www.devo.com.tr adresinde öğretmenler gününe özel eğitim materyallerinde çeşitli indirimler vardır.

Merhaba Ziyaretçi

testkutusu

Osmanlı'da Turizme Bakış

'Zaman İçinde Bilim' forumunda pendik gücü tarafından 7 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. pendik gücü

    pendik gücü Üye Üye

    Katılım:
    5 Ocak 2009
    Mesaj:
    47
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    6
    Osmanlı'da turizme bakış
    Osmanlı turizme ekonomik değil, tanıtıma katkısı açısından baktı. İlk ciddi adım da Sultan Aziz'in Avrupa seyahati sırasında gezdiği uluslararası fuara benzer bir sergiyle atılmış oldu
    Turizmin kavram olarak kullanılmaya başlaması, hele hele ekonomik kaynak olarak algılanması bütün dünyada yeni. Askeri amaçlar dışında 19. Yüzyıl'a kadar dünyayı adımlayanlar sadece sömürge yönetimlerinde çalışanlar, tüccarlar, maceracı seyyahlar ya da Hıristiyan misyonerleriydi. Turizm, ABD'ye göç akınının sonucunda oluşan akrabalık bağları, 1. Dünya Savaşı'nda kader birliği yapan kıta Avrupası'yla Amerika arasındaki yakınlaşma ve Hindistan'da tutunmaya çalışan İngiltere Krallığı'nın teşvik ettiği Uzakdoğu'ya ilgi sonucu ortaya çıkan; buharın güç kaynağı olarak demiryolu ve gemilerde kullanılmasıyla sektör boyutuna gelen bir faaliyet.
    Osmanlı toprakları hiçbir dönemde ister merak ister ticaret amacıyla olsun gelenlere kapalı olmadı. Aksine devlet tüccarlar ve gezginlerin İpek Yolu güzergâhında rahat etmelerini ve bu yolu tercih etmelerini temin için kervansaraylara hep ayrıcalıklı davrandı. Bu mekânlarda içki yasaklarına uyulmaması kabullenildi, hatta ahlaki kayıtlardan muaf konumda olmaları olağan görüldü vs.
    İstanbul'da konaklama

    Ama kent ortamında özellikle imparatorluğun başkenti İstanbul'da ihtiyaç hissedilmediği için yabancıların konaklayabileceği otel işletmeleri de yoktu. Bunlar ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında belirmeye başladı.
    O zamana kadar gelenlerin çoğu ya elçiliklerin misafirhanelerinde konakladılar ya da güvenliksiz ve izbe han odalarında kalmaya razı oldular. Osmanlı topraklarının Avrupa'da kalan kısmında Batılılar için alışageldikleri ortamdan çok farklı bir çevre ve imkânla karşılaşma ihtimali azdı elbette. Ancak ilginin odağı İstanbul ve imparatorluğun doğu vilayetleriydi.
    Gerçek o ki; gezginlerin tamamı erkekti. Bunların bir kısmı Avrupa'da şansı yaver gitmeyen, Osmanlı coğrafyasında kendileri için ikinci bir fırsat yakalama ümidinde olan insanlardı. Nitekim içlerinde sanatkâr olanların bir kısmı yeteneklerini değerlendirmeyi başardılar. Aralarından, Türk toplum hayatına alışıp yerleşenler, Osmanlı devlet hizmetine girenler, Müslüman olanlar çıktı.
    Esas önemlisi gezip gördükleri yerleri gravür halinde tespit edip ülkelerine dönenler seyahat notlarını renkli Doğu hikâyeleriyle süsleyip ellerindeki çizimlerle birlikte kitaplaştırdılar. Bu yayınlar herkese ilk Osmanlı elçilerinin sefirlik göreviyle Avrupa'ya gelişinde oluşan, Türkler gibi giyinmeyi moda haline getiren ilgiyi hatırlattı. Bu meraka rağmen ulaşımın meşakkatli, yolculuğun tehlikeleri, Doğu'ya seyahati hevesin ötesine taşımadı. İstanbul'da tanıdığı olanlar, uzun gemi yolculuğunu göze alanlar gelebildiler ve sefaret ya da konaklarda misafir edildiler.
    Makinelere hayranlık

    Seyahat amacıyla Avrupa'ya giden ilk Osmanlı padişahı Abdülaziz'in gerek Fransa gerekse İngiltere'de edindiği intibaın imparatorluğun yönelişinde belirleyici olduğuna şüphe yok. Kaynaklar, Sultan Aziz'in Paris'te gezdiği milletlerarası fuarda makineleşmenin boyutunu görüp bundan nasıl etkilendiğini, dokuma makinelerinin başında çalışan kadınları görünce Osmanlı kadınının ne kadar geride kaldığını düşünüp hayıflandığını ve Batı'ya imrendiğini aktarıyor.
    Sultan Aziz'in ülkeye döndükten sonra bu tür faaliyetlerin propaganda açısından da önemli olduğunu düşünerek benzer bir fuarın açılması emrini verdiğine şüphe yok.
    Tüccarların ilgisi

    İstanbul'da At Meydanı'nda Sergi-i Umumi-i Osmani adı altında açılan ilk Osmanlı milletlerarası fuarına Avrupa devletlerinin ilgi göstermekle birlikte, zamanın darlığı sebebiyle ancak sefarethanelerde bulunan kıymetli eşyalar ve büro hizmetlerinde kullanılan yeni aletlerin sergilendiği pavyonlarla katıldıkları görüldü.
    Buna karşılık Osmanlı pazarından pay almak isteyen Batılı tüccarların fuara ilgisi beklenenden fazla oldu. Modern tarım makineleri, dokuma tezgâhları, madencilik aletleri ve benzeri ürünlerle doldu taştı fuar. Osmanlı sergisinde ise geleneksel toprak ürünleri, el dokuması halı ve nakışlı bezler, bakır eşyalar, tarım ürünleri gibi parçalar vardı. Yoğun ilgi sebebiyle 28 Şubat'tan 17 Temmuz 1863 akşamına kadar açık kaldı bu ilk fuar. Batı basını özel muhabirler göndererek ve onların haberlerine geniş yer vererek destekledi girişimi. Bunun sonucu bazı turizm acenteleri sergiyi gezmek isteyenler için turlar düzenledi.
    Tercüman-ı Ahval'in 27 Şevval 1863 tarihli nüshası, 14 Nisan'da Viyana'dan hareket edip Triyeste üzerinden İstanbul'a gelen 170 kişilik bir turist grubunun ilk gün fuarı görüp ikinci gün Boğaz'da ve Beyoğlu'nda gezdikten sonra İzmir'e hareket ettiğine dair haber var. Aynı günlerde başka gazeteler de okurlarına 450 kişilik bir kafilenin daha Viyana'dan hareket ettiğini duyuruyorlardı.
    Fuarın sadece yurtdışında değil yurtiçinde de büyük ilgi uyandırdığına şüphe yok. Türlü vasıtalarla imparatorluğun çeşitli vilayetlerinden başkente gelenler dolayısıyla şehirde yankesicilik olaylarının arttığına ve kalacak oda sıkıntısı çekildiğine dair gazete haberleri bunun kanıtı. Ahmet Vefik Paşa'nın teşvikiyle İzmit üzerinden gelenlere gemilerde yüzde elli oranında indirim yapıldığı haberleri de yer alıyor gazetelerde.
    Tutulan istatistiklere göre açık olduğu süre zarfında fuarı gezen toplam ziyaretçi sayısı 80 bin. Resmi kayıtlar kadınların gösterdiği ilgi dolayısıyla, başlangıçta fuar sadece haftanın iki günü kadın ziyaretçilere ayrılmışken sonradan buna bir gün daha eklendiğini gösteriyor.
    İlk adımlar

    Fuar münasebetiyle Batılı insanların sadece farklı yerleri gezip görmek maksadıyla seyahat ettiklerine tanık olan İstanbul zenginlerinin hemen bunu örnek alarak Avrupa turlarına çıktıklarını söylemeye herhalde gerek yok. Birbiri ardına açılan turizm acentelerinin bir yandan İstanbul'da yeni oteller açılması için özellikle gayrimüslimleri teşvik ederken bir yandan da İstanbul'dan Batı'ya düzenledikleri turlara müşteri bulmaya çalıştıklarını da...
    Dönemin Türk basınında ilanlar ancak gerekçe bildiren açıklamayla yayımlanabildiği için, "Avrupa'yı gezdirmek amacıyla İstanbul'da yeni bir kumpanya kurulmuş olduğundan, ilanı aşağıda neşredildi..." notuyla yapılan duyurular görülmeye başlandı. Yeni sektörün girişimini haber veren örneklerden biri daha: "Avrupa'ya Osmanlı Seyahat Postası... Bu posta İstanbul'dan temmuz başlarında hareketle Napoli, Marsilya, Paris, Londra ve Viyana'yı ziyaret edecektir. Avdet Tuna yoluyla İstanbul'adır.
    Adı geçen posta Beyoğlu'nda Mösyö Musiri tarafından kurulmuştur. 42 gün sürecek olan bu seyahat bütün masraflar dahil olmak üzere 75 Osmanlı Lirası'dır. Bu hususta fazla bilgi edinmek için Beyoğlu'nda dörtyol ağzında İngiltere Oteli'nin sahibi olan Mösyö Musiri'ye müracaat olunabilir..."
    Bunlar ilk adımlardı elbette. Gümrük kısıtlamaları, otel imkânsızlıkları, ulaşım zorlukları ve en önemlisi savaş dolayısıyla Türkiye daha bir asır Avrupa ülkelerinden bazılarını ihya eden turizmden nasibini alamadı. Ancak 1990'dan sonra Türkiye, cazip bir gezi ve tatil beldesi olma arayışındaki Avrupalıların seçenekler listesine girmiştir
    Kerkük nostaljisi...

    Celal Doğan'ın açıklamasını Süleyman Demirel doğruladı. Demirel, Zincirbozan'dayken, "Bizim Musul ve Kerkük'e girdiğimizi görmeden gidersem içimde ukte kalır" demiş. Demirel Kerküklülerin hediye ettiği saati 20 yıl çıkarmadığını, ancak sözlerine nostaljiden öte bir mana yüklenilmemesi gerektiğini de anlatıyor.
    Demirel'in bu sözleri, Mustafa Kemal Atatürk'ün ömrünün de aynı duyguyla dolu olarak geçtiğini hatırlattı. Gazi'nin Büyük Zafer'den sonra Fransız Le Figaro gazetesi adına kendisiyle konuşan Amerikalı yazara söyledikleri bunun kanıtı:
    - Makedonya ve Suriye'yi terk ettik. Fakat artık arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri ve her şeyi isteriz. Bunları kurtarmayı azmettik ve kurtaracağız.
    - İhraz ettiğiniz muzafferiyetten sonra projeniz ne?
    - Bütün Türk toprakları halas olmadıkça (kurtulmadıkça) tevakkuf etmeyeceğim. (durulup rahatlamayacağım).
    - Paşa hazretleri, Türk toprakları demekle ne demek istiyorsunuz?
    - Avrupa'da İstanbul ve Meriç'e kadar Trakya; Asya'da Anadolu, Musul arazisi ve Irak'ın yarısı...
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş