www.devo.com.tr adresinde öğretmenler gününe özel eğitim materyallerinde çeşitli indirimler vardır.

Merhaba Ziyaretçi

testkutusu

Kurtuluş Savaşımız ve Fransa'da Ermeni Propagandası

'Yazılı Dökümanlar' forumunda sosyalci tarafından 23 Mayıs 2007 tarihinde açılan konu

  1. sosyalci

    sosyalci Çalışkan Üye Üye

    Katılım:
    21 Ocak 2007
    Mesaj:
    470
    Alınan Beğeniler:
    4
    Ödül Puanları:
    18
    *Prof.Dr.Yahya AKYÜZ
    *Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi

    Giriş

    Türk Millî Mücadelesi karşısında Ermenilerin takındığı tutum ve davranışlar araştırılmaya değerdir.Biz bu yazımızda, Kurtuluş Savaşımızla ilgili olarak Ermenilerin Fransa'daki faaliyetleri üzerinde durmakla yetineceğiz.

    Kurtuluş Savaşımız sırasında Ermenilerin Fransa'da şiddetli bir Türkiye aleyhtarı propagandaya giriştiklerini görüyoruz. Bu propaganda başlıca dört önemli olay etrafında geliştirilmeye çalışılmıştır. Ermeniler önce Türk Mîlli Hareketinin doğuşunu Fransız kamuoyuna maksatlı şekilde aktarmışlardır. Sonra, Türklere kabul ettirilecek barış antlaşmasında kendilerine önemli bir pay koparmaya çalışmışlardır. Üçüncü olarak Türk-Ermeni savaşı sırasındaki Ermeni propagandası ele alınabilir. Nihayet Türk-Fransız savaşı sırasında Ermenilerin Fransız kamuoyuna tekrar etkilemeye çalıştıkları görülmektedir.Şimdi, bu dört olayla ilgili olarak Ermenilerin Fransa'da giriştiği propagandayı -ana çizgileriyle-inceleyelim
    Türk Milli Hareketinin Doğuşu ve Ermeni Propagandası

    Fransız kamuoyu Mustafa Kemal'in adını ilk kez 1919 Temmuzunun başlarında Ermeni kaynaklı haberlerden duydu. Türkiye'deki Ermeni patriği ve din adamlarının ; basınına gönderdikleri iki telgraftan birini yarı resmi ve etkisi büyük Le Temps gazetesi, diğerini de büyük gazetelerden Le Figaro yayınladı. Bu telgraflar kamuoyunu endişeye sevk edecek nitelikteydi:

    Birinci Telgraf:

    Elde ettiğimiz kesin bilgilere göre, Doğu Ordusunun eski genel müfettişi, hâlen âsi bulunan ve Doğu Anadoluda duruma hâkim olan Mustafa Kemal ile yine âsilerden Bahriye Nazırı Rauf'un teşkil ettikleri alaylarla milis kuvvetleri Ermeni Cumhuriyetine saldırmak için Erzurum'da toplanıyorlar. Silâhları tamamen alınmayan Türk ordusunun elinde her türlü imkân var. Ermeni Devletinin kurulmasını engellemek için Kafkas Ermenilerini katletmeyi tasarlıyorlar. Tehlike ciddîdir. Müdahale ediniz."

    İkinci Telgraf:

    "Hristiyanlar yeni bir katliâm karşısındadır. Urmiye kadın ve çocuklarından sağ kalanlar da tehlikededir. Nesturi ve Ermeni halkları derhal yardım istiyorlar. Gecikme kötü olacak".

    1919 yılının sonuna kadar Fransız basınında Millî Mücadelenin doğuşu ve gelişmesi konusunda Ermeni kaynaklı daha bir çok telgraf ve haberin çıktığını görüyoruz. Bu haberleri şöylece özetleyebiliriz: Barış Konferansının Türk meselesini halletmekte gösterdiği yavaşlık ve galip Devletlerin arasındaki uyuşmazlıklar, çekişmeler nedeniyle Türkler cüretlerini arttırıp "şimdiye kadar kılıçtan kurtulabilen beş on bin Ermeniyi de öldürmek istiyorlar". 1918'in galipleri, gecikme yüzünden, Doğu meselesini kendi çıkarlarına ve "esaretten kurtarılan" diğer halkların menfaatine uygun şekilde çözememe tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Zaferin meyveleri toplanamayacaktır. Eli çabuk tutmalı, kıpırdamaya başlayan Türkiye'ye derhal müdahale etmelidir.

    İşte, Ermeni propagandası, Millî Mücadelemizin doğuşunu Fransız kamuoyuna bu şekilde tanıtmış ve 1919 yılı boyunca kamuoyunu etkilemeyi başarmıştır.

    Paris Barış Konferansı ve Ermeni Propagandası

    Müttefik Devletler "Ermeni hakları"ndan ve bir Ermeni Devleti kurulması gereğinden ilk kez 1917 Rus ihtilâlinden sonra söz etmeye başlamışlardır. Bu konuda Wilson, Lloyd George ve Clemenceau'nun bazı demeçleri zikredilebilir. Ancak, bu vaat ve demeçlerin samimilikten yoksun olduğu açıktır, zira daha 19l6'da İngiltere, Fransa ve Rusya, gizli anlaşmalarla Türkiye'yi "Ermeni hakları" gibi bir kavramı akıllarının ucuna getirmeden aralannda paylaşmışlar. Doğu Anadolu'yu Rusya'ya bağışlamışlardı...

    Şu var ki Ermenilerü, Rusya'da ihtilâl çıkmasından yararlanarak 1918 başlarında Erivan'da bir "Ermeni Cumhuriyeti'' kurmayı başardılar ve Aharonian'ı Cumhurbaşkanı seçtiler. Müttefiklerin bu Devleti hemen değil de 1920 başında "fiilen" tanımış olmaları onların samimiyetsizliğini gösteren başka bir örnektir. Her ne ise Ermeniler, Devletlerinin sınırlarını genişletmek için Müttefiklerin 1918'deki vaatlerine bel bağladılar. Aslında, onların ordularında gönüllü olarak çarpıştıkları için Birinci Dünya savaşının galipleri arasında yer alınca Osmanlı pastasından önemli bir pay alabilecekleri umutlan kuvvetlerdi. Bu amaçla, Mütarekeden sonra diplomatik faaliyetlerde bulunmak ve propagandaya girişmek üzere Paris'e üç ayrı heyet gönderdiler: Boghos Nubar Paşanın başkanlığındaki "Avrupa Millî Ermeni Delegasyonu". Aharoni-an'ın başkanlığındaki "Ermeni Cumhuriyeti Delegasyonu" ve Ermeni Patriği Monsenyör Terzian'ın bakanlığında din adamları delegasyonu.

    Ancak, bu heyetlerden hiç birinin Paris Barış konferansında sürekli temsilciliği kabul edilmedi!.. Aharonian. 1919 Şubatında Le Temps a. verdiği demeçte :"Barış konferansının dışında bırakılmak Ermeni ulusu için çok acı bir hayal kırıklığı olmuştur" der. Ermeni tarihçisi Pastırmacıyan da, "Panama ve Liberya gibi güya savaşa katılmış Devletler bile konferansta daimî temsilci bulundururken, Müttefikler için dereler gibi kan akıtan Ermenistan'ın temsil edilmemesinden" yakınır.

    Fakat konferans, isteklerini açıklamaları için Ermeni delegelerini ilk kez 26 Şubat 1919'da kabul etmiştir. 28 Şubat tarihli Le Temps gazetesi başmakalesinde der ki:

    "Ermeni ırkı. ızdıraplarının kendisine hak ettirdiği rövanşı nihayet alıyor. İki Ermeni delegesi, Boghos Nubar Paşa ve Mösyö Aharonian büyük Devletler konseyi önünde isteklerini açıkladılar. Onların hak iddialarını imtiyazlı bir karşılama bekliyordu. Mazlum bir halkın temsilcileri zaten herkesin sempatisini peşinen kazanmıştı."

    Bu nâzik ve duygusal ifadelerden sonra Le Temps. delegelerin ileri sürdükleri istekleri ele alıyor ve onların haklı olup olmadığını tartışıyordu: "Ermenilerin istekleri Van, Bitlis, Diyarbakır,Harput, Sivas, Erzurum ve Trabzon vilâyetlerini içine yalnızca Dicle'nin güneyindeki Kürt bölgeleriyle Ordu-Sivas çizgisinin batısındaki Türk bölgelerini dışarıda bırakıyor. Öte yandan Ermeniler Kilikya (Çukurova) da, yani Akdeniz'e kadar uzanacak, özellikle Mersini İskenderun limanlarını kapsayacak bölgeyi de istiyorlar. Böylece Ermeni Devleti. Toroslar'dan ve Sivas yaylasından itibaren Küçük Asya'nın (Anadolu'nun) bütün doğu kısmını işgal etmiş olacak. Karadeniz ve Akdeniz'e kıyısı bulunacak.

    "Ermeni delegeleri, Karadeniz konusunda Yunan Hükümeti ile anlaştıklarını, böylece Yunanistan'ın Trabzon'u istemeyeceğini ilâve etmektedirler. Buna karşılık Fransa'nın tarihî bir rol oynayacağı ve bazı haklar ortaya atacağı Kilikya ve İskenderun'a ilişkin Ermeni iddiaları ise Fransa hükümeti ile anlaşılmadan ileri sürülüyor.

    Le Temps, Ermeni delegelerinin isteklerin abartılı olduğunu, Van hariç Anadolu'da hiç bir yerde Ermenilerin çoğunluk teşkil etmediklerini, Van vilayetindeki Ermeni çoğunluğunun da pek zayıf kaldığını söyledikten ve bu konuda Ermeni kaynaklarını zikrettikten sonra delegelere şu tavsiyede bulunur:

    "Ermeni nüfusunu, yoğun bir kitle teşkil edeceği küçük bir vatanda mı toplamaya çalışmalı, yoksa her tarafta azınlıkta bulunacağı bir İmparatorluk kesip biçerek bu nüfusun dağılışını kesin hâle mi sokmalı? Küçük vatan ile geniş bir İmparatorluk fikri arasında Ermeni delegeleri dün İmparatorluk lehinde konuştular.Kendi vatandaşlarının menfaati yönünden başka bir yol seçmek düşünülebilir".

    Diğer Fransız gazetelerinde çıkan yazı ve yorumlarda Ermeni delegelerinin isteklerini haklı bulmaz.Öyle ki, Kurtuluş Savaşı boyunca tamamen Türk düşmanı ve Ermeni-Yunan dostluğunu meslek edinen Gauvain bile başyazarlığını yaptığı Journal des Debats gazetesinde Ermeni isteklerinin ortaya konulduğu şekliyle "kabul edilemeyeceğini" yazmıştır.

    Aynı 1919 yılı Şubatında Fransız kamuoyu Yunanlıların Anadolu ve Trakya konusundaki isteklerini içten alkışladıkları bir gerçektir. Oysa yukarıda görüldüğü gibi, kamuoyu Ermeniler için duyduğu sempatiye rağmen onların hak iddialarını desteklemiyordu. Fransız gazeteleri, Yunanlıların Batı Anadolu ve Trakya'da Rum nüfusuna ilişkin istatistiklerini hiç tartışmadan yayınlarken Ermeni delegelerinin iddialarını istatistiklerle çürütmek için özel bir çaba gösteriyorlardı. Yunanlıların rakamları sanki daha mı geçerli, istekleri Ermenilerinkilerden daha mı gerçekçi idi ?

    Fransız kamuoyunun Ermeni isteklerine karsı çıkmasının başlıca üç nedeni vardır: Önce Ermenilerin Yunan Başbakanı Venizelos gibi Fransa'da çok sevilen, kurnaz, iş bilir bir diplomatları yoktu, bilâkis. Ermeni diplomatları ve propagandacıları Türk antlaşması ile ilgili isteklerinde çok beceriksiz davranıyorlar, gaf üstüne gaf yapıyorlardı. İkinci olarak Ermeniler Kilikya'yı da istiyorlardı. Oysa 1919 boyunca, özellikle bu yılın ilk aylarında Frangız kamuoyu LeTemps'ın da belirttiği gibi, Fransa'nın Kilikya'da ; "tarihî bir rolü" bulunduğunu düşünüyor ve bu bölgenin Fransa'ya verilmesini istiyordu. Nihayet Ermeni istekleri kamuoyuna "aşırı", dolayısıyla samimiyetten yoksun ve gerçekleşmesi olanaksız görünmüştü.

    Türk-Ermeni Savaşı ve Ermeni Propagandası

    10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevres Antlaşmasına göre Türkiye, Erivan'da kurulan Ermenistan Cunıhuriyetini hür ve bağımsız bir Devlet" olarak tanıyordu. Bu sınırlarının belirlenmesi A.B.D. Başkanı Wilson’un hakemliğine bırakılmıştı.

    Fransız kamuoyu, Ermeniler için içgüdüsel denebilecek sıcak bir sempati duymakla beraber, genç Ermeni devletinin çok güç durumda bulunduğunu görüyordu.Le Journal gazetesinin deyimiyle, Ermenistan'a verilmesi düşünülen bölgeler Türk milliyetçilerinin "genel karargahı değil miydi?

    Bu nedenle, 1920 Ekiminde gazeteler Türk-Ermeni savaşına ait ilk haberleri vermeye başlayınca kamuoyu buna şaşmadı. Zira, 1920 yılı başından beri kamuoyunda Tûrkler lehinde bir tutum ve kanaat değişmesi meydana gelmekteydi: öyle ki, Sevres Antlaşmasını kamuoyunun büyük kısmı onaylamamıştı. Kamuoyunun bu anlaşmaya yönelttiği eleştirilerden biri onun barış değil, savaş antlaşması olması idi. Le Temps’ın, dediği gibi. “devir artık Nuh'un gemisinin Ağrı dağına yanaştığı devir olmadığı ve bütün Doğu Anadolu Müttefiklerin etki alanı dışında kaldığı için" Ermenilere herhangi bir yardımda da bulunulamazdı.

    Türk-Ermeni savaşının neden çıktığı ve nasıl geliştiği konusunda Fransız kamuoyunda pek fazla bilgi yer almamıştır. Ermeni propagandası da kamuoyunu etkilemede, aydınlatmada fazla gayret gösterememiş veya başarılı olamamıştır. Çünkü bu savaş , Yunanistan'da kral değişmesi ile ilgili olaylarla aynı zamana rastladı: 1920 yılının bütün sonbaharı boyunca herkesin kafasını hemen tamamen Yunanistan olayları işgal ettiği için Ermenistan savaşı Fransız basınında herhangi bir zabıta olayından fazla yer tutmadı. Öte yandan, Yunanistan olayları sonunda Fransız Kamuoyu Türkiye lehine kesin bir dönüş yaptığı için ister istemez Ermenilere olan sempatisinde de azalma görüldü.

    Türk-Fransız Savaşı ve Ermeni Propagandası

    Kurtuluş Savaşımız sırasında Kilikya ve Suriye'deki Fransız kuvvetlerinin başkomutanı bulunan General Gouraud'nun Aralık 1920'de dediği gibi, Fransa, !919'da Kilikya'da bir "Ermeni politikası" izlemiştir. Fransa'nın bir süre böyle bir politika izlemesi Ermeni propagandasının etkisiyledir.

    Fransa'nın, Ermeni propagandasına âlet olan Kilikya politikası başlıca iki doğrultuda kendini gösterir:

    a) Ermenilere askeri harekatta yer verilmesi

    Yine General Gouraud, emrindeki altı taburdan üçünün Ermeni taburu olduğunu söyler. Ermeni kuvvetleri dünyanın dört bucağından koşup gelen binlerce Ermeni gönüllüsünden oluşmuştu. Bu kuvvetler tabiatiyle Fransız üniformaları giyiyor. Fransız bayrağı altında çarpışıyorlardı.Fakat özel bir sancakları da vardı.

    b) Kilikya’nın idari yönden “Ermenileştirilmesi”

    1918'de ve 1919'un son günlerine kadar Fransa hükümeti Kilikya’ya "Ermenistan" demektedir.. Başbakan Clemenceau, Suriye ve Kilikya için "Suriye ve Ermenistan Yüksek Komiseri" ünvanıyla Georges Picot'yu idareci tayin etmişti. Ali Fuat Cebesoy hatıralarında Picot'un 1919 sonlarında Sivas'a geldiğini, Mustafa Kemal'in kendisini taşıdığını ileri sürdüğü “Ermenistan... Komiseri ünvanını reddetmeve razı olması üzerine kabul ettiğini yazar. Öte yandan ,Kilikya’daki Fransız idare makamları “Ermenistan Fransız idarecileri”adını taşıyordu.

    Fransa hükümeti, Kilikya'nın idarî işleri için geniş ölçüde Ermeni memur kullanıyordu: Polis, demiryolları, posta vs. gibi önemli hizmetlere Ermeniler atanmıştı.

    Olayların gelişmesi sonucu Mart 1921'den itibaren Türk-Fransız yakınlaşması görülünce Ermeni propagandası bu kez, "Ermenilerin çoğunluk teşkil ettiği Kilikya'nın Türklere geri verilmemesi" için çaba harcamaya başladı, bir takım kitap ve broşürler yayınladı, bunlardan E. Altiar'ın "Kilikya Sorunu ve Fransa'nın Yakın Doğu'daki Geleceği' başlıklı kitabını zikredelim. Ancak. Ermeni propagandasının basında artık bir tek yazısı bile çıkmıyordu, çünkü Fransız kamuoyu 1921 yılında hemen hemen tümü itibariyle, hükümetin Türklerle anlaşıp Kilikya'yı boşaltmasını istiyor. Kilikya savaşlarında Ermeni tahriklerinin ve propagandasının payı olduğunu anlamış bulunuyordu.

    20 Ekim 19212de imzalanan Ankara Anlaşması ile Fransızlar Kilikya'yı boşaltmaya başlayınca Le Temps, Beyrut'taki bir okuyucusunun aşağıdaki mektubunu yayınladı. Bu mektupta. Türk-Fransız savaşının sona ermesini bile Ermeni propagandasının kendi çıkarları için nasıl kullanmaya çalıştığı görülmektedir:

    "Kilikya'nın boşaltılacağı (Fransa'nın Ankara Anlaşması gereğince Kilikya'yı Ankara hükümetine geri vereceği) haberi duyulur duyulmaz, bölgede, Ermeniler arasında sinsi bir propagandanın işlediği seziliyordu: bu propagandanın amacı onların endişelerini artırmak, onları akılsızca bazı hareketlerde bulunmaya itmek ve böylece, Ankara Anlaşmasının Ermenilere ve hıristiyanlara sağladığı can güvenliği vs. gibi güvencelerin güya yetersizliğini ortaya koymaktı.

    "Bu şekilde bir propaganda yapıldığı izlenimi, çok sayıda Suriye'ye gelen Ermeniler arasında açılan ciddî bir anketin sonuçlarıyla da kuvvet kazanıyor. Daha şimdiden anketten kesinlikle anlaşılıyor ki Kilikya'nın boşaltılması onlara, öteden beri, dışardan, örneği görülmemiş bir katliâm ve çapulculuğun işareti şeklinde anlatılmış.

    "Oysa, Türklerin, ilân ettikleri sükûnet isteklerine tamamen uygun ve dürüst hareketleri, dünya kamuoyunu tahrik ederek Kilikya'yı boşaltma işini ve Ankara Anlaşmasının uygulanmasını önlemek için şiddet hareketlerinden medet uman aşırı eğilimli politik komiteleri hüsrana uğrattı.

    "Ancak, bu propaganda kampanyasının daha şimdiden bazı kötü sonuçlar verdiği, canlarını tehlikede sanan bir çok zavallı insanın evlerini-barklarını bırakrak yollara düştüğü ve Suriye'ye ciddî güçlükler çıka gerçektir..."

    Le Temps, Kilikya'nın boşaltılması bitince, bir makalesinde , bölgedeki hıristiyanların sayısı'hakkında bilgi verdi: "Kilikya'nın tamamen hıristiyanların oturduğu bir ülke olduğu, Fransa'nın bu yeri Müslüman bir devlete geri vermekle kötü bir harekette buluduğu söyleniyordu. Oysa, son iki aydaki devir teslim işleri hıristiyanları tam olarak saymaya imkân verdi. Bunlardan 49.884'ü, bazı kötü propagandacılar tarafından kandırılarak veya tehdit edilerek kesin veya geçici şekilde göç ettiler. 3.828'i ise yerlerinde kaldı. Genellikle 300.000 kişinin oturduğu tahmin edilen bir ülkede topu topu 53.712 hıristiyan varmış"

    Sonuç

    Kurtuluş Savaşımız sırasında Ermenilerin Fransa'da giriştikleri Türkiye'ye karşı propaganda başlıca dört olayla ilgili olarak geliştirilmiştir. Bunlardan Paris Barış Konferansı ile Türk-Ermeni savaşı konularındaki propaganda çeşitli nedenlerle etkilerini pek göstereemiştir. Fakat Millî Hareketin doğuşu ile Türk-Fransız savaşına ilişkin propaganda amacına ulaşmıştır. Öyle ki,Türk Millî Hareketinin Fransız kamuoyuna "Ermeni katliamına yeniden başlangıç" şeklinde tanıtılması, Türkiye için Fransa'da olumsuz etkilerini uzun süre az çok duyuran büyük bir şanssızlık olmuştur.

    Kuşkusuz, Ermeni propagandasının Fransız kamuoyunu etkisi altına almasında Türklerin kendi görüşlerini ve haklı davalarını bu kamuoyuna iyi tanıtamamaları da önemli bir etkendir.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş