www.devo.com.tr adresinde öğretmenler gününe özel eğitim materyallerinde çeşitli indirimler vardır.

Merhaba Ziyaretçi

testkutusu

Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu

'Yazılı Dökümanlar' forumunda sosyalci tarafından 23 Mayıs 2007 tarihinde açılan konu

  1. sosyalci

    sosyalci Çalışkan Üye Üye

    Katılım:
    21 Ocak 2007
    Mesaj:
    470
    Alınan Beğeniler:
    4
    Ödül Puanları:
    18
    Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu

    *Dr. Şenol KANTARCI

    ASAM,Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

    Giriş

    Daha önce Roma ve Bizans topraklarında ve onların hâkimiyeti altında yaşayan Ermeniler, Türklerin Anadolu'da hegemon güç olmasıyla birlikte, Selçuklu ve Osmanlı toprakları üzerinde ve onların hâkimiyeti altında varlıklarını devam ettirmişlerdir. Hatta Müslüman Türklerin Anadolu'yu fethinde Türklere yardımcı olmuşlardır. Bu dönemde Türklerle Ermeniler iç içe, yan yana ve birlikte, dostça yaşamışlardır. Ermeniler, Türk kültüründen etkilenmişler ve kendi istekleriyle Türkçe konuşmaya başlamışlardır.

    Bizans hâkimiyeti altında Ermeniler büyük zorluklar çekmişlerdir. Gerçekte Bizanslılar, Gregoryen olan Ermenilere karşı mezhepleri yüzünden antipati beslemekteydiler. Ancak düşmanlıklarının kaynağında Ermenilerin kendilerine karşı olan ihanetleri vardı. Bu yüzden Bizanslılar, uzunca bir süre Ermenilere kin ve nefretle bakmışlar ve onlar aleyhinde olmuşlardır. Bu durum Ermenilerin Selçuklu hâkimiyetine girmelerine kadar sürmüştür. Burada şu iddia edilebilir ki, eğer Ermeniler Selçuklu hâkimiyetine girmemiş olsalardı dinlerini ve kültürlerini koruyamamış, doğal olarak da bugünlere gelememiş olacaklardı. Zira (IV. yüzyılda) Bizans döneminde Ermenilerin ana dili yasak edilmiş, ruhanî reislerinin millet üzerindeki haklan tanınmamış özellikle de 452 Chalcedoine (Kadıköy) meclisi toplantısından sonra Bizanslılar, Ermenilerin inançlarındaki aykırılıkları sökmek, kilisenin etkilerini, milliyet hislerini ortadan kaldırmak için onları sürgün etmiş ve Bizans'ın daimi politikası olarak Ermenileri daima bulundukları bölgenin dışına çıkarmışlardır.

    Türk-İslam felsefesinin Gayrimüslimlere yaklaşımı hoşgörü çerçevesinde gerçekleşmiştir. Türkler, fethettikleri bölgelerdeki Gayrimüslim halk ile onların hak ve hukukunu güvence altına alan zimmet adı verilen bir anlaşma yapmış ve bu halka da zımmi adını vermiştir.

    Osmanlı Devleti'nin kuruluşu, gelişmesi ve özellikle İstanbul'un fethi sonucu Bizans'ın yıkılmasıyla Ermeniler için tarihlerinin hiçbir döneminde yaşamadıkları yeni bir çağ açılmış, üzerlerindeki dinî, siyasî, toplumsal ekonomik ve kültürel her türlü baskı kalkmış, böylece barış, güven, huzur ve refah dönemi başlamıştır.

    Osmanlı Devleti Türk kökenli, İslami yapıya sahip ve çok uluslu bir devletti. Bu çok uluslu yapı içerisini Türkler kadar, diğer uluslara da yer vardı. Nitekim, ilk Osmanlı padişahı Osman Bey, Ermenilerin Bizans'ın zulmünden korunmaları için Anadolu'da ayrı bir toplum olarak örgütlenmelerine izin vermiş ve Batı Anadolu'daki ilk Ermeni dinî merkezi Kütahya'da kurulmuştur. Bursa'nın alınarak başkent yapılması üzerine bu dini merkez Kütahya'dan Bursa'ya taşınmış, daha sonra Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle Bursa'daki Ermeni dinî lideri Hovakim l461'de İstanbul'a getirilmiş, Fatih'in fermanı ile de İstanbul'da bir Ermeni Patrikhanesi kurulmuştur. Bu gelişmeden hemen sonra İran, Kafkasya, Balkanlar, Kırım, Doğu ve Orta Anadolu'dan İstanbul'a Ermeni göçleri başlamıştır. Böylece Osmanlı İmparatorluğu, Ermeniler için bir çekim merkezi hâline gelmiştir.

    Osmanlı yönetiminin Ermenilere karşı bu tutumu Ermeni toplumu ve kilisesinin yaşamasına ve gelişimine önemli katkıda bulunmuştur. Hatta denilebilir ki Osmanlı Devleti'nin ve -kilisesi de dahil olmak üzere Ermeni toplumunun gelişmesi paralel bir şekilde olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu Gregoryen Ermenileri "millet" adı altında örgütlemiş ve onları kendi dinî liderlerinin yönetimine bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmet, Ermeni Patrikhanesini kuran fermanında, Patriğin, İmparatorlukta yaşayan bütün Ermenilerin hem ruhani hem de cismanî lideri olduğunu hükme bağlamıştır.

    Ermenilere, din, kültür, eğitim ve hayır işlerini yürütebilmeleri için gerekli malî olanaklara kavuşabilmek bakımından vakıf kurma imkanı da tanınmış, hatta kendi malî güçlerinin yetmemesi hâlinde Osmanlı yönetimi yardımda bulunmuş, Patrikhanenin eksiklerini tamamlamış, Ermeni kurumlarına malî destek sağlamıştır.

    Ermeni toplumu kendisine tanınan hak ve ayrıcalıkları başarıyla kullanarak hızla gelişmiş ve refaha kavuşmuş, ayrıca Türk-Osmanlı kültür, yaşam tarzı ve yönetim biçimini de benimseyerek kısa süre içerisinde Osmanlı yönetiminin güvenini kazanmıştır. Bu güven sayesinde iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde de önemli yerlere gelmişlerdir.

    Osmanlı tarihi. Ermenilerden 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos ve konsolos, 11 üniversite öğretim üyesi, ve 41 yüksek rütbeli memur kaydetmektedir. Ermenilerin yapmış olduğu bakanlıklar arasında Dışişleri. Maliye, Ticaret ve Posta Bakanlıkları gibi son derece önemli ve kilit mevkiler olmuştur. Böylece, Ermeniler, Türkler başta olmak üzere, imparatorluğun bütün unsurlarıyla XIX. yüzyıl sonlarına kadar barış ve güven içerisinde yaşamışlar, Osmanlı yönetimiyle ilgili herhangi bir sorunla karşılaşmamışlardır.

    XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Ermeni sorunundan bahsedilmeye başlanır. Ermeni sorununa başlangıç arayanlar bunu, 1856 Islahat Fermanı ya da 1877 -1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve bunu izleyen Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Konferansına taşırlar. Aslında bu yaklaşımlar yanlış değildir. Ancak, meselenin 1856'ya veya 1877 - 1878'e taşınmasının alt yapısını incelemeden, buna neden olan faktörleri açıklamadan doğrudan Islahat Fermanına veya Berlin Konferansına bağlamak meseleyi oldukça kısır bırakır.

    Ermeni sorununun ortaya çıkışında dünya siyasasındaki gelişmelerin önemli etkisi ve katkısı olmuştur. Bunlardan birisi, Sanayi Devriminin çok tabî paraleli olan sömürgeciliktir. Bir diğer olay hemen bütün dünyayı etkisi altına alan Fransız İhtilâli ve paralelinde gelişen milliyetçilik olgusudur. Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu içindeki azınlıkların birer birer isyan ettiklerini, bunların muhtariyet ve/veya bağımsızlıklarını elde ettiklerini görmüşlerdir. Bu olaylar neticesinde kendilerinin de böyle bir harekete girişebilecekleri düşüncesi ortaya çıkmıştır.

    Etkenlerden biri de dinî ideoloji bağlamında çıkmıştır. Osmanlı toplumu içerisinde ilk başta sadece mezhep olarak Gregoryen Ermenileri mevcut iken Fransa'nın çalışmaları sonucu Katolik bir Ermeni topluluğu ve akabinde Ermeni Katolik Kilisesi, İngiliz ve Amerikalı misyonerlerin çalışmaları ve İngiliz Hükümetinin baskısı ile Ermeni Protestan Kilisesi ortaya çıkmıştır.

    Türkiye'de Ermeni meselesi üzerine yazılmış kaynak niteliğindeki kitaplar incelendiğinde hemen hepsi sorunun ortaya çıkışındaki baş aktörü Rusya olarak gösterir. Ancak Rusya. Ermeni ayaklanmalarındaki etkilerden sadece biridir. Rusya'nın yanı sıra Ermeniler arasında Katoliklik propagandası yapan Fransa'nın; Ermeniler üzerinde Protestanlığı çıkarları için yerleştirmeye çalışan İngiltere'nin; ABD ve Almanya gibi devletlerin doğrudan veya dolaylı olarak mesele üzerinde göz ardı edilmeyecek kadar önemli etkileri olmuştur. Bu devletler 1840 tarihinden sonra çıkan olaylardan faydalanarak mezheplerinden olardan himaye etmek amacıyla Osmanlı İmparatorluğundaki nüfuzlarını kuvvetlendirmeye başlamışlardır.

    Sorunun Ortaya Çıkışı

    Rusya ve ABD'ye karşılık Avrupalıların Ermenilerle ilgilenmeleri genelden özele doğru bir seyir gösterir. Buna bağlı olarak gelişen Ermeni meselesi de bu toplumun değil, Osmanlı topraklarında menfaatleri çatışan iki büyük devletin, İngiltere ve Rusya'nın davası olarak politik bir hüviyetle ortaya çıkarılmıştır.

    Ayastefanos Antlaşması ile Kafkasya'ya hâkim olan Rusya, Doğu Anadolu ve Balkanlarda da etkili olmuştur. Bu durum geleneksel İngiliz politikasına ters düşmüştür. Çünkü Rus nüfuzunun bu şekilde yayılması sadece İngiltere'nin Hindistan'la olan bağlantısını tehditle kalmayacak, aynı zamanda Ortadoğu'daki gücünü de zayıflatabilecekti. Bu bakımdan İngiltere, hemen konuyla ilgilenmeye başlamıştır.

    İngiltere, Rusya'nın sıcak denizlere inmesine engel olmak için uzun süreden beri bu devlete karşı Osmanlı Devleti'ni desteklemiştir. İngiltere, bu desteğini sürdürürken de Osmanlı memleketlerinde Protestan misyonerlerin faaliyetlerini yönlendirmiştir. Ermeni milliyetçiliğinin uyanmasında bu faaliyetlerin rolü büyük olmuştur. Rusya'nın, Doğu Anadolu'da Kars, Ardahan gibi çok önemli stratejik noktaları ele geçirmesi, İngiltere'nin doğu ticareti bakımından hayati önem taşıyan yolların güvenliğini tehlikeye düşürmekteydi. Dahası, İngiltere, Rusya'nın Balkanlarda gerçekleştirdiği bölünmeyi, 16. madde ile Anadolu'da yapmasından da çekinmekteydi. Ermeniler aslında 16. maddeyle önemli bir yol kat etmişlerdi. Bu maddeyle "Ermenistan" denilen bir memleketin varlığı ve idaresinin ıslahata muhtaç olduğu, Ermeni Milleti'nin Kürtler ve Çerkezler tarafından tehdit edildiği gibi hususlar, Bâbıâlî'ye resmen kabul ettirilmiş oluyordu. Rusya'ya karşı buralarda yapılması taahhüt edilen ıslahatlara hemen başlanacak ve bu ıslahatlar tamamlanıncaya kadar Rus işgali devam edecekti. Diğer bir ifadeyle Rusların Doğu Anadolu'yu boşaltmaları ıslahatların uygulanışına bağlı kalıyordu. Elbette ki, Ruslar bu işgali sürdürebilmek için, ıslahatların tamamlanmadığını ileri süreceklerdi. Zaten bu maddeyi takip eden maddeler Rusların amacını ortaya koyuyordu. Antlaşmanın 19. maddesine göre Ruslar, savaş tazminatının bir kısmına karşılık olmak üzere, Kars, Ardahan. Batum şehirleriyle Bayezid ve Eleşkirt vadisine yerleşecekti. Böylece, bir taraftan bütün Ortadoğu'ya hâkim, önemli bir köprü başını ele geçirirken diğer yandan da Ermeniler üzerinde nüfuzunu kuvvetlendirmiş oluyordu. Ancak, İngiltere'nin bunu kabullenmesi imkansızdı. Nitekim Ayastefanos Antlaşması şartlarını üç gün sonra öğrenebilen İngiliz Elçisi Layard, ortaya çıkan bu durumu hükümetine bildirirken, Rusların Doğu Anadolu'da önemli stratejik noktalan ele geçirdiklerini. İngiliz ticareti için hayati önemde olan bu ticaret yollarının, Dicle ve Fırat vadisine inmeye çalışan Rusya gibi rakip bir devletin kontrolü ve dolayısıyla tehdidi altına girmiş olduğunu, Ermenilerle ilgili 16. maddenin Balkanlardaki bölünmeyi Anadolu'da da gerçekleştirmek için atılmış ilk adım saymak gerektiğini yazıyordu. Ayastefanos Antlaşmasındaki Ermenilerle ilgili maddeler İngiliz kamu oyunda tepkilere yol açmış ve millî hislerini tahrik etmiştir. Savaş esnasında Osmanlı İmparatorluğu'nu Rusya karşısında kaderiyle baş başa bırakan İngiliz Hükümeti, kendi menfaati söz konusu olunca derhal harekete geçmiştir. Daha Ayastefanos görüşmeleri sırasında donanmasını İstanbul önlerine kadar getirmiş olan İngiltere, yapılan son antlaşmanın 1856 Paris muahedesi hükümlerini ihlâl anlamı taşıdığını ileri sürerek, acilen yeni bir konferansın toplanması gerektiğini ve antlaşma şartlarının burada yeniden gözden geçirilmesinin zorunlu olduğunu teklif etmiştir.

    Durum böyle olunca İngiltere, Balkanlarda ve Akdeniz'deki dengenin bozulduğunu ileri sürerek Ayastefanos Antlaşması yerine öteki Avrupa devletlerinin de katılmasıyla yeni bir antlaşma yapması isteğini Rusya'ya kabul ettirmiştir. Böylece yeni antlaşmanın Berlin'de yapılması kararlaştırılmıştır.

    Osmanlı Devleti, Berlin'de İngiltere'nin kendisine destekte ve yardımda bulunacağını umuyordu. İngiltere Babıâli'nin içinde bulunduğu kötü şartları çok iyi değerlendirmişti. Bunun için Berlin'deki konferansta tehdit yoluna başvurarak, Babıâli'den Kıbrıs'ı geçici de olsa almayı başarmıştır. Nitekim 4 Haziran 1878'de imzalanan ve 15 Temmuz 1878'de de II. Abdülhamit tarafından tasdik edilen antlaşmaya göre Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu'daki Ermeniler için İngiltere ile birlikte kararlaştıracağı bir ıslahat yapacaktı. İngiltere'de Doğu Anadolu'da bulunan Rus tehdidini önlemek için bu tehlike kalkıncaya kadar Kıbrıs adasına yerleşecekti. Böylece İngiltere, Hindistan'a en kısa yolun güvenliği sağlamış olmaktaydı.

    Görüldüğü gibi Ermeni ıslahatı konusunda İngiltere Ermenileri değil kendi menfaatlerini korumak için harekete geçmiş ve Kıbrıs Antlaşması'nı imzalayarak Kıbrıs'a yerleşmiştir. Gerçekten de Doğu Anadolu Bölgesi ve Trabzon - Erzurum - Doğu Bayezid güzergahı Karadeniz'i İran'a ulaştıran ticaret yolu İngiltere için büyü ehemmiyet taşımaktaydı. 1840'lardan itibaren Mancheter'e yerleşmiş olan Ermeni tüccarlar. Britanya adalarında imâl edilen pamuklu kumaşları yukarıda belirtilen yol üzerinden İran ve Türkistan'a pazarlıyorlardı. 1870'li yıllardan itibaren İngiltere'de artmaya başlayan pamuklu mamul stokları İngiltere için büyük bir iktisadi kriz yaratma eğilimi göstermekteydi. Bu stoklar erimez ve yeni imalât için de pazar bulunmazsa birçok fabrikanın kapanması, iflasların birbirini takip etmesi İngiltere'de büyük bir işsiz kitlenin ortaya çıkarak devletin başına bela olması kaçınılmazdı. Karadeniz-İran güzergahı stokların nakliyesi için tek yoldu. İngiliz'le sevkıyatı hızlandırmak gayesi ile Doğu Anadolu'da Ermeni tüccarlarına sermaye ve kredi yardımında bulunmuşlar, bunun çok faydasını görmüşlerdi. İşte bu yüzden İngiltere Ayastefanos Antlaşması'nın söz konusu yolu Rusların kontrolüne sokan 19. ve 20. maddelerin itiraz etmiş ve Berlin Konferansı'ndaki 61. maddeyle bu yerlerin tekrar Osmanlı Devleti'ne geçmesini sağlamıştır.

    Ayrıca yine Ayastefanos Antlaşması'nın Ermenileri ilgilendiren 16. maddesi az da olsa değiştirilerek Berlin Konferansı'nda 61. madde olarak yer almıştır. Değiştirilen bu maddeyle Osmanlı Devleti. Doğu Anadolu'da ıslahat yapacak, asayişi sağlayacak ve bu konularda aldı- ğı tedbirlerin icrasına ara sıra ilgili devletler de nezaret edecekti.

    Ermeniler, Berlin Konferansı ile siyasî açıdan büyük yararlar elde etmiş ve ileride belirleyecekleri stratejilerinde dikkate alacakları bazı dersler almışlardır. Her şeyden önce, 61. madde ile "Ermeni Meselesi" milletlerarası siyasî sistemin gündemine giriyordu. İkinci önemli nokta ise bu dönemde Ermeniler emellerine İngiltere'nin desteği olmaksızın ulaşamayacaklarını anlamış oldular.

    Aslında, İngiltere'nin Ermeni Meselesi'ni benimseyişinde önemli maddî çıkarları bulunuyordu. Burada İngiltere inisiyatifi eline alarak, Doğu Anadolu'nun Rusya tarafından "Balkanlaştırılmasına" ve bu anatomini Ortadoğu'daki nüfusuna sekte vurmasına engel olabilirdi. Başka bir deyişle Londra, Bâbıâlî'nin tek başına Rus tasavvurlarına karşı duramayacağını, fakat kendi himayesindeki bir Ermeni devletçiğinin, Petersburg'un saldırganlığına karşı daha sağlam bir set oluşturabileceğini düşünmeye başlamıştı. Ancak Londra'ya göre, Rusya'nın Ermeni Meselesi'nden tamamıyla soyutlanması da doğru değildi. Yakın Doğuda kayaya çarptığını fark eden Rus sömürgeciliği, gözlerini Uzak Doğuda yayılma imkanları aramaya çevirirse, o zaman İngiltere'nin Çin üzerindeki nüfuz tekeli tehlikeye düşebilirdi. işte bu yüzden Ermeni ıslahatı bahanesiyle Rusya'yı Osmanlı ülkesiyle meşgul etmek ve dikkatini Doğu Anadolu'da tutmak, İngiltere'nin söz konusu dönemdeki (1890'lı yıllar) siyaseti olmuştu. Nasıl olsa ıslahat konusunun tartışılacağı uluslararası platformlarda diplomasi uzmanı bir İngiltere için Rusya'yı dizginlemek çok zor olmayacaktı. Yeter ki, Babıâli yalnız başına Rusya ile karşı karşıya bırakılmasın.

    Ancak, Rusya, İngiltere'nin bu tuzağını fark etmekte gecikmedi. Petersburg'un amacı başarılı bir savaşın meyvelerini toplayarak. Doğu Anadolu'nun ilhakını bir oldu bitliye getirmekti. Yetkili bir ağızdan Rusya, "Er-menisiz bir Ermenistan" istiyordu. Fakat, Berlin bunun gerçekleşemeyeceğini de hatırlatmıştı. Aynı zamanda "Ermeni Islahatı" Rusya için tehlikeli gelişmeleri de beraberinde getirebilirdi. Şöyle ki, Ermenilere verilecek bir muhtariyet, Rusya'nın kendi uyruğundaki Ermenilere de benzeri emeller beslemeleri için ilham verebilirdi. Hatta Kafkas Ermenileri Anadolu Ermenileriyle işbirliği imkanı arayabilirlerdi. Ayrıca Rusya, Balkanlarda büyük ümitlerle yarattığı Bulgaristan meydana çıkınca, İngiliz oyunuyla, nasıl ilk kez kendisine cephe aldığını ve kendisinin yayılmasını frenleyecek bir tampon oluşturduğunu biliyordu. Rusya geri adım attığında "Ermeni Meselesi" İngiltere'nin kucağına düşecekti.

    Dönemin Padişahı II. Abdülhamit, ıslahat konusunda söz vermiş, ancak bu tasarıları uygulamakta direnmişti. Ne var ki, 1894 yılında İngiltere'nin Van Konsolosunun yerinde incelemeler yapmak maksadıyla, Ermenilerin yoğun olarak bulunduğu yörelerde yaptığı geziyi fırsat bilen Ermeni komitecilerinin Bitlis'te çıkardıkla-n ayaklanmayla, ıslahat görüşmeleri, Londra'nın teşebbüsüyle, yine uluslar arası siyasî platformlara girmiştir. Bu sıralarda Avrupa'nın muhtelif şehirlerinde Ermeniler lehine gösteriler yapılmıştır. Bu dönemde, Ermenilerin yabancı ülkelerdeki yayın gücü. hiçbir azınlık grubunun sahip olamadığı bir düzeydeydi. İngiliz gazetelerinin Türkiye muhabirleri, gazetelerine asılsız Ermeni davasını öven yazılarını göndermek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar; yazılarında, meydana gelmiş küçük bir olayı kasten büyütüyorlardı. Çok geçmeden İngiltere, Babıâli'yi Berlin Antlaşması'nın yükümlülüklerini yerine getirmeye davet etmiştir. Bununla da yetinmeyerek, hazırlamış oldukları ıslahat tekliflerini önce Avrupa ahengine tasvip, daha sonra da Babıâli'ye dikte ettirmeye çalışmışlardır. Padişah, ıslahatları uygulama hususunda ayak diretince, İngiltere, Osmanlıya müeyyide uygulanacağı yolunda tehditlere başlamıştır. İngiltere'nin buradaki niyeti, Doğu Anadolu'da şeklen bir Avrupa ahengi oluşturmak gibi görünse de, gerçekte fiilen kendi himayesinde bir Ermeni topluluğu ortaya çıkarmaktı. Ancak İngiltere'nin bu isteği büyük güçlerce destek görmedi. Yalnız başına kalan İngiltere, son çare olarak donanmasını Çanakkale Boğazı'na kadar getirdiği halde gerek Büyük Güçler arasındaki görüş ayrılığı gerekse II. Abdülhamit'in kararlı tutumu karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştı (1895).

    1895 yılında ilk raundu kaybeden İngiltere, bundan sonraki politikalarında daha temkinli hareket edecektir. 1895 sonrasında giderek güçlenen Almanya korkusu Rusya ile İngiltere'yi birbirlerine yaklaştıran en önemli etken olmuştur. Zaten uzun süredir İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu'nun taksimine hazırdı. Hatta bu düşüncesini birçok defa çeşitli vesilelerle Rusya'ya iletmişti. Uzakdoğu'daki ihtilaflarını ise uzlaşmacı yollardan çözümlemeyi tercih eden bu iki devlet, söz konusu yakınlaşmalarını 1907'de bir antlaşma ile noktalamıştır. Artık bundan böyle Ermeni ıslahatları konusunda Osmanlı Devleti'ne yapılan müdahalelerde iki devlet birlikte hareket etmiştir.

    Rusya ile İngiltere arasındaki bu rekabet, Ermeni konusunu devletler arası bir hüviyete sokmuştur. İşte bu durumdan cesaret alan Ermeniler de harekete geçerek yurt içinde ve dışında ihtilâlci Ermeni partileri ve dernekleri kurmaya başlamışlardır.

    1915 Öncesi Ermeni İsyanları

    Ermeniler, Türk toprakları içerisinde bir Ermenistan Devleti kurmak amacıyla oluşturdukları terör örgütleri vasıtasıyla birçok isyan çıkartmışlardır. Bu isyanlar ve terör olaylarının önemli olanları şunlardır:

    Anavatan Müdafileri Olayı (8 Aralık 1882), Armenakan Çeteleriyle Çatışma (Mayıs 1889), Musa Bey Olayı (Ağustos 1889), Erzurum İsyanı (20 Haziran 1890), Kumkapı Nümayişi (15 Temmuz 1890), Merzifon, Kayseri, Yozgat Olayları (1892 - 1893), Birinci Sasun İsyanı (Ağustos 1894), Zeytun (Süleymanlı) İsyanı (1-6 Eylül 1895), Divriği (Sivas) İsyanı (29 Eylül 1895), Babıali Olayı (30 Eylül 1895), Trabzon İsyanı (2 Ekim 1985), Eğin (Mamuratü'l - Aziz) İsyanı (6 Ekim 1895). Develi (Kayseri) İsyanı (7 Ekim 1895), Akhisar (İzmit) İsyanı (9 Ekim 1895). Erzincan (Erzurum) İsyanı (21 Ekim 1895), Gümüşhane (Trabzon) İsyanı (25 Ekim 1895). Bitlis İsyanı (25 Ekim 1895). Bayburt (Erzurum) İsyanı (26 Ekim 1895), Maraş (Halep) İsyanı (27 Ekim 1895), Urfa (Halep) İsyanı (29 Ekim 1895). Erzurum İsyanı (30 Ekim 1895), Diyarbakır İsyanı ( 2 Kasım 1895), Siverek (Diyarbakır) İsyanı (2 Kasım 1895), Malatya (Mamuratü'l-Aziz) İsyanı (4 Kasım 1895). Harput (Mamuratü'l- Aziz) İsyanı (7 Kasım 1895), Arapkir (Mamuratü'l- Aziz) İsya-m'(9 Kasım 1895). Sivas İsyanı (15 Kasım 1895), Merzifon (Sivas) İsyanı (15 Kasım 1895). Ayıntab (Halep) İsyanı (16 Kasım 1895). Maraş (Halep) İsyanı (18 Kasım 1895), Muş (Bitlis) İsyanı (22 Kasım 1895), Kayseri (Ankara) İsyanı (3 Aralık 1895). Yozgat (Ankara) İsyanı (3 Aralık 1895). Zeytun İsyanı (1895 - 1896), Birinci Van İsyanı (2 Haziran 1896). Osmanlı Bankası Baskını (14 Temmuz 1896), İkinci Sasun İsyanı (Temmuz 1897). Sultan Abdülhamid'e Suikast (Yıldız Suikastı) (21 Temmuz 1905). Adana İsyanı (14 Nisan 1909).

    Görüldüğü gibi sadece 1897 yılına kadar birçok Ermeni isyan ve tedhiş olayı tespit edilmiştir. Tarihlerinden de anlaşıldığı üzere bütün isyanlar. Ermeni komitelerinin faaliyete geçmesinden sonra süratle artmıştır. Daha sonra kurulacak olan Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı Hovahannes Katchaznuni'nin de "...komiteler, çetelerin teşekkülünü sağlamıştır ve Türkiye'ye karşı giriştikleri harekâta aktif bir şekilde katılmışlardır... Gerçeği muhakeme gücünü yitirmiş ve hayallerimize kendimizi kaptırmıştık..." şeklinde itiraf ettiği gibi, bu komiteler, iyilikle veya zor kullanarak Ermenileri isyana sürüklemiştir.

    Yukarıda verilen Ermeni isyan ve tedhiş hareketleri Ermeni komitelerince "Ermenilerin Türklerce katledilmesi" olarak tanıtılmış ve batı ülkelerine, Hristiyan kamuoyuna bu şekilde yansıtılarak büyük gürültü kopartılmıştır. Bu amaçla hemen hiçbir yanlış bilgilendirmeden kaçınılmadan, olaylar tahrif edilerek, dünya kamuoyuna sunulmuştur. Anadolu'nun birçok yerinde çalışmalar yapan Hristiyan misyonerler. İstanbul'daki büyükelçilikler ve Anadolu'daki konsolosluklar bu propagandanın batı kamuoyuna iletilmesinde ve benimsetilmesinde büyük rol oynamışlardır. Bütün bunlara batı basınının aynı paraleldeki yayınları da eklenince. Hristiyan kamuoyu, Ermenilerin gerçeklerle ilgisi olmayan mesajlarını benimsemeye başlamıştır. Aslında, kendi devletlerinin politikaları da bu mesajların benimsenmesini gerektirmekteydi. Üstelik batıya göre bu olay "Hristiyanlarla Müslümanlar arasında cereyan eden bir çatışmaydı ve vahşi Müslümanlar, masum Hristiyanları katletmekteydi". O hâlde yapılacak tek bir iş vardı, o da Müslümanlara karşı Ermenileri desteklemek ve himaye etmekti. Bu dönemde gerçekten de böyle yapılmıştır Ancak, meselenin aslının hiç de böyle olmadığı ve Ermeni komitelerinin bu propagandasının altında, büyük devletleri Osmanlılara karşı silâhlı müdahaleye zorlamak amacının yattığı belgelerle sabittir.

    Ermeni isyanlarının nedeni ne sefalet ne ıslahat ne de baskıya tâbi tutuldukları iddiasıdır. İsyanların nedeni. batılılar ile Rusya'nın. Ermeni komiteleri ve kilisesi Rusya ile işbirliği hâlinde Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamak istemeleridir. Osmanlı Devleti ise bu isyanlar karşısında, her devletin yapacağını yapmış ve isyan eda asilerin üzerine kuvvet göndermiştir. Ancak, yukarıda lafı da izah edildiği gibi. her isyanın bastırılması yeni bir "katliam" olarak sunulmuştur.

    Ermenilerin gerçekleştirdiği tedhiş hareketleri nedeniyle yakalanan komiteciler, yine büyük devletlerin yardımıyla serbest bırakılmıştır. Zeytun isyanının, Osmanlı Bankası işgalinin Padişah II. Abdülhamit'e yapılan suikast girişiminin elebaşıları dönemin büyük devletlerini müdahaleleri sonucunda Osmanlı topraklan dışına çıkmışlar / çıkartılmışlardır. Bu komiteciler daha sonra yeni cinayetler işlemek üzere Osmanlı topraklarına dönmüşlerdir.

    Büyük Savaş Sırasında Ermeniler

    Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ve Osmanlı Devleti'nin Kasım 19l4'te İtilaf Devletlerine karşı Almanya'nın yanında savaşa girmesi Ermeniler tarafından bu yük bir fırsat olarak görülmüştür. Louse Nalbandian'a belirttiği gibi. "Ermeni komiteleri için ileri hedeflerin gerçekleştirecek top yekûn ayaklanmayı başlatmana en uygun zamanı Osmanlıların savaş hâlinde olduğu zamandı." Komitelerin Birinci Dünya Savaşı'nda faaliyete geçmesinden kuşkulanan Osmanlı Hükümeti, savaş öncesinde, 1914 Ağustos'unda Erzurum'da Taşnak yöneticileriyle bir toplantı yapmış ve bu toplantıda Taşnaklar, Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesi hâlinde sadık vatandaşlar olarak Osmanlı orduları safında görevlerini yerine getirecekleri vaadinde bulunmuşlardır. Bu vaatlerini yerine getirmemişlerdir; çünkü bu toplantıdan önce haziran ayı içerisinde yine Erzurum'da düzenlenen Taşnak Kongresinde Osmanlı Devleti'ne karşı mücadelenin sürdürülmesi kararlaştırılmıştır.

    Rusya Ermenileri de Rus ordusuyla birlikte Osmanlı Devleti'ne saldırma hazırlıklarına başlamışlar, Eçmiazin Katogikosu ile Kafkas Genel Valisi Vranzof - Daşkof arasında "Rusya'nın Osmanlı Devletine Ermeniler için yapılacak ıslâhatı uygulattırması karşılığında, Rusya Ermenilerinin kayıtsız şartsız Rusya yi desteklemeler? yolunda anlaşmaya varılmış; Katogikos, daha sonra Tiflis'te Çar tarafından kabul edilmiş ve Çar'a "Anadolu'daki Ermenilerin kurtuluşunun ancak Türk egemenliğinden ayrılarak özerk bir Ermenistan teşkil etmeleri ve bu Ermenistan'ın Rusya'nın himayesiyle mümkün olabileceğini' bildirmiştir. Rusya'nın niyeti, Ermenileri kullanarak Doğu Anadolu'yu ilhak etmektir. Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilân etmesi üzerine Taşnak Komitesi, yayın organı Horizon şu bildiriyi yayınlamıştır:

    "Ermeniler, en küçük bir tereddüt göstermeden İtilaf Devletleri'nin yanında yer almışlar, bütün güçlerini Rusya 'nın emrine vermişler, ayrıca gönüllü alayları teşkil etmişlerdir."

    Taşnak Komitesi örgütüne de şu talimatı vermiştir:

    "Ruslar, sının geçtiklerinde ve Osmanlı orduları geri çekilmeye başladıklarında her yerde isyanlar çıkarılmalı, Osmanlı orduları bu suretle iki ateş arasına alınmalıdır. Osmanlı ordularının ilerlemesi hâlinde ise Ermeni askerler silâhlarıyla birlikte kıtalarım terk edecek ve çeteler teşkil edip Ruslarla birleşeceklerdir.''

    Hınçak Komitesi de örgütüne gönderdiği talimatta, "Komitenin bütün gücüyle mücadeleye katılarak İtilaf Devletleri'nin ve özellikle Rusya'nın müttefiki sıfatıyla Ermenistan, Kilikya, Kafkasya ve Azerbaycan 'da zaferi temin için her türlü vasıta ile İtilaf Devletleri'ne yardım edeceğini" bildirmiştir.

    Osmanlı Meclisinde Van mebusluğu yapan Papazyan ise bir bildiri yayınlayarak, "Kafkasya 'da gönüllü Ermeni alaylarının hazır bulundurulmasını, bunların Rus Ordularının öncüleri olarak Ermenilerin yaşadıkları bölgelerdeki kilit noktalan ele geçirmelerini ve Anadolu topraklarında ilerleyecek Ermeni alayı ile hemen birleşmesini "istemiştir.

    Bütün emirler yerine getirilmiş, Rus kuvvetlerinin, Osmanlı ve Rus Ermenilerinden kurulmuş olan gönüllü alayının öncülüğünde, doğudan Osmanlı topraklarına girmesiyle birlikte Osmanlı ordusunda bulunan Ermeniler, silâhlarıyla birlikte firar ederek Rus kuvvetlerine katılmışlardır. Rus ordusuna henüz ulaşamayan bir kısım Ermeniler ise çeteler kurarak isyan etmişlerdir. Yıllarca, gerek Ermeni gerekse misyoner okul ve kiliselerinde saklanan silâhlar ortaya çıkarılmış, askerlik şubeleri basılarak yeni silâhlar sağlanmıştır. Silâhlanan Ermeni çeteleri, komitelerin ''kurtulmak istiyorsan, önce komşunu öldür' talimatı üzerine, erkekler cephelerde olduğu için savunmasız kalan Türk şehir, kasaba ve köylerine saldırarak katliama girişmişlerdir. Osmanlı kuvvetlerini arkadan vuran Ermeniler; Osmanlı birliklerinin harekatını engellemiş, ikmal yollarını kesmiş, yaralı taşıyan konvoyları pusuya düşürmüş, köprü ve yolları imha etmiş, bulundukları şehirlerde ayaklanarak Rus işgalini kolaylaştırmışlardır. Rus kuvvetleri saflarında bulunan Ermeni gönüllü alaylarının yaptığı zulüm o kadar ağır olmuştur ki, Rus komutanlığı bazı Ermeni birliklerini cepheden uzaklaştırarak geri hatlara sevk etmek zorunluluğu hissetmiştir. O dönemde Rus ordusunda görev yapan bazı subayların yazmış olduğu hatıratlar, bu zulme bütün açıklığıyla tanıklık etmektedir.

    Seferberliğin ilanıyla beraber gerek Osmanlı topraklan içerisinde gerekse dışarıda bulunan Ermeniler, hemen harekete geçmiş ve çeteler hâlinde Kafkaslarda ve Anadolu'nun birçok yerinde yüz binlerce Müslümanı -yaşlıları, çocukları, kadınları, cepheden dönen yaralıları- sistemli bir şekilde katletmeye başlamışlardır. Bu faaliyetlere katılmayan Ermenileri ve Türk olmayan diğer unsurları da öldürmekten çekinmemişlerdir. Böylece Zeytun (Süleymanlı - Maraş)'da. Bitlis'te, Kayseri'de, Trabzon'da, Ankara'da. Sivas'ta, Adana'da, Urfa'da, İzmit'te, Adapazarı'nda, Hüdavendigar (Bursa)'da, Musa Dağı'nda ve daha birçok yerde büyük katliam hareketlerine girişmişlerdir.

    Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşma Almanya'nın müttefiki olarak girmiş ve 3 Ağustos 19l4'te seferberlik ilân etmesi öncesi / sırası / sonrasında Anadolu'nun hemen bütün bölgelerinde Ermeni komiteleri tarafından organize edilen isyan ve tedhiş faaliyetleri gerçekleşmiştir. Bu dönemde (1914-1915) Ermeniler tarafından gerçekleştirilen isyan ve tedhiş hareketleri şunlardır:

    1914 yılı Ocak ayında Hınçak ve Taşnak örgütlerince Kayseri Ermeni isyanları organize edilmiştir. İsyanlar sırasında çeşitli şekillerde, halka ve askerlere yönelik Ermeniler tarafından terör faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Bu olaylar sırasında bomba imalat haneleri tespit edilmiştir. Hükümet tarafından yapılan aramalarda, Ermeni evlerinde, mezarlıklarında, cemiyetlerinde, kiliselerinde, okullarında birçok silâh, cephane, dinamit, talimat, beyanname ele geçirilmiş ve birçok Ermeni suçüstü yakalanmıştır.

    Hemen her kritik dönemde isyanların görüldüğü Zeytun'un Ermeni ahalisi, seferberlik ilân edilir edilmez ayaklanmıştır. Rusya ve Fransa tarafından her defasında desteklenen ve III. Napolyon tarafından "Republique de Zeitoun (Zeytun Cumhuriyeti) olarak ilân edilen bölgenin Ermenileri ve komiteler daha önceden bütün hazırlıklarını tamamlamış olduklarından. 3 Ağustos 1914'te seferberliğin ilanıyla, subay ve erlerini Zeytunlu Ermenilerin teşkil edeceği bir "Ermeni Alayı" kurmak üzere yetkililere müracaat etmişler ve bu istekleri reddedilince, isyan ederek çevrede katliam yapmaya başlamışlardır.

    1914 yılı başlarından itibaren Ermenilerin organize bir şekilde isyan hazırlıklarına giriştikleri yerlerden biri de Van vilâyetidir. Van vilâyeti Ermenilerin Anadolu'daki faaliyetlerinin en açık şekilde görüldüğü yerdir. Buradaki komitelerin çalışmaları Türkiye'ye yönelik Ermeni faaliyetlerini bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Zira. diğer vilâyetlerde gizli kalan Ermeni tertipleri, burada aleni bir şekilde ortaya çıkmıştır. Özellikle son otuz beş-kırk yıldır sık aralıklarla Ermeniler tarafından dünya kamuoyuna taşınan iddiaları. Van'da gerçekleşen Ermeni olayları çürütür niteliktedir. Van isyanı, (15 Nisan 1915) niteliği itibariyle Osmanlı Hükümeti tarafından 27 Mayıs 1915 tarihli "Sevk ve iskan" kararının en önemli sebeplerinden birisini teşkil etmiştir. İsyan, "Sevk ve iskan" kararından yaklaşık bir buçuk ay kadar önce 15 Nisan 1915 tarihinde çıkmış, büyümüş, hatta Türkler zor durumda kalmıştır. Van Valisi Cevdet Bey, Rusların Başkale istikâmetinde Van'a doğru ilerlediğini ve takriben 15 Mayıs'ta Van'a gireceklerini tahmin ederek 14 Mayıs'tan itibaren Van'dan Bitlis istikâmetine doğru geri çekilme emrini vermiştir. 15 Mayıs'ta Rus ordusu içerisindeki Ermeniler ve Van vilâyetindeki yaklaşık 35-40 bin civarındaki Ermeni buluşmuş, şehirde kalan 20 binin üzerinde Türk katledilmiş ve yeni Van valiliğine Aram Manukyan seçilerek kasabalara yeni Ermeni kaymakamlar dahi gönderilmeye başlanmıştır. Oysa "Sevk ve İskân Kararı" bu tarihten sonra 27 Mayıs 1915 tarihinde savaş içerisinde olan Osmanlı Devleti tarafından bu ve bunun gibi faktörlerin doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

    Bitlis, Muş, Diyarbakır ve Elazığ'daki Ermeni İsyan ve terör faaliyetleri 27 Mayıs 1915 Sevk ve İskân kararının çıkmasına sebep olan olaylardandır. Bitlis'te Rusların doğudan Türk topraklarına doğru ilerlemesine paralel olarak 1915 Ocak ayından itibaren yöre halkına yönelik katliam hareketlerine girişmişlerdir. 27 Mayıs 1915 öncesi sadece Muş ve çevresinde başlangıçta 7 bin Ermeni silâhlandırılmış ve bunlar gruplar hâlinde köylere dağıtılmıştır. Bunlara asker kaçağı Ermeniler de dahil olmuş, özellikle Sasunda askerlik çağındaki gençler doğrudan bu çete grupları içerisine girmişlerdir. Bölgeye Osmanlı ordusu için asker almaya giden Osmanlı memurları öldürülmüştür. Aynı şekilde Diyarbakır'da "Dam Taburu" adıyla 500 Ermeni silahlarıyla birlikte ele geçirilmiştir. Yine Diyarbakır'da 14 Nisan tarihinde yapılan aramalarda vilâyet merkezinde 60'ın üzerinde bomba, kutular içerisinde bir dinamit kapsülü, bol miktarda dinamit fitili, dinamit barutu, yüzlerce mavzer, manliher ve şinayder ele geçirilmiştir. Elazığ'da başta papazlar olmak üzere biri Ermeni ileri geleni Hükümet yetkililerine "Ermenilerin üzerinde ve evlerinde hiçbir silâh bulundurmadıklarına" dair kesin talimat vermişlerse de yapılan aramada sadece vilâyet merkezinde 5 binden fazla silâh, 300 civarında bomba. 40 kg bomba fitili. 200 paket dinamit ve 5 bin adet dinamit misketi bulunmuştur. Bu silâh ve patlayıcılar bütün şehri havaya uçurmaya yetecek kadardır. Rusların sınırı geçip ilerlemeye başlamasıyla birlikte Elazığ Ermenileri vilâyet, kasaba ve köylerde Türk halkına yönelik toplu katliam hareketlerine girişmişlerdir.

    27 Mayıs 1915 öncesi Erzurum'da, Sivas'ta, Trabzon'da, Ankara'da, Adana'da, Urfa'da, İzmit Adapazarı'nda, Hüdavendigar (Bursa)'da, Musa Dağı'nda, İzmir, İstanbul, Maraş, Antep, Halep daha birçok yerde Ermeni İsyan ve terör olayları gerçekleştirilmiştir.

    Bütün bu gelişmelerden sonra zaten savaş olağanüstü bir durumun içerisinde olan ve aynı anda birkaç cephede birden mücadele veren Osmanlı Devleti kendi topraklarının içerisinde kendisini güvence altına almak için zorunlu o devlete ihanet edenlere yönelik olarak sevk ve iskân kararını çıkartmıştır.

    27 Mayıs 1915 Sevk ve İskan Kararının Çıkartılması ve Uygulaması

    Ermenilerin binlerce Türk'ün canına mal olan isyan ve katliamları karşısında dahi. Osmanlı Hükümetinin ortaya koyduğu sakin ve sağduyulu tavır, belgeleriyle sabittir. Ancak, terör hareketleri bir türlü durmak bitmeyince hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermenileri, savaş bölgelerinden uzak yeni yerleşim merkezlerine götürmek zorunda kalmıştır. Kafkas, İran ve Sina cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmamışlardır. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da şevke tâbi tutulmamış, köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devletçe, Göçmen Ödeneği'nden karşılanmıştır. Bu tablo, Osmanlı Devleti'nin yer değiştirme konusundaki iyi niyetini göstermesi açısından oldukça önemlidir.

    27 Mayıs 1915 tarihli yer değiştirme kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan emirler çerçevesinde; Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çıkarılan Ermeniler, Musul'un güney kısmı. Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye'nin doğu kısmı ile Halep'in doğu ve güneydoğusuna nakledilmişlerdir. Bu arada, Ermenilerin sıkça dile getirdiği gibi yer değiştirme sırasında 1.5 milyon Ermeni ölmemiştir. Osmanlı istatistiklerinde. Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğunu göstermektedir. Ne kadar Ermeninin yer değiştirme uygulaması çerçevesinde bulundukları yerden çıkarıldığı ve ne kadarının sağ salim yeni yerleşim bölgelerine ulaştığı da belgeleriyle ortadadır. Osmanlı Devleti'nin son nüfus istatistiği 1914 yılında yapılmıştır. Buna göre Ermeni nüfusu 1.161.619'dur. Yer değiştirmeye tabi tutulmayan nüfus; 82.880'i İstanbul. 60.119'u Bursa'da. 4.548'i Kütahya Sancağı ve 20.237'si Aydın vilâyetinde olmak üzere toplam 167.778'dir. Ermenilerin yer değiştirme uygulaması büyük bir disiplin içinde yapılmıştır. 9 Haziran 1915'ten 8 Şubat 1916 tarihleri arasında Adana, Ankara. Dörtyol, Eskişehir, Halep,İzmit, Karahisarı sahibi. Kayseri, Mamuretülaziz. Sivas, Trabzon, Yozgat. Kütahya ve Birecik'ten toplam 391.040 kişi yerleştirilecekleri bölgelere sevk edilmiş, bunlardan 356.084'ü yerleşim bölgelerine ulaşmıştır. Geriye kalan 35.000 civarındaki rakama Halep'teki Ermeni nüfus dahil edilmemiştir. Yer değiştirme uygulamasına tabi tutulan nüfus içerisinde yer alan Halep'teki 26.064 Ermeni nüfusu, 35.000'den çıkarıldığında geriye 9-10 bin kişi kalmaktadır. Bunlar da, Türkler tarafından öldürülmemiş, 500'ü Erzurum-Erzincan arasında eşkıya grupları tarafından; 2000 civarında kişi, Urfa'dan Halep'e giden yol üzerinde Meskene'de Urban eşkıyaları tarafından: 2000 kişi Mardin'de eşkıya tarafından öldürülmüştür. Dersim bölgesinden geçen kafilelere bölge halkının saldırıları sonucunda yaklaşık 5-6 bin kişi öldürülmüştür. Ancak bunun kesin rakamları Osmanlı arşivlerinde yer almamaktadır. Geriye kalan 3 bin civarındaki Ermeni ise sevkıyat sırasında Anadolu'nun çeşitli yerlerine dağılarak yerleşmişlerdir. Böylece, yer değiştirme sırasında sözde soykırım maksadıyla Osmanlı ordusu tarafından öldürülen bir tek Ermeni yoktur. Ayrıca, Anadolu ve Rumeli'nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile yeni yerleşim merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tutması, yer değiştirme sırasında herhangi bir katliâm olayının olmadığını da ispat etmektedir. Öte yandan, Osmanlı Devleti yer değiştirme uygulamasına tabi tuttuğu Ermenilerin nakli sırasında, ağır savaş şartlarına rağmen olağanüstü gayret göstermiş, bu gayret yabancı diplomatlarca da tespit edilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri de, tabi ki bu sevk edilen Ermenilerin güvenliği hususudur.

    Sevk sırasında alınan tedbirler özetlenecek olursa, yolculuk sırasında Ermenilerin rahat ettirilmeleri ve emniyetleri sağlanmıştır. Yerleşebilmeleri için kredi tahsis edilmiştir. Gebe kadınlar, hastalar, sakatlar ve onlara bakacaklar sevk dışı bırakılmıştır. Yollarda yardım maksadıyla iaşe merkezleri açılmıştır. Taşınır - taşınmaz malları için yönetmelik ilân edilip güvence altına alınmıştır. Mahalli yöneticiler her türlü durumdan sorumlu tutulmuş, ihmali görülenler cezalandırılmıştır. Sevk mıntıkalarına devamlı müfettişler gönderilmiştir.

    Hükümet, göçmenlerin iaşesi ve korunmasına yönelik büyük harcamalar yapmıştır. Uygulamaya ait belgelerde hangi il ve ilçelerde hastane kurulduğu, Ermeni çocuklarından yetim kalanlar için hangi binanın ayrıldığına kadar detaylı bilgiler verilmektedir. Şayet, Osmanlı Devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi, bunu savaş koşulları altında rahatlıkla yapabilirdi. Ancak böyle olmamış, yeni bölgelere yerleştirilen Ermeniler sağ salim hayatlarını sürdürürken. Rus ordusu saflarında Türklere karşı çarpışan Ermeniler, savaş şartları gereği ölmüşlerdir. Görüldüğü gibi. yer değiştirme uygulaması genelde başarılı bir sevk ve iskan hareketi olarak gerçekleşmiştir.

    Rus İhtilali Sonrası

    Rusya'da 1917 ihtilâlinin patlak vermesi Rus ordularında çözülme meydana getirmiş. (Doğu Anadolu'da) cephede etkinlik Ermeni ve Gürcülere geçmiştir. Bu dönemde Anadolu'nun birçok yerinde Ermenilerin Türk halkına yönelik katliam hareketleri başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Şebinkarahisar'da Türklere karşı katliâm düzenleyen Sivaslı Murat, Sasun Canavarı diye şöhret kazanan Antranik ve Muş katliâmını gerçekleştiren Arsak gibi Ermeni komitecilerinin liderliğinde Erzincan, Bayburt, Erzurum, Kars gibi birçok yerde katliam hareketlerine girişmişlerdir. Bölgede bulunan Müslüman ahali Rus subaylarının artık etkinliklerini kaybetmeleri sebebiyle, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. "Osmanlı Kafkas Orduları Kumandanı, Rus Komutanına müracaatla, işgal altındaki Osmanlı halkının can, mal ve ırzları tecavüze maruzdur. Bunun önlenmesi için tedbir alınmasını" 24 Aralık 1917 tarih ve 7312 numaralı telgrafla istemiş cevap alamayınca bu defa Kafkas-Rus Orduları Komutanına müracaat etmiştir. Ancak yazışmalar devam ederken çeteci Antranik Rus Generali üniforması ile Erzurum Merkez Komutanlığına atanmıştır. Rus işgali altındaki bölgede faaliyete geçen Ermeni çeteleri Türk halkına akla gelmedik işkenceler yapmışlardır. Sadece, Erzincan'da 800'den fazla ceset bulunmuş birçok köyün halkını topluca katletmişlerdir. Bayburt, Mamahatun (Tercan) Erzurum ve çevre köylerdeki savunmasız sivil halk korkunç bir şekilde katliama uğramıştır.

    Ermenilerin Türk halkına yönelik katliamları esnasında sadece Erzurum'da öldürülen 2127 erkek, Kars Kapı'da öldürülen 250 kişi ile toplam 8000'in üzerinde ceset tespit edilmiştir. Erzurum'da Pazar yeri tamamen yakılmış, savunmasız insanlar binalara doldurulmuş ve binalar Ermeniler tarafından ateşe verilmiştir. Hasanka-le tamamen yakılmıştır. Hasankale'de Ermeniler 3000'in üzerinde Hasankaleliyi katletmiştir.

    1919 yılında Anadolu'ya gelen Harbord yapmış olduğu gözlem ve incelemelerle durumun hiç de Ermenilerin anlattığı gibi olmadığını tespit etmiştir. Harbord, özellikle Erzurum'da yaşayan Ermenilerle görüşmüş, kendilerine yönelik herhangi bir katliam olayının olup olmadığını sormuş, ancak Ermeniler, böyle bir hadisenin olmadığını Harbord'a, kafilesindeki Ermeni tercümanlar vasıtasıyla anlatmışlardır. Harbord, Erzurum ve çevresinde Ermenilerin yaptığı katliâmın kalıntılarını kendi gözleri ile görmüş ve sadece Hasankale'de 43 köyün Ermeniler tarafından yerle bir edildiğini tespit etmiştir.

    Doğuda Erzincan, Bayburt, Trabzon. Erzurum, Kars, Van gibi yerlerin kasaba ve köyleri dahil olmak üzere hemen hepsi Ermeni katliamına maruz kalmıştır.

    Ermenilerin Türklere yönelik katliamları Güneydoğu Anadolu bölgesinde Fransızlar ve ingilizlerin himaye ve destekleri altında Adana. Urfa, Antep, Maraş. Bitlis ve daha birçok il ve kasabalarında vuku bulmuştur. Sadece, Adana, Sis ve Osmaniye'de 50'nin üzerinde köy, Ermeniler tarafından yok edilmiştir.

    3. Ordu Kumandanı Vehip Paşa Komutasındaki l ordusu, 13 Şubat'ta Erzincan'ı, 24 Şubat'ta Trabzon'u Mart'ta Erzurum'u, 13 Mart'ta Hasankale'yi. 5 Nisanda Sarıkamış'ı, 2 Nisan'da Van'ı, 14 Msan'da Batum'u ve 25 Nisan'da Kars'ı kurtarmıştır. Türk ordusunun ileri harekatı neticesinde bölge insanlarının tamamının Ermeniler tarafından yok edilmesi bir dereceye kadar engelenmiştir. Brest - Litovsk Antlaşması ile 3 Doğu ili Osmanlı Devleti'ne iade edilmiş, bunu takiben 28 Mayıs 1918'de Kafkasya bölgesinde bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti ilân edilmiştir.

    Osmanlı İmparatorluğu'nün tasfiyesi için hazırlanmış olan ve 1920 yılında imzalanan Sevr Antlaşması Doğu Anadolu'nun büyük bir kısmını Ermenistan Cumhuriyeti'ne vermiştir. Ancak artık Anadolu'ya hâkim olmaya başlamış bulunan Ankara Hükümeti bunu kabul etmemiştir. Büyük devletler de, Sevr'in mimarı olmakla beraber, uygulanmasında fiili rol almak ve özellikle askerî harekata girişmek istemiyorlardı. Bu durumda Sevr hülyasını gerçekleştirmek için iş. Ermenistan Cumhuriyetine düşmüştür. Ermeni kuvvetlerinin taarruzu Karabekir Komutasındaki Türk ordusunca durdurmuştur. Türk kuvvetleri 29 Eylül 1920'de Sankamış 30 Ekim'de Kars'ı kurtarmışlardır. 7 Kasım'da Gümrü alınmış, Erivan'ın düşmesi söz konusu olmuştur. Ancak Ermeniler, bütün Türk taleplerini kabul ederek 3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşmasını imzalamışlardır. Bu anlaşma günümüz Türkiye- Ermenistan sınırlarını çizmiştir. Böylece. Ermeniler Sevr'i geçersiz kabul etmişlerdir.Ermenistan kısa süre sonra Sovyetler Birliği'ne dahil edilmiş ve Türkiye, Sovyetlerle 16 Mart 1921'de yapılmış olan Moskova ve Kafkas Devletleriyle 13 Ekim 192l yılında yapılan Kars Antlaşması ile sınır sorunlarını çözüme bağlamıştır.
     
  2. What DedinGülüm

    What DedinGülüm ATIN İYİSİNE DORU,YİĞİDİN İYİSİNE DELİ DERLER Üye

    Katılım:
    8 Ekim 2009
    Mesaj:
    464
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    16
    Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu

    ELİNİZE SAĞLIK TEŞEKKÜR EDERİM
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş