, öğretmenler arasında birlik ve beraberlik duygularını geliştirmek, öğretmen yetiştiren kurumların toplumdaki rol ve öneminin daha iyi anlaşılmasına vesile olmak amacıyla her 16 Mart’ta çeşitli etkinlikler Bakanlığımızca gerçekleştirilmektedir. İlk öğretmen okulumuz, 16 Mart 1848 ‘de İstanbul’da açılmış olup, o tarihten itibaren de günümüze, bu kurumlar değişik isimlerle ulaşmıştır. Bir buçuk asırlık bir geçmişe sahip olan bu kurumlarımız öğretmen yetiştirmenin yanında birçok bilim adamı, sanatçı, siyasetçi yetiştirmiş ve bu yolla bilim ve aklın ışığında çağdaş bir millet olma yolundaki çabalarımıza öncülük etmiştir. Balıbey 150 yıllık bir geçmişe dayanan öğretmen yetiştiriciliğinin bugün 214 tane öğretmen lisesiyle devam ettiğini belitti.Özellikle Boğaziçi,ODTÜ,Hacettepe gibi üniversitelerin Eğitim Fakültelerinin çoğu bölümlerinde Anadolu Öğretmen Lisesi mezunlarının olduğunu vurguladı.Öğretmen Liselerinin çoğunun yatılı olduğunu ve öğrencilerin kültür derslerinin yanı sıra öğretmenlik meslek derslerinde alındığına vurgu yapıldı.
    Ülkemizde öğretmenlik mesleğinin işsizler için bir kapı olmadığını çok sayıda öğretmen yetiştiren bölümlerden mezun olduğu vurgulandı. Bakanlığın maliyeden 40 bin öğretmen kadrosu aldığı ifade edildi.Özellikle uygulamaya dayalı çalışmaların öğretmen yetiştirilmesinde çok önemli olduğu belirtildi. Soran Sorgulayan Gençlik için Öğretmen Eğitimine Destek” sloganıyla gerçekleşecek projenin ilk aşamasında “eleştirel düşünme” yöntemine hakim eğitici ve öğretmenlerin yetiştirilmesinden söz edildi.8 pilot ide bu uygulamanın gerçekleştiğinden söz edildi.21.yy. öğrencisinin kendine olan özgüvenin tam olması gerektiği vurgulandı. Toplumumuzda suç işleyen ,çevresini kıran üzen değil daha yararlı bireylerin yetiştirilmesi açısından bu projenin önemine değinildi.
    Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmenlerle ilgili "Eğitim Reformu Projesi" nin üç aşamadan oluştuğunu anlatan BALIBEY, birinci aşamada müfredat değişikliğini, ikinci aşamada okulların modernize edilmesini ve üçüncü aşamada öğretmen yeterliğinin artırılmasını ele aldıklarını söyledi. Projenin hayata geçirilmesi için ilk aşamada Talim Terbiye Kurulu tarafından müfredat değişikliği yapıldığını ikinci aşamada ise bilgisayar ve internet altyapısının sağlanarak okulların modernizasyonunun gerçekleştirildiğini belirten BALIBEY, üçüncü aşamada, öğretmende olması gereken bilgi, beceri ve tutum özellikleri kapsayan 31 alt yeterlilik, 233 performans göstergesi tespit edildiğini kaydetti. Çalışmaların 2010 yılında sona ereceğini ve dünya ile yarışacak eğitimciler yetiştirileceğini söyleyen BALIBEY, geçmiş dönemdeki öğretmenlerin günün şartlarına göre kendini yetiştiren ve toplum tarafından saygı duyulan kişiler olduğunu kaydetti.
    Yüksek Lisans ve Doktora yapan öğretmenlerin uzman ve de başöğretmen olmaları yönlerindeki sorular vardı. Balıbey bu konularda çalışmalar yapıldığında söz etti.Program son bölümünde izleyicilerin soruları yanıtlandı.Sunucu Balıbeye’e teşekkür etti ve program sona erdi.
    HAZIRLAYAN:SERVET ÜNSAL
    Öğretmen hayatın mühendisidir.Bence insanlar öğretmenlere destek olmalılar ve onları memnun etmeliler.TÜM ÖĞRETMEN ARKADAŞLARIMA SAYGILARIMI SUNARIM.
    BU ÇALIŞMA BENİM DEĞİL TÜM ÖĞRETMENLERİNDİR.
     
  9. Sihirli Keman

    Sihirli Keman Üye Üye

    Katılım:
    8 Şubat 2008
    Mesaj:
    14
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Teşekkürler... :)
     
  10. efezeybek

    efezeybek Yeni Üye Üye

    Katılım:
    26 Haziran 2007
    Mesaj:
    1
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    teşekkürler
     
  11. teta06

    teta06 Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Haziran 2009
    Mesaj:
    3
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    teşekkürler süpersin hacı
     
  12. ekremdemir61

    ekremdemir61 Üye Üye

    Katılım:
    6 Ekim 2007
    Mesaj:
    10
    Alınan Beğeniler:
    1
    Ödül Puanları:
    3
    TEŞEKKÜRLER ARKADAŞIM
     
  13. camouflage

    camouflage Üye Üye

    Katılım:
    11 Mart 2007
    Mesaj:
    33
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    6
  14. y_cakir61

    y_cakir61 Yeni Üye Üye

    Katılım:
    2 Mart 2007
    Mesaj:
    2
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
  15. ebrumary

    ebrumary Yeni Üye Üye

    Katılım:
    29 Haziran 2009
    Mesaj:
    2
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    TEŞEKLKURLER...
     
  16. ebrumary

    ebrumary Yeni Üye Üye

    Katılım:
    29 Haziran 2009
    Mesaj:
    2
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Teşekkürler
     
  17. ayserenfatih

    ayserenfatih Yeni Üye Üye

    Katılım:
    29 Haziran 2009
    Mesaj:
    1
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    ellerinize sağlık
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş