www.devo.com.tr adresinde öğretmenler gününe özel eğitim materyallerinde çeşitli indirimler vardır.

Merhaba Ziyaretçi

testkutusu

Duraklama Dönemi

'7. Sınıf Ders Notları' forumunda erkanisanmaz tarafından 2 Şubat 2007 tarihinde açılan konu

  1. erkanisanmaz

    erkanisanmaz Site Yöneticisi Site Yetkilisi Admin

    Katılım:
    20 Ocak 2007
    Mesaj:
    5,360
    Alınan Beğeniler:
    940
    Ödül Puanları:
    113
    XVII. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ (DURAKLAMA DÖNEMİ)
    SİYASÎ OLAYLAR

    XVI. yüzyılın sonlarında, Sokullu Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra Osmanlıların hızlı gelişmesi durmuştur. XVII. yüzyıl boyunca İran, Avusturya ve Lehistan'la savaşlar olmuştur. Os¬manlılar bu savaşların bir kısmında başarılı olur¬ken, bazılarında da yenilmişlerdir.
    Savaşların sonunda yapılan antlaşmalardan da önemli bir kazanç veya kayıpları yoktur.
    XVII. yüzyılın sonunda yapılan II. Viyana ku¬şatması ve sonrası savaşları ise Osmanlılarda gerilemeyi başlatmıştır.
    Osmanlı - İran ilişkileri
    Bu dönemde İran'da meydana gelen taht kav¬galarından Osmanlı Devleti'nin yararlanma düşün¬cesi, bu iki devleti bir kaç kez karşı karşıya getir¬miştir: Çeşitli Antlaşmalar imzalanmıştır.
    Ferhat Paşa Antlaşması (1590)Şah Tahmasb'ın ölümü üzerine meydana ge¬len iç karışıklıklardan dolayı Osmanlı Devleti bu ül¬keye savaş açmış ve Azerbaycan, Gürcistan, Dağıstan'ı ele geçirmiştir. Yapılan antlaşma ile de bu toprakları ülkesine katmıştır.
    NOT: Osmanlı Devleti'nin duraklama döne¬minde en fazla toprak kazandığı antlaşmadır. Doğuda en geniş sınırlara kavuşmuştur.

    Nasuh Paşa Antlaşması (1611)
    Osmanlı Devleti'nin iç karışıklığından yararlan¬mak isteyen İran savaş açarak Ferhat Paşa Antlaşması ile yitirdiği toprakları geri almıştır.
    Osmanlılara yılda 200 yük ipek vermeyi kabul etti.
    NOT: Osmanlılar doğuda ilk toprak kaybetmişlerdir.

    Serav Antlaşması (1618)
    İran’ın vergilerini ödememesi üzerine savaş açıldı. İranlılar Nasuh Paşa antlaşması koşullarına uyacaklarına söz verdiler.
    Kasr-ı Şirin Antlaşması (1639)
    İran'ın Bağdat'ı işgal etmesi sonucunda savaş başlamıştır. Savaşı Osmanlı Devleti kazanmıştır .
    Bu antlaşmaya göre Azerbaycan, Revan İran'a, Bağdat Osmanlı Devletine bırakılmıştır.
    NOT: Bu antlaşma ile günümüzdeki Türk-İran sınırı büyük ölçüde çizildi.

    OSMANLI-LEHİSTAN SAVAŞLARI
    (1620-1676)
    Hotin Antlaşması (1621)
    Lehistan'ın Erdel, Boğdan ve Eflak Beyliklerinin iç işlerine karışması üzerine II. Osman Lehistan üzerine sefere çıkar ancak kesin bir başarı sağlayamaz. Hotin Antlaşması imzalanır.
    NOT: Genç Osman bu savaşta yeniçeri ocağının bozulduğunu görür, bu ocağı kaldır¬mak ister. Ancak Yeniçeriler tarafından öldürülür.
    Bucaş Antlaşması (1676)
    Lehistan'ın Ukrayna kazaklarına saldırması ve Kazakların Osmanlı Devletinden yardım istemesi sonucunda IV. Mehmet Lehistan Seferine çıkar.
    Lehleri yenerek Podolya, Galiçya'yı ele geçirir. Lehlerin Barış istemesi sonucunda Bucaş Antlaşması imzalanır ve Podolya toprakları Osmanlı Devletine bırakılır.
    NOT: Osmanlı Devleti'nin toprak kazandığı son antlaşmadır. Batıda en geniş sınırlara kavuşmuştur.

    OSMANLI - AVUSTURYA SAVAŞLARI
    (1593-1669)
    Zitvatoruk Antlaşması (1606)
    Avusturya'nın Osmanlı topraklarına saldırması, Eflak, Boğdan, Erdel Beyliklerinin ayak¬lanarak Avusturya tarafına geçmesi ile III. Mehmet
    sefere çıkar. Eğri Kalesi'ni ele geçirir ve Haçova savaşını kazanır. Sonuçta Zitvatoruk Antlaşması imzalanır. Bu antlaşmaya göre : Kanije, Eğri, Estergon kaleleri Osmanlı Devleti'ne verilir.
    Osmanlı padişahı ile Avusturya hükümdarı birbirine protokol bakımından eşit sayılacaktı.
    NOT: Osmanlı Devleti, 1533 İstanbul Antlaşmasıyla Avusturya üzerinde elde ettiği üstünlüğü kaybetmiştir.
    Vasvar Antlaşması (1664)
    Erdel Beyliğinin isyan etmesi üzerine Köprülü Mehmet Paşa sefere çıkar isyanı bastırır. İkinci kez Fazıl Ahmet Paşa sefere çıkarak Avusturya ordu¬sunu yener ve Vasvar Antlaşması'nı imzalar Buna göre Avusturya vergi vermeyi kabul eder, Uyvar Kalesi Osmanlı Devleti'ne Zerinvar Kalesi ise Avusturya'ya bırakılır.
    II. Viyana Kuşatması ve Karlofça
    Antlaşması (1699)
    Avusturya denetiminde bulunan Macar top¬raklarında yaşayan halkın din ve mezhep özgürlü¬ğüne karışması sonucunda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana'yı kuşatır. Ancak Avrupa devletlerinin birlikte hareket etmesi, Kırım Hanlığı'nın gereken desteği vermemesi Osmanlı Devleti'nin yenilmesine neden olmuştur.
    Viyana Bozgununun Tarihteki Önemi:
    Büyük başarılar sonucu kazanılan kale ve şehirler birer birer elden çıkmaya başladı. Avrupalılar kutsal ittifakı oluşturdular. Osmanlılar savunmaya, Avrupalılar taarruza geçti. Devletteki iç bozulmaların orduya yansıdığı görüldü.
    Papanın teşvikiyle Venedik, Avusturya, Lehistan, Malta ve sonra da Rusya'nın katılımıyla kutsal ittifak oluştu. Osmanlı topraklarına saldırdı¬lar. Osmanlı Devleti başarılı olamayınca, çareyi hü¬kümdar değişikliklerinde aradı. Sırayla, II. Süleyman, II. Ahmet ve II. Mustafa başa geçti.
    Zenta yenilgisinden sonra, İngiltere ve Hollanda (Felemenk)'nın aracılığıyla Karlofça Antlaşması yapıldı (1699).
    Karlofça Antlaşmasına göre:- Ukrayna ve Podolya Lehistan'a
    - Mora yarımadası ve Dalmaçya kıyıları Venedik'e
    - Temeşvar ve Banat dışında bütün Macaristan Avusturya'ya verildi.
    Rusya İle de 1700'de İstanbul Antlaşması yapıldı. Buna göre;
    - Azak kalesi Ruslara verildi.
    - Ruslar İstanbul'da elçi bulundurma ve ser¬bestçe ziyaret hakkı elde etmiştir.
    NOT: Bu antlaşma ile Ruslar ilk kez Karadeniz'e inme olanağı elde ettiler.
    Karlofça ve İstanbul Antlaşmalarının Önemi:
    - Osmanlıların ilk toprak kaybettiği antlaş¬malardır.
    - Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemi baş¬ladı.
    - Avrupalıların saldırıya geçmelerine olanak sağladı.
    - Macaristan'ın kaybedilmesiyle, Osmanlı Devleti'nin Orta Avrupa egemenliği sona erdi.
    - Karlofça Antlaşması, Osmanlı topraklarını paylaşmayı hedef alan ilk devletlerarası antlaşmadır.
    İÇ İSYANLAR
    XVII. yy.' da Osmanlı Devleti'nde askerî, idarî ve ekonomik nedenlere bağlı olarak isyanlar çık¬mıştır. Bu isyanlar üç gruba ayrılır.
    A) İstanbul (Merkezi) İsyanları Nedenleri:- Devletin askerî, idarî ve malî yönden bo¬zulması
    - Kapıkulu Askerlerinin maaşlarının ödenme¬mesi
    - Devşirme usûlünün bozulması ve rüşvetle orduya asker alınması
    - Çıkarları zedelenen Ulema sınıfının yeni¬çerileri kışkırtması
    Özellikleri:
    Kapıkulu Askerleri tarafından çıkarılmış olup, düzeni değiştirmeye yönelik hareketler değildir. Salt yöneticilere karşı olan isyanlardır.
    Yeniçeriler devlet içinde önemli güç olduklarını kavradılar. Sık sık ayaklandılar.
    Başlıca ayaklanmalar: III. Murat, IV. Murat, Genç Osman ve IV. Mehmet zamanında çıkan Çınar olayıdır (Vaka-yi vakvakiye).
    B) Anadolu (Celâlî) isyanları- Yöneticilerin halka adil davranmaması
    - Ekonomik durumun bozulması
    - Tımar sisteminin bozulması
    - Vergi adaletsizliği
    - Devşirme asıllı devlet adamlarının Anadolu halkı ile kaynaşamaması, gibi nedenlerle çıkmıştır.
    Başlıcaları; Kalenderoğlu, Canbolatoğlu, Abaza Mehmet Paşa, Vardar Ali Paşa isyanlarıdır.
    C) Eyalet İsyanlarıOsmanlı Devleti'nin otoritesinin zayflamasından faydalanmak isteyen Kırım, Eflak, Boğdan, Erdel, Yemen, Bağdat, Trablusgarp gibi eyalet¬lerde çıkan isyanlardır. Bu isyanlar Osmanlı Devleti'ni parçalamaya yönelik isyanlardır.
    XVII. YÜZYIL ISLAHAT HAREKETLERİBu dönemde yapılan ıslahatlar genellikle as¬keri nitelik taşır. Asıl amaç isyanları bastırmaktır. Devlet düzeninin niçin bozulduğu araştırılmadığı için kalıcı çözüm üretilememiştir. Şiddete başvu¬rulmuştur.
    I. Ahmet: Veraset sistemi değiştirilerek hü¬kümdarlığın Osmanlı soyundan "en yaşlı ve en akıllı" olana geçme usulü getirildi. Şehzadelerin sancağa gönderilmesine son verildi.
    Kuyucu Murat Paşa: Anadolu isyanlarını bastırmak için zora baş vurarak otorite sağlamıştır, ancak çözüm getirmemiştir.
    Genç Osman: Saraydışı evlilik yapan, Yeniçeri ocağını kaldırmak isteyen ve ilk kez ye¬niçeriler tarafından öldürülen padişahtır.
    IV. Murat: Yönetimi saray ağalarının elinden almış, yeniçeri ocağını egemenlik altına alarak İstanbul'da düzeni sağlamış, Anadolu isyanlarını zor kullanarak bastırmıştır. Ülkenin geri kalmışlık nedenleri üzerinde durmuş, bu amaçla Koçi Bey Risalesi'ni (raporu) hazırlatmıştır. Ancak erken ölümü uygulamasını engellemiştir.
    Tarhuncu Ahmet Paşa: Maliye, Donanma ve Girit sorununu çözmek amacıyla IV. Mehmet ta¬rafından Sadrazamlığa getirilmiştir. Ancak çıkar çevreleri tarafından Padişaha öldürtülmüştür.
    NOT: Osmanlı devlet bütçesini hazırlayan ilk Sadrazamdır.
    Köprülü Mehmet Paşa: İç İsyanlar ve Venedik sorununu çözmek amacı ile sadrazamlığa getirilmiştir. Ancak bu görevi çeşitli şartlar ileri sürerek kabul etmiştir. Amacı bağımsız hareket etmek çalışmaya sağlıklı bir ortam hazırlamaktır. Bu koşullar arasında sarayın devlet işlerine karışmaması göreve getireceği memurlara karışıl¬maması ve savunması alınmadan öldürülmemesi gibi isteklerdir.
    NOT: Osmanlı Devleti'nde şartlı olarak göreve gelen ilk sadrazamdır._
    Fazıl Ahmet Paşa: Sokullu Mehmet Paşanın oğludur. Göreve geldiğinde devlette düzeni sağladı. Uyvar ve Girit adasını fethetti.
    Merzifonlu Kara Mustafa Paşa:
    II. Viyana Kuşatmasında başarısız olmuştur.
    Fazıl Mustafa Paşa:
    Maliyeyi düzenlemeye çalışmıştır.
    Amcazade Hüseyin Paşa:
    Orduda düzenlemeler yapmıştır.
    XVII. yy. da bu yenilikler sonra gelenlerce devam ettirilmemiş, Osmanlı Devleti'nin gerilemesi önlenememiştir.
    17 yy ıslahatlarının genel özellikleri
    • Bu yüzyıldaki yeniliklerde, Avrupa'deki geliş¬meler değil, Kanuni devri örnek alınmış ve bu devir yakalanmaya çalışılmıştır.
    • Yenilik hareketleri genellikle sorunların kökeni¬ne inmekten çok, zor ve şiddet kullanarak so¬runları bastırma şeklinde gerçekleşmiştir.
    • Bu yüzyıldaki yenilikler devlet politikası olmak¬tan çok kişilere bağlı kalmıştır. Yenilikçi kişilerin ölmesiyle başlattıkları yenilikler de sona ermiştir.
    • Bu yüzyıl yenilikleri genel anlamda başarılı olma¬mış, yalnızca
     
  2. erkanisanmaz

    erkanisanmaz Site Yöneticisi Site Yetkilisi Admin

    Katılım:
    20 Ocak 2007
    Mesaj:
    5,360
    Alınan Beğeniler:
    940
    Ödül Puanları:
    113
    Duraklama Dönemi

    17. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ17. yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı Devleti eski gücünü kaybetmeye başladı. Yapılan savaşların uzaması yer yer yenilgilerin alınması, sınırların genişlemesinin yavaşlaması, iç isyanların artması, mali sorunların yaşanması bu durumun göstergesiydi.

    Devletin duraklamasında; Ordunun bozulması, maliyenin bozulması, yönetimdeki bozulmalar ve yöneticilerin yetersizliği, hükümdarların iyi yetişmemesi veya çocuk yaşta tahta geçmesi, bilim ve teknik alanda Avrupa'nın gerisinde kalınması, devletin doğal sınırlarına ulaşması ve kuvvetli devletlerle karşılaşılması etkili olmuştur.

    A. SİYASİ OLAYLAR

    1. Osmanlı - İran Savaşları

    Osmanlılar 1590 Ferhat Paşa Antlaşması ile doğuda en geniş sınırlara ulaşmıştı. İranlılar Osmanlı Devleti'nin batıda Avusturya ile içerde de Celali isyanları ile uğraşmasını fırsat bilerek 1603'te savaşları yeniden başlattılar. Bu savaşlar aralıklarla 1639'da yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşması’na kadar sürdü. Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Bağdat Osmanlılarda kaldı, Revan ve Azerbaycan İran'a bırakıldı. Bu antlaşma geçerliliğini uzun süre korudu.

    2. Osmanlı - Avusturya Savaşları

    Avusturya, Kanuni zamanında yapılan İstanbul Antlaşması gereği Osmanlılara yıllık vergi vermekteydi. Avusturya'nın bu vergiyi kesmesi ve bazı sınır olayları yüzünden 1593'te başlayan savaşlar 1606'ya kadar sürdü.

    Osmanlılar Haçova ve Kanije'de büyük zaferler kazandılar. Ancak Anadolu'da Celali isyanlarının çıkması ve doğuda İran savaşlarının başlaması yüzünden istenilen sonuç alınamadı. 1606'da imzalanan Zitvatorok Antlaşması’na göre;

    * Kanije, Eğri ve Estergon Osmanlılarda kalacaktı.
    * Avusturya yıllık vergi ödemeyecek, ancak savaş tazminatı ödeyecekti.
    * Avusturya kralı Osmanlı padişahına denk sayılacaktı.

    Bu antlaşma Osmanlıların savaştan galip ve karlı çıktığını, ancak Avusturya üzerindeki üstünlüğünü kaybettiğini göstermektedir.

    1662'de Avusturyalıların Erdel işlerine karışması üzerine sefer çıkan Fazıl Ahmet Paşa Uyvar’ı aldı. Kuvvetli bir Avusturya ordusunu da yendi. Avusturya barış istedi. 1664’te yapılan Vasvar Antlaşması’na göre;

    * Avusturya savaş tazminatı ödeyecekti.
    * Avusturya Erdel işlerine karışmayacakti.
    * Uyvar ve Neograt kaleleri Osmanlılarda kalacaktı.

    Bu antlaşma ile Avusturya'dan son kez toprak alındı.

    1683'te Avusturya egemenliğindeki Macarların yardım istemesi üzerine sefere çıkan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Avusturya’nın başkenti Viyana'yı kuşattı, ancak yenildi.

    Bu durumdan yaralanan papanın kışkırtmasıyla Avusturya, Rusya, Lehistan, Venedik ve Malta arasında kutsal ittifak kuruldu. Osmanlı Devleti kutsal ittifak devletleri ile 16 yıl süren savaşta yenildi. 1699'da Karlofça Antlaşması imzalandı. Buna göre;

    * Temeşvar dışında tüm Macaristan ve Erdel Avusturya'ya,
    * Mora ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere, Ukrayna ve Podolya Lehistan'a verildi.

    Antlaşmadan bir yıl sonra Ruslarla da İstanbul Antlaşması yapıldı. Buna göre;

    * Azak kalesi Ruslara bırakılacak,
    * Ruslar İstanbul'da daimi elçi bulundurabilecekti.

    Osmanlı Devleti Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları ile batıda ilk kez büyük topraklar kaybetti. Devlet gerilemeye başladı, Ruslar Karadeniz'e doğru bir adım attı.

    3. Osmanlı - Lehistan Savaşları

    1621'de Lehistan'ın Boğdan'ın iç işlerine karışması üzerine Padişah II. Osman (Genç) sefere çıkarak Lehlileri Yaş yakınlarında yapılan savaşta yendi. Lehlilerle Hotin Antlaşması yapıldı.Buna göre; Lehistan Boğdan’ın işlerine karışmayacak, ayrıca Kırım Hanlığı'na yıllık vergi ödeyecekti.

    Lehlilerin Osmanlı sınırlarını ihlal etmeleri üzerine padişah IV. Mehmet sefere çıktı. Lehliler yenilerek barış istedi.

    1672'de yapılan Bucaş Antlaşması’na göre;

    * Podolya ve Ukrayna Osmanlılarda kalacaktı.
    * Lehistan yıllık vergi ödeyecekti.

    Lehistan meclisinin vergi maddesini kabul etmemesi yüzünden savaş yeniden başladı. Sonunda Osmanlılar vergi maddesinden vazgeçti.

    Osmanlılar, Bucaş Antlaşması ile batıda son kez toprak kazanıp, batıda en geniş sınırlara ulaştılar.

    4. Osmanlı - Venedik Savaşları

    Venediklilerin elinde bulunan Girit'teki Hristiyan korsanlar Osmanlıların ticaret, hac ve yolcu gemilerine saldırıyorlardı. Bu durum Girit'in fethini gerekli hale getirdi. 1645'te ada kuşatıldı. Ancak Osmanlılar denizcilikte eskisi kadar güçlü değillerdi. Kuşatmaya gereken önemde verilemedi.

    Bu nedenlerden dolayı kuşatma 25 yıl sürdü. Sonunda Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa adaya gitti ve 1669'da adanın fethini tamamladı. Girit'in alınmasıyla Doğu Akdeniz bir Osmanlı gölü haline geldi. Osmanlıların Doğu Akdeniz'deki ticari ve siyasi çıkarları korundu.

    Girit kuşatmasının uzun sürmesi, Osmanlı deniz kuvvetlerinin zayıfladığını göstermektedir.

    B. İÇ İSYANLAR

    17. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde yönetimin bozulması, siyasi ve mali sorunların artmasına bağlı olarak bir çok isyan çıktı. Bunlar;

    a. İstanbul İsyanları

    Bu isyanlar genellikle yeniçeri ve diğer kapıkulu ocakları tarafından çıkarılmıştır.

    İsyanların en önemli nedenleri; çıkarları elden giden bazı devlet adamlarının askerleri kışkırtması, askerlerin maaşlarının zamanında ödenmemesi ve kapıkulu ocaklarındaki bozulmalardır. Bu isyanların en önemlisi II. Osman (Genç)'ın ölümüyle sonuçlananıdır.

    İstanbul isyanları yeniçerilerin yönetimdeki etkinliğinin artmasına, padişahların otoritelerinin sarsılmasına yol açmıştır. Bu durum Yeniçeri Ocağı kaldırılana kadar devam etmiştir.

    b. Anadolu (Celali) İsyanları

    Bu isyanların çıkmasında,

    * Padişahların ve devlet adamlarının yetersiz olması, birçok yöneticinin rüşvet ve kayırma yolu ile atanması yüzünden yönetimin bozulması
    * Tımar sisteminin bozulması, tımarların dağıtımında haksızlıklar yapılması
    * Yöneticilerin kanunlara aykırı olarak halktan haksız yere vergi toplaması
    * Uzun süren savaşlar nedeniyle Anadolu'da güvenliğin bozulması, savaştan kaçan askerlerin Anadolu'ya geçip eşkıyalığa başlaması
    * Halkın devlete olan güvenini kaybederek isyancıları desteklemesietkili oldu.

    Yukarıdaki nedenlerden dolayı 17. yüzyılda Anadolu'da uzun süren isyanlar çıktı. Devlet isyanları zor kullanarak bastırdı. Ancak sorunlar çözülmediğinden isyanlar bir süre sonra yeniden ortaya çıktı.

    İsyanlar sonunda,
    * Devlet otoritesi zayıfladı. Halkın devlete olan güveni azaldı.
    * Anadolu'da güvenlik azaldı. Halkın bir kısmı toprağını terk ederek şehirlere göç etti. Şehirlerde işsizlik ve nüfus arttı.
    * Anadolu harap oldu. Üretim azaldı. Vergiler zamanında toplanamadı. Ekonomi durgunlaştı. Buna bağlı olarak devletin gelirleri de azaldı.
    * Devlet İran ve Avusturya savaşlarına gereken önemi veremedi.



    c. Eyalet İsyanları

    Merkezi otoritenin bozulmasından yararlanan Erdel, Eflak, Boğdan, Yemen, Tunus gibi merkeze uzak eyaletlerde isyanlar çıktı. İsyanlar zor da olsa bastırıldı.

    C. ISLAHATLAR

    17. yüzyılda devletin durakladığını fark eden bazı devlet adamları bu durumu önlemek için çeşitli ıslahatlar yaptılar.

    1. II. Osman (Genç)
    Devletin durumunun iyileştirilmesi için bazı çalışmalar yapılması gerektiğini düşünen ilk Osmanlı padişahı II. Osman oldu. Onun zamanında;

    * İlmiye sınıfının yetkileri azaltıldı. Şeyhülislamın fetva vermek dışındaki yetkileri kaldırıldı.
    * Gereksiz harcamalar kısılarak maliye düzeltilmeye çalışıldı.
    * İçki içmek yasaklandı.
    * Saray dışından evlenme geleneği yeniden başlatıldı.
    * Yeniçeri Ocağı kaldırılmak istendi ancak durumu öğrenen yeniçeriler isyan ederek Genç Osman'ı öldürdüler.

    Genç Osman’ın öldürülmesiyle ıslahatlar yarım kaldı.

    2. IV. Murat

    IV. Murat 12 yaşında hükümdar oldu. Bu yüzden hükümdarlığının ilk yılları karışıklık içinde geçti. 22 yaşlarına geldiğinde devlet yönetimini eline alarak ıslahatlara başladı.

    * İstanbul'daki yeniçeri zorbalarını ortadan kaldırdı. İçki ve sigarayı yasakladı. Kahvehaneleri kapattı. Bu yolla asayiş ve güvenliği sağlamaya çalıştı.
    * Anadolu'da çıkan Celali isyanlarını bastırdı. İran seferlerine çıkarak Bağdat'ı aldı. Böylece devletin iç ve dış durumunu düzeltti.
    * Yeniçeri Ocağı’nı bir düzene soktu.
    * Maliyeyi düzeltti.
    * IV. Murat devletin duraklamasının nedenlerini araştırıp sorunlara kesin çözümler bulmak amacıyla devlet adamlarına raporlar hazırlattı. Bunlardan Koçi Bey’in raporları doğrultusunda ıslahatlar yaptı. Ancak genç yaşta ölümü ıslahatların yarım kalmasına yol açtı.

    3. Tarhuncu Ahmet Paşa

    IV. Mehmet zamanında sadrazam olan Tarhuncu Ahmet Paşa devletin duraklamasının en önemli nedeni olarak mali alandaki bozulmaları görmüştür. Bu nedenle mali alanlarda ıslahatlar yapmaya çalışmıştır.

    Saray masraflarını kısmış, gümrük, mutfak ve tersane giderlerini denetleyerek yolsuzlukların önüne geçmiştir. Devletin kimde alacağı varsa almıştır. Devletin gelirleri ile giderleri arasında denge kurmak amacıyla denk bütçe yapmıştır. Ancak bu ıslahatlar bazılarının çıkarlarına dokunduğundan çıkan dedikodular sonucu görevden alınmıştır.

    Tarhuncu Ahmet Paşa Osmanlılarda ilk modern bütçeyi yapan devlet adamıdır.

    4. Köprülüler

    Tarhuncu’dan sonra devletin mali ve siyasi sorunları artarak devam etti. Bunun üzerine IV. Mehmet Köprülü Mehmet Paşa’ya sadrazamlık teklif etti.

    Köprülü Mehmet Paşa, serbestçe çalışabileceği bir ortam oluşturmak ve yaşamını garanti altına almak amacıyla bazı şartlar öne sürdü. Bunlar;

    * Saray devlet işlerine karışmayacak, saraya sunacağı bütün teklifler kabul edilecek.
    * Atamalara kimse karışmayacak.
    * Hakkında bir dedikodu çıkarsa hemen karar verilmeyecek, önce kendisine sorulacaktı.

    Bu şartların kabul edilmesiyle göreve başlayan Köprülü; devletin iç ve dış durumunu düzeltti, asayiş ve güvenliği sağladı, maliyeyi düzeltti.

    Köprülü Mehmet Paşa’dan sonra yerine oğlu Fazıl Ahmet Paşa getirildi. Onun zamanında Girit'in fethi tamamlandı. Avusturya yenilgiye uğratılarak Vasvar Antlaşması yapıldı. Lehistan yenilgiye uğratılarak Bucaş Antlaşması yapıldı. Mali sorunlar çözüldü. Devlet adeta yükseliş dönemi yaşadı.

    Fazıl Ahmet Paşa’dan sonra yerine Merzifonlu Kara Mustafa Paşa geçti, ancak onun Viyana’da yenilmesi bütün yapılanları mahvetti.

    17. yüzyılda yapılan Islahatlar duraklamayı önleyememiştir. Bunda;

    * Islahatların yetersiz olması ve kişilere bağlı kalması, ıslahatlarda sürekliliğin sağlanamaması
    * Sorunlara kesin çözümler bulunamaması, ıslahatların genelde kuvvete ve şiddete dayalı olarak yapılması
    * Başta yeniçeriler olmak üzere bazı kesimlerin ıslahatları engellemesi
    * Batıdaki gelişmelerin takip edilememesi

    etkili olmuştur.

    Bütün bunlara rağmen ıslahatlar devletin ömrünü uzatmış, 18. yüzyıl ıslahatları için bir basamak olmuştur.


     
  3. erkanisanmaz

    erkanisanmaz Site Yöneticisi Site Yetkilisi Admin

    Katılım:
    20 Ocak 2007
    Mesaj:
    5,360
    Alınan Beğeniler:
    940
    Ödül Puanları:
    113
    Duraklama Dönemi

    OSMANLI DEVLETİ'NİN DURAKLAMA DÖNEMİ

    1. III.Murat (1574-1595), 7. III.Mehmet (1595-1603),
    2. I.Ahmet (1603-1617), 8. I.Mustafa (1617-1618),
    3. II.Osman(Genç) (1618-1622), 9. I.Mustafa (1622-1623),
    4. IV.Murat (1623-1640), 10. I.İbrahim (1640-1648),
    5. IV.Mehmet (1648)-1687), 11. II.Süleyman (1687-1691),
    6. II.Ahmet (1691-1695) ve 12. II.Mustafa (1695-1703)'dır.
    Köprülüler Devri(1656-1683): Padişah IV.Mehmet zamanında sırasıyla Köprülü Mehmet Paşa, Fazıl Ahmet Paşa, Fazıl Mustafa Paşa ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadrazam olmuştur.

    Osmanlı Devleti İstanbul'un fethinden itibaren "Yükselme Devri" ni yaşadı. Bu parlak devir 1453'ten 1579'a kadar devam etti. 1579 yılında Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'nın ölümüyle baş¬layan "Duraklama Devri" 1699'daki Karlofça Antlaşması'na kadar sürdü. 16. yüzyıl sonlarında başla¬yan hafif bir duraklama 17. yüzyılda daha da arta¬rak devam etti.
    Gerçi bu yüzyılın sonuna kadar Osmanlı İm¬paratorluğu dünyanın en büyük güçlerinden biridir. Devletin sınırları daha da genişlemiş, dış görünüşü eski özelliğini ve görkemini korumuştur. Fakat iç ya¬pısında çok önemli bozukluklar ortaya çıkmıştır.
    A. OSMANLI DEVLETİ'NİN DURAKLAMA NEDENLERİ
    Osmanlı Devleti'nin Duraklama Devri'ne gir¬mesinde etkili olan faktörler iç ve dış nedenlerden oluşmuştur.
    I. İÇ NEDENLER
    a. Merkez Yönetiminin Bozulması
    1. İmparatorluğun Karakteri: Osmanlı impa¬ratorluğu değişik ırk, dil, din ve kültürde olan millet¬lerden meydana gelmişti. Müslüman halk impara¬torluğu yönetiyor ve yeni topraklar fethediyordu. Fa¬kat zamanla yeni fethedilen yerlerde düzenli bir sis¬tem kurulamadı. Merkezden uzak yerlerin yöneti¬minde problemler ortaya çıktı. Sınırların genişleme¬si de aynı hızla devam etmedi. Devletin kuvvetli ve adaletli yönetimi devam ettiği sürece çeşitli milletler bir arada huzur içinde yaşıyordu. Fakat devlet dü¬zeninin bozulması ve kanunların tam olarak uygu¬lanmaması hoşnutsuzluklara neden oldu.
    2. Padişahların Durumu : Merkeziyetçi mut¬lak imparatorluk karakterine sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nda bütün güç padişahlarda toplan¬mıştı. Dolayısıyla onların durumu ülkeyi doğrudan etkiliyordu. Osmanlı padişahları genellikle ülkeyi kendileri yönetir ve sefere ordunun başında gider¬lerdi Duraklama Devri’nde bu durum ortadan kalktı.
    Sokullu Mehmet Paşa öldüğünde padişah III. Murat idi (1574-1595). Bu hükümdar zayıf iradeli bi¬risiydi. III. Murat devrinde devlet yönetimine saray kadınları karışmaya başladı, l. Ahmet (1603-1617) çocuk yaşta, 14 yaşında, hükümdar oldu. Bu zama¬na kadar şehzadeler sancağa çıkıp tecrübe kaza¬nırken l. Ahmet bundan mahrum kalmıştı, l. Mustafa (1617-1618) ve (1622-1623) yıllarında iki defa padişah olmasına karşılık hükümdarlık yapacak durumda değildi. II. Osman (1618-1622) iyi niyetli olmasına karşılık devlet yönetimi konusunda tecrü¬besizdi. II. Osman'da 14 yaşında hükümdar olmuş¬tu. IV. Murat (1623-1640) XVII. yüzyılın en değerli padişahı olmasına karşılık yeterli devlet adamları¬na sahip değildi.
    l. İbrahim (1640-1648) uzun yıllar sarayda ka¬fes hayatı yaşadığından hükümdarlık konusunda çok eksikti. IV. Mehmet (1648-1687) yedi yaşında padişah oldu. Devlet işlerini tamamen Köprülülere bıraktı. Bu devrin Osmanlı padişahları devlet yönetimini kendi ellerinde tutmuyorlar ve ordunun başın¬da sefere gitmiyorlardı.
    3.Veraset Usûlünün Değişmesi : Osmanlı Devleti'nin veraset yönetimi Duraklama Devrinde değişikliğe uğradı. Osmanlı klasik devrinde farklı olarak, l. Ahmet zamanında (1603-1317) padişahlı¬ğın babadan oğla değil, Osmanlı hanedanı içinde "ekber ve erşad" yani en büyük ve en akıllısına geçmesi esası benimsenmiştir. Bu sistemin kabu¬lünden sonra şehzadelerin sancağa çıkma usûlü kaldırılmış, onun yerine kafes usulü getirilmiştir. Sancağa çıkma usulünün kaldırılmasıyla şehzade¬ler saraya hapsedilmiş, yönetim konusunda tecrü¬be kazanmadan padişah olmuşlardır.
     Sancağa çıktıktan sonra hükümdar olan son padişah III. Mehmet'tir. Kafesten tahta çıkan ilk hükümdar da l. Ahmet'tir.
    {OSMANLI VERASET SİSTEMİDEKİ DEĞİŞMELER:
    * Osman ve Orhan Beyler zamanında ülke hükümdar ailesinin ortak malı idi.
    * I.Murat'tan itibaren ülke sadece padişah ve oğullarının sayıldı.
    * Fatih Sultan Mehmet en güçü olanın tahta geçme anlayışını getirdi. (Kardeş katliyle amaç ülkenin birliğini sağlayarak bölünmesini önlemek ve en güçlü olanın başa geçmesini sağlamaktı.)
    * I. Ahmet(Duraklama Devri) döneminde yapılan değişiklikle Osmanlı Hanedanı içinde en yaşlı ve akıllı olanın (EKBER ve ERŞED) padişah olması esası benimsendi.}

    4.Devlet Adamlarının Yetersizliği :
    Bu dö¬nemde devlet adamlarının pek azı makamlarının gerektirdiği tecrübe ve bilgiye sahiptir. Önceki de¬virlerdeki gibi devlet adamlarında tecrübe ve bilgiye bakılmadan rüşvet ve iltimasla devlet makamları dağıtılmıştır. Sadrazamlar görevlerinde fazla kala¬mıyorlar ve azlediliyorlardı. XVII. Yüzyılda bu göre¬ve 61 kişi gelmiştir. Bunlar içinde sadrazamlık göre¬vinde dört saat kalanlar bile vardı. Halbuki bu za¬mana kadar geçen üç yüzyılda Osmanlı Devleti'nde 55 sadrazam görev yapmıştır.
    S.Saray Kadınlarının Yönetimde Etkili Ol¬maları: Padişahların çocuk denilecek yaşta hüküm¬dar olmaları anneleri yani Valide Sultanların devlet yönetiminde etkili olmalarına neden olmuştur. Vali¬de Kösem Sultan ve Turhan Sultan bu dönemin meşhur şahsiyetleridir. Ayrıca padişah hanımlarının ve cariyelerin de yönetimde etkileri görülmüştür.
    b) Eyalet Yönetiminin Bozulması :
    Eyaletlere iltimas (kayırma) ya da rüşvetle ta¬yin edilen valiler, kadılar ve diğer görevliler bilgi ve tecrübe bakımından yeterli değillerdi. Bunlar gittik¬leri yerlerde halkı soyuyorlar, merkeze iyi görünmek için de bol bol hediyeler gönderiyorlardı. Her tarafta eşkıyalar türedi. Geniş ölçüde ayaklanmalar mey¬dana geldi. Halkın can, mal ve namus güvenliğinin kalmaması Osmanlı yönetiminde yeni problemlere neden oluyordu. XVII. yüzyılın başında I. Ahmet ta¬rafından çıkarılan "Adaletnâme" de bu durumun ön¬lenmesi için gerekli tedbirler belirtilmiştir.
    c) Ordu ve Donanmanın Bozulması(Seyfiyenin Bozulması):
    1- Devşirme Sisteminin Bozulması : Bu dö¬nemde Kanun-u Kadim'e aykırı olarak Yeniçeri Ocağı'na rast gele kişiler alındı. Yeniçerilerin sayısı artarken değerleri azaldı. III. Murat oğullarının sün¬net düğününde halkı eğlendiren bazı Hıristiyan hokkabaz ve cambazları Yeniçeri Ağası Ferhat Ağanın karşı çıkmasına rağmen ocağa aldı. Böyle¬ce o zamana kadar uygulanan devşirme sistemi bo¬zuldu. Devşirme sisteminin uygulanmaması sonu¬cunda askerlikle ilgisi olmayan kişiler ocağa girmiş ve ocağın disiplini bozulmuştu.
    2- Yeniçeri İsyanlarının Artması : Özellikle XVII. yüzyılda yeniçeriler sık sık ayaklanarak ülke¬de askeri diktatörlük kurdular. Çıkardıkları isyanlar¬la istediklerini yaptırmaya başladılar. II. Osman'ın öldürülmesinden sonra etkilerini gittikçe artırdılar. Bu dönemden itibaren "Ocak devlet içindir" anlayı¬şının yerine "Devlet ocak içindir" anlayışı aldı. Bu durum II. Mahmut devrinde Yeniçeri Ocağı'nın kal¬dırılmasına kadar devam etti.
    3- Eyalet Askerlerinin Öneminin Azalması :
    Kapıkulu askerlerinin bozulduğu sırada eyalet as¬kerleri de tımarlarının dağıtılmasındaki adaletsizlik ve haksızlık yüzünden eski güçlerini kaybettiler. Dir¬likler beylerine, sancak beylerine ve savaşçı eyalet sipahilerine verilmesi gerekirken askerlikle ilgisi ol¬mayan saray mensuplarına ya da para bulmak ama¬cıyla mültezimlere veriliyordu. Dirlik sahipleri dirlikle¬rinin bulunduğu sancaklarda oturmuyorlardı.
    XVI. yüzyılda tımarlı sipahilerin sayısı 140 bin kişi iken XVII. yüzyılda bu sayı yetmiş bine düş¬müştü. Bütün bunlar Osmanlı Devleti'nin hem aske¬ri kuvvetten mahrum kalmasına, hem de imparator¬luk ekonomisinin temeli olan tarım ve hayvancılığın gerilemesine neden olmuştur.
    Tımarların ( Dirlik topraklar) dağıtımındaki adaletsizlik Tımarlı ordusunun bozulmasına,Tımarlı sipahilerin sayısının azalmasına, buna karşılık devletin daha fazla maaşlı asker(kapıkulu) almasına sebep oldu.
    AÇIKLAMA: Bu durum sadece ordunun bozulmasına değil, ekonomik, sosyal ve idari alanda bir problemin doğmasına sebeb olmuştur.
    4- Osmanlı Donanmasının Bozulması : Os¬manlı donanması Barbaros Hayreddin Paşa'nın ve¬fatından sonra yerine denizci olmayan Sokullu Mehmet Paşa'nın tayin edilmesiyle XVI. yüzyılın ikinci yarısında bozulmaya başladı. Bundan sonra da denizcilikle ilgili olmayan kişiler donanmanın ba¬şına getirildi. Girit'in fethinden sonra da donanmaya önem verilmeli.
    5. Askerlik Konusunda Avrupa'daki Geliş¬melerin Takip Edilmemesi: Avrupa'da XV. ve XVI. yüzyıllarda ordu ve donanma konusunda önemli ge¬lişmeler meydana geldi. Bu gelişmeler sonraki dö¬nemlerde de devam etti. Osmanlı Devleti ise XVIII. yüzyıla kadar bu gelişmelerden habersiz kaldı.


    d) Eğitim Sisteminin Bozulması:
    Osmanlı eğitim sisteminin duraklama devrin¬de, önceki devirlerdeki üstünlüğü devam etmedi. Avrupa Coğrafya Keşifleri, Rönesans ve Reform hareketleri ile büyük bir gelişme göstermişti. Os¬manlı uleması ise bu gelişmelere ayak uydurama¬dı. Tıp, felsefe, matematik, gibi bilimlerde ders oku¬tabilecek müderris yetişmedi. Pozitif bilimler tama¬men ihmale uğradı.
    Medrese öğretimi yapmayan birçok kişiye ilmi rütbe verilmeye başladı. Rüşvet ve iltimas ulema arasında da görüldü. Bazı kişilerin yeni doğmuş ço¬cuklarına "müderrislik" payesi verildi. Böylece "be¬şik uleması" denilen yeni bir sınıf ortaya çıktı. Rüş¬vet ve iltimas o derece yaygınlaştı ki III. Murat'ın ve daha sonra oğlu III. Mehmet'in hocasının oğlu henüz küçük yaşta Mekke kadısı, arkasından İs¬tanbul kadısı tayin edildi. Bu çocuk iki ay sonra Anadolu Kazaskeri olduğunda henüz yirmi dokuz yaşındaydı. Diğer oğlu ise yirmi beş yaşında İstan¬bul kadısı oldu.
    Bu devirde ulema nüfusunu kendi çıkarları için kullanmaya başladı. Bazen askerlere karşı, ba¬zen de askerlerle beraber saraya hücum ettiler.
    e) Ekonomik Durumun Bozulması:
    Duraklama devrinde maliye bozuldu ve gelir kaynakları azaldı. Masraflar ise giderek arttı. Bu durumun ortaya çıkmasında şunlar etkili oldu :
    1. Savaşlarda elde edilen ganimetlerin, ya¬bancı devletlerin verdikleri vergilerin ve he¬diyelerin azalması.
    2. XVII. yüzyılda savaşların uzun sürmesi ve genellikle yenilgiyle sonuçlanmasının sa¬vaş masraflarını arttırması.
    3. Saray masraflarının artması (Örneğin Ka¬nuni zamanında beş milyon akçe olan sara¬yın mutfak masrafı III. Murat devrinde yirmi bir milyon akçeyi bulmuştur.)
    4. Sık sık padişah değişikliği yüzünden, öde¬nen cülus bahşişlerinin artması.
    5. Kapitülasyonlar yüzünden gümrük gelirleri¬nin azalması.
    6. Savaşların uzun sürmesi, güvenliğin bo¬zulması, tımarların iyi yönetilememesi yü¬zünden toprak gelirlerinin azalması.
    7. İpek ve Baharat Yolunun önemini kaybet¬mesiyle gelir kaynaklarının azalması.
    8. Avrupalıların sömürge yoluyla elde ettikleri gelirler altın ve gümüş miktarını arttırdı. Bu durum Osmanlı parasının değerinin düşmesine neden olmuştur.
    9. Osmanlı Devleti'nin ihtişamına paralel ola¬rak ülkede lüks ve israfın artması.
    10. Venedik ve Fransa'ya verilen kapitülasyon¬lardan sonra İngiltere ve Hollanda'ya kapi¬tülasyon verilmesi.
    f) Toplum Yapısının Bozulması
    Duraklamanın en önemli nedenlerinden biri de XVII. yüzyılda doruk noktasına ulaşan Celâli İsyan¬larıdır. Çıkan isyanlar sonunda halk büyük zararla¬ra uğramış, isyanların yoğunlaştığı yerlerde hayat çekilmez bir hal almıştır.
    Tarım ve hayvancılık zarara uğrayınca önemli bir geçim kaynağı gelir getirmez olmuştur. Nüfusun hızla artması ile de Anadolu ve Rumeli toprakların¬da başıboş dolaşan binlerce insan ortaya çıkmış¬tır. İç isyanların bastırılmasında kullanılan yöntem¬ler de halkla devlet arasındaki güveni sarstı. Bütün bunlarla ahlâki, kültürel ve ekonomik açıdan bozuk¬luklar giderek yaygınlaştı.
    11. DIŞ NEDENLER
    a. İmparatorluğun Doğal Sınırlara Ulaşması:
    Osmanlı İmparatorluğu XVI. yüzyılın sonunda 20 milyon kilometre kareye ulaşan genişliğe ve 100 milyona yaklaşan bir nüfûsa sahip olmuştu. Osman¬lı impatorluğu bu dönemde çok kuvvetli devletlerle sınır olmuş, büyük denizlere ve çöllere kadar olan ülkeleri ele geçirmiştir. Bu durum devletin ilerleme imkânlarını sona erdirmiştir. Osmanlı İmparatorlu¬ğunun sınırları doğuda İran dağları, Azerbaycan ve Hazar Denizi'ne, Umman Denizinden Habeşistan'a ve oradan da büyük Sahra ve Fas'a uzanmıştır. Kuzeyde bütün Karadeniz kıyıları, Kırım yarımada¬sı, Ukrayna stepleri ve Macaristan'ın büyük kısmı ele geçirilmiş, batıda ise sınır Adriyatik ve Yunan Denizi'ne ulaşmıştı.
    Osmanlı imparatorluğu güneyde Büyük Sahra ve Hint Okyanusu'nu aşamamış, doğuda İran Dağ¬ları doğal sınır oluşturmuş ve Safevi Devleti Os¬manlı ilerlemesini durdurmuştur. Batıda Osman¬lı'nın karşısına Avusturya, Lehistan, Venedik ve Roma Germen imparatorluğu çıkmıştır. Duraklama Devrinde doğuda ve batıda uzun süren savaşlara girilmiş ve bu savaşlarda doğru dürüst kazanç elde edilmemiştir. Kuzeyde gittikçe güçlenen Rusya’da önemli bir problem oluşturmuştur.
    b. Avrupalıların Osmanlı Devleti'ne Karşı Olan Durumları :
    Osmanlılar Rumeli'ye ayak bastıkları andan iti¬baren Avrupa Hıristiyan dünyasının tepkisiyle karşı¬laştılar. Zaman zaman ittifaklar kurarak Osmanlıların karşısına çıkan Avrupa orduları ilerleyişi durdurmak istedilerse de başarılı olamadılar. Balkanlarda bulu¬nan krallıklar Osmanlı ilerlemesini durduracak güçte olmamalarına karşılık XVI. yüzyıl Avrupa'nın güçlü devletleriyle mücadeleler başladı. Osmanlı ilerleyişi¬nin hızı kesilince Avrupalılar büyük saldırılara başla¬dılar.
    c. Avrupalıların Bilim ve Teknikte ilerle¬meleri :
    Avrupalılar Rönesans ve Reform hareketleri sonunda gelişmelerini engelleyen faktörleri ortadan kaldırdılar. Bilim ve teknik sahasında önemli geliş¬meler gösterdiler. Avrupa bu gelişmelerle ekonomi ve teknik sahasında çok güçlendi, fikir hayatı geliş¬ti. Askeri bakımdan büyük ordular kuruldu, yeni si¬lahlar yapıldı. Denizcilik sahasında önemli ilerleme¬ler meydana geldi.
    Buna karşılık Osmanlı Devlet teşkilatı bozul¬muş, ordunun gücü ortadan kalkmış, bilim ve tek¬nik alanlarında ise önemli bir ilerleme meydana gelmemiştir.
    d. Avrupalıların Coğrafya Keşiflerini Ger¬çekleştirmeleri :
    Avrupalılar XV. yüzyıl sonlarında ve XVI. yüz¬yılda coğrafya keşiflerini yaptılar. Keşfettikleri yerle¬rin değerli madenlerini Avrupa'ya taşıyarak sömür¬geciliğe başladılar. Bu durum Avrupa'nın zengin¬leşmesine ve sanayi için gerekli sermayeyi elde et¬melerine neden oldu.
    Yeni ticaret yollarının bulunmasıyla da Avru¬palılar kendilerine gerekli mallan doğrudan almaya başladılar, İslâm ülkelerinin aracılığına ihtiyaç duy¬madılar. Bu durum başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere İslâm Dünyasının gümrük gelirlerin¬den mahrum kalmasına, dolayısıyla fakirleşmesine neden oldu.
    Bütün bu nedenlerle Osmanlı Devleti "Durak¬lama Devri" ne girdi.
    B. DURAKLAMA DEVRİ SİYASİ OLAYLAR: I. OSMANLI - İRAN İLİŞKİLERİ (1577-1639)
    Osmanlı devleti ile İran arasında Kanuni dö¬neminde 1555 Amasya antlaşması imzalanmış ve iki devlet arasında bir barış dönemi açılmıştı. Barış dönemi 1577 yılına kadar sürdü. 1577'de başlayan Osmanlı-İran Savaşları dört döneme ayrılır:

    a. 1577-1590 Iran Savaşları (III. Murat Dönemi)
    (1590 Ferhat Paşa Antlaşması)

    Sebebi: Şah II.İsmail'in Amasya Antlaşmasını bozarak,Anadolu halkını Osmanlılara karşı kışkırtması, Şah Tahmasb'ın 1576'da ölümü üzerine İran'da taht kavgaları başlaması. III. Murat İran üzerine sefe¬re çıktı. Osmanlı orduları Aşağı Kafkasya'dan bü¬yük topraklar elde ederek Hazar denizine kadar ilerlediler.
    Şah II.İsmail'in yerine geçen Şah Abbas barış istedi.İranlıların barış isteği üzerine 1590 Ferhat Pa¬şa ya da İstanbul Antlaşması imzalandı. Bu antlaş¬maya göre:
    Maddeleri: 1-Tebriz,Karabağ,Tiflis ve Nihavent Osmanlılarda kaldı.
    2-Osmanlı Devleti sınırlarını doğuda Hazar Denizi'ne kadar genişletti.Azerbaycan,
    Yorum: Bu antlaşma ile Osmanlı devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaştı.
    b. 1603-1611 Iran Savaşları(I.Ahmet Dönemi)
    (1611 Nasuh Paşa Antlaşması);
    1590 Ferhat Paşa antlaşması 13 yıl sonra bo¬zuldu.
    Osmanlı devleti batıda Avusturya ile savaşa başlamıştı. Şah Abbas bundan faydalanarak Ferhat Paşa antlaşmasıyla Osmanlı devletine bırakılan yerleri geri almak istedi. İran, Tebriz ve Erivan'ı al¬dı. Osmanlı Devleti önceleri İran’a karşılık vereme¬di. Çünkü:
    - Avusturya ile savaş halindeydi.
    - Anadolu'da Celali İsyanları artmıştı.
    Şah Abbas bundan da faydalanarak Diyarbakır ve Musul çevresine kadar ilerledi. Sonuçta İran’la 1611 Nasuh Paşa Antlaşmasını imzalandı.
    Buna göre:
    1. Osmanlı devleti Ferhat Paşa antlaşmasıy¬la aldığı yerleri İran'a geri verdi.
    2. Buna karşılık İran, Osmanlı devletine yılda 200 deve yükü ipek vermeyi vaat etti.

    c. 1617-1618 İran Savaşları (I.Ahmet+I.Mustafa+II.Osman Dönemleri)
    (1618 Serav Antlaşması)

    Sebebi: İran'ın vaat ettiği ipeği göndermemesi ve Osmanlı elçisini tutuklaması
    Savaş : Osmanlı ordusu pusuya düştü.
    Sonucu: SERAV ANTLAŞMASI imza edildi.(1618)
    Maddeleri: 1- İranın vergisi 100 yük kumaşa indirildi.
    2- Sınırlar Nasuh Paşa Antlaşmasına göre belirlendi.
    d. 1622-1639 İran Savaşları (IV.Murat Dönemi) (1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması)
    17. yy'da İran'la yapılan savaşların en uzun süreli olanı bu dönemde gerçekleşti. Bu savaşlar İranlıların hileyle Bağdat'ı işgaliyle başladı.
    Bağdat'ta isyan eden Bekir Subaşı, valiyi öldü¬rerek şehri eline geçirdi. Sonra Bekir Subaşı Şah Abbas'tan yardım istedi. Böylece Bağdat işgal edil¬miş oldu.
    Bağdat'ın işgali üzerine İran’la 17 yıl süren sa¬vaşlar başladı. Savaşın ilk yılları IV. Murat'ın ço¬cukluk dönemine rastladı, İran böylece ilk yıllar bü¬yük başarılar elde etti. Sonraları IV. Murat İran me¬selesine önem vermiş ve İran üzerine iki sefer dü¬zenlemiştir.
    a. Revan Seferi (1635) : IV. Murat bu sefer ile Doğu Anadolu ve Revan'ı İran'dan geri aldı.
    b. Bağdat Seferi (1638): Bu seferle Bağdat geri alın¬dı. Bu sırada Şah Abbas ölmüştü. Yerine geçen ye¬ni şah barış istedi. Böylece 1639 Kasr-ı Şirin Ant¬laşması imzalandı. Buna göre:
    1. Azerbaycan ve Revan İran’a bırakıldı.
    2. Bağdat Osmanlılarda kaldı.
    3. İranla-Osmanlı devleti arasında Zağros dağlan sınır kabul edildi.
    Yorum : 1. Bu antlaşma Osmanlı devleti ile İran arasında uzun süre bir barış devri açtı.
    2. Bu antlaşma ile Zağros dağlan iki dev¬let arasında tabi sınır oldu.
    3. Bugünkü Türkiye-İran sınırı da büyük ölçüde bu antlaşma ile çizilen sınır esasına dayanır.
    II. OSMANLI - VENEDİK İLİŞKİLERİ
    Akdeniz'de ekonomik ve askeri üstünlük kur¬mak, bu denizin kıyısında bulunan devletler arasın¬da büyük bir rekabet doğurmuştur. Bu rekabete Fa¬tih döneminden sonra güçlü bir biçimde Osmanlılar da katıldılar ve 16. yüzyılda Doğu ve Orta Akde¬niz'in en büyük deniz gücü durumuna geldiler. Ora¬larda çok uzun bir süre egemen olmuş Venedik'in nüfuzunu sildiler. Ancak Ege ve Akdeniz arasında büyük bir ada olan Girit, hâlâ Venediklilerin elinde idi. Bu adaya egemen olmak Ege Denizi başta ol¬mak üzere bütün doğunun güvenliği için şarttı. 1571 de Kıbrıs alındıktan sonra Girit'in de bu gü¬venlik kuşağının bir öğesi olması gerekti.
    Osmanlı hükümeti Hac yolculuğuna giden ve Sarayda önemli bir görevi olan Kızlarağası Sümbül Ağanın Malta korsanlarınca esir edilip eşyalarının Venedik'in elinde bulunan Girit'te satılması üzerine bu adaya Sultan İbrahim'in padişahlığı döneminde çıkarmayı başlattı (1645). Tabiî asıl amaç devlet için çok hayatî önemi olan bu adanın kazanılması idi. Böylece Venedik ile savaş duru¬muna girildi. Girit Osmanlıların ana üslerine uzaktı. Devletin iç durumu ve özellikle maliyesi çok bozul¬muştu. Ayrıca Venedik denizciliği 17. yüzyılda ileri teknikler kullanıyordu. Bundan dolayı Girit Seferi 1669 yılına kadar sürdü. Özellikle 1675 yılına ka¬dar bunalımlı anlar yaşandı.
    Girit adım adım fethedilirken Venedikliler de Çanakkale Boğazına üç kez hücum ettiler (1648,1651 ve 1656 yıllarında). Venedik Donanması İnebahtı'dan sonra ilk kez Osmanlı Donanmasını Çanakkale'de ağır bir yenilgiye uğrattı.Bir ara¬lık Venediklilerin İstanbul önlerine gelmesi tehlikesi bile belirdi. Ama 1656 da Vezir-i azam olarak ata¬nan Köprülü Mehmet Paşa'nın enerjik tutumu ile Venedikliler Ege denizinden atıldılar. Mehmet Pa¬şa'nın oğlu Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, babasının ölümünden sonra vezir-i azamlığa getirilince Girit sorunu çözüldü. Adanın fethi tamamlandı. Vene¬dik'le yapılan barışla (1669) Girit üzerindeki ege¬menliğimiz tanındı. Artık Akdeniz'in Sicilya Adasının doğusundan itibaren tümü XIX. yüzyıl sonlarına kadar tam anlamı ile bir Türk gölüdür.
    1. Girit'in fethinden sonra Osmanlı donanma¬sı ciddi bir şekilde ihmale uğradı.
    2. 17. yüzyılda Osmanlı Devleti II. Viyana ku¬şatmasından sonra başlayan Kutsal ittifak¬la yapılan savaşlar sırasında Venedikliler¬le yeniden mücadele etmiştir.
    III. Osmanlı - Lehistan İlişkileri (1620-1676):
    XVII. yüzyılda Lehistan'a (Polonya) iki sefer yapıldı. Bu¬nun birincisi Genç Osman ikincisi ise, IV. Mehmet (Avcı) zamanında oldu. Lehistan(Polonya) Sokollu Mehmet Paşa zamanında Osmanlı himayesine alınmıştı. 1587'de Osmanlı himayesinden çıkan Lehistan Erdel, Eflak ve Boğdan'ın iç işlerine karışınca II.Osman bu ülke üzerine sefer düzenledi.
    a. Genç Osman'ın Lehistan Seferi ve Hotin Antlaşması (1620) : Lehistan 1587'de Osmanlı hi¬mayesinden kurtulmuştu. Bundan sonra Lehistan her fırsattan yararlanarak Osmanlı egemenliğinde bulunan Boğdan, Erdel ve Eflak beyliklerinin işleri¬ne karışmaya başladı. Genç Osman zamanında (1618-1622) Lehlilerin Boğdan işlerine karışması üzerine Lehistan seferi başladı. Genç Osman'ın ko¬muta ettiği bir Osmanlı ordusu Yaş yakınında Leh ordusunu yenerek Hotin Kalesi'ni kuşattı. Burada yapılan bir meydan savaşı, yeniçerilerin gevşeklik¬leri yüzünden iyi bir sonuç vermedi. Bunun üzerine Lehlilerle Hotin Antlaşması yapılarak sefere son ve¬rildi (1620). Bu antlaşmaya göre:
    1. Lehliler ve Osmanlılar birbirlerinin toprakla¬rına tecavüz etmeyeceklerdi.
    2. Lehliler eskiden de olduğu gibi Kırım Hanına yılda 40 bin duka altını vergi vereceklerdi.
    b. IV. Mehmet Zamanında Yapılan Lehistan Seferi (1672-1676) : Hotin antlaşmasından sonra iki devlet arasında elli yıl süren bir barış devri baş¬ladı. 1672'de Ukrayna Kazakları yüzünden Lehli¬lerle Osmanlı devletinin arası yeniden açıldı. Lehli¬lerin, Türk himayesinde bulunan Kazaklara saldır¬maları üzerine IV. Mehmet ve Fazıl Ahmet Paşa'nın komuta ettikleri bir Osmanlı ordusu Lehistan içlerine kadar ilerlerdi. Lehistan şehirleri yağma edildi. Bunun üzerine Lehliler barış istediler. 1672 tarihinde imzalanan Bucaş Antlaşması'na göre:
    1. Lehliler, Podolya arazisini Osmanlılara bı¬raktılar.
    2. Yılda 22 000 altın vergi vermeyi kabul ettiler.
    Fakat Lehistan Diyet meclisi bu antlaşmanın para maddesini kabul etmedi. Leh Kralı Jan Sobiyeski yeniden saldırılara başladı. Savaş dört yıl devam etti. Sonunda Osmanlı devleti vergi madde¬sinden vazgeçerek Podolya arazisini almakla yetin¬di. Bucaş Antlaşması yeniden imzalandı (1676).
    Bucaş Antlaşması Osmanlı Devletinin toprak¬larına toprak kattığı en son antlaşma olmuştur. Bu antlaşmanın imzalanmasından bir süre sonra baş¬layan İkinci Viyana kuşatması dolayısıyla Lehistan savaşları yeniden başlamıştır.
    Osmanlı-Lehistan ilişkisinde bir başka olay 1638 II. Viyana kuşatması sırasında ortaya çıkmıştır.
    Osmanlı Ordusunun Viyana’yı kuşatmasıyla Avusturya Hıristiyan alemini Viyana'nın yardımına çağırdı. Bu çağrıya Lehistan 80 bin kişilik ordusuy¬la katıldı. Az sonra Leh Ordusu Osmanlı Ordusunu arkadan vurdu. Böylece, Osmanlı ordusu bir anda iki ateş arasında kaldı. Sonuçta Osmanlı ordusun¬da panik çıktı. Ordu dağınık şekilde geri çekilmeye başladı.
    IV. Osmanlı- Avusturya İlişkileri :
    Sokullu devrinde Avusturya ile yapılan antlaş¬ma ile Avusturya ile savaşlara son verilmişti (1568). Avusturya ile yapılan antlaşma 1593 yılında bozul¬du. Bu tarihte başlayan savaşlar XVII. yüzyıl bo¬yunca devam etti.
    a. 1593-1606 Avusturya Savaşları (III.Murat, III.Mehmet ve I.Ahmet Dönemleri): Bu sa¬vaşın nedeni Bosna Beylerbeyi Hasan Paşa'nın Avusturya'ya yaptığı bir akın sırasında pusuya dü¬şürülerek şehit edilmesidir. Bunun üzerine III. Mu¬rat devrinde Avusturya ile savaşlar yeniden başladı (1593). Savaşın ilk döneminde Osmanlı hükümdarı olan III. Mehmet devlet adamlarının ricasıyla kendi¬den önceki padişahlar II. Selim ve III. Murat sefere çıkmadığı halde ordunun başına geçti. Osmanlı or¬dusu önce Eğri'yi aldı. Eğri kalesine yardıma gelen Avusturya ordusu Haçova Savaşı'nda büyük bir bozguna uğradı (1596).
    NOT: Haçova meydan Savaşı Osmanlı tarihinde zaferle sonuçlanan SON büyük meydan savaşıdır.
    Bundan sonra da Kanije ve Estergon fethedildi. Avusturyalılar Kanije'yi almaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Kale komutanlığına bırakılan TİRYAKİ HASAN PAŞA kaleyi kuşatan Ferdinand'ı az bir kuvvetle yenilgiye uğrattı.
    Avusturyalıların barış istemesi üzerine Osmanlı Devleti doğudaki İran Savaşları ve Anadolu'da Celâli isyanları nede¬niyle Zitvatoruk Antlaşması şartlarını kabul etti (1606).
    1. Eğri, Kanice ve Estergon Osmanlı Devleti'ne bırakıldı.
    2. Avusturya'nın Kanuni devrinde itibaren Osmanlı Devleti'ne verdiği 30 000 altınlık vergi kaldırılacak, buna karşılık Avusturya bir defaya mahsus iki yüz bin kara kuruş savaş tazminatı ödeyecekti.
    3. Avusturya Arşidükası Mukaddes Roma Germen İmparatoru olarak kabul edilecek ve protokol bakımından Osmanlı Padişahına eşit sayılacaktı. Bundan böyle Avus¬turya İmparatorlarına Roma Çesarı denile¬cekti.

    Önemi:
    Osmanlı Devleti'nin bu şartları kabul etme¬sinde doğuda İran’la savaşılması, Anado¬lu'da da Celâli isyanlarıyla uğraşılması et¬kili olmuştur.
    Avusturya İmparatoru, Osmanlı Padişahı¬na eşit duruma gelmiştir.
    Savaşın uzun süre devam etmesi Osmanlı Devleti'ni Kanuni devrindeki gücünü kay¬bettiğini ortaya koymuştur.
    Osmanlı Devleti'nin Avusturya üzerindeki siyasi üstünlüğü sona ermiştir.
    b. 1662-1664 Avusturya Savaşları (IV.Mehmet Dönemi):
    Zitvatorok Antlaşması ile sağlanan barış uzun süre devam etti. Fakat Erdel Beyi Rokoçi 1658'de isyan etti. Bu isyan Köprülü Mehmet Paşa tarafın¬dan bastırıldı. Rokoçi ise Avusturya'ya sığındı. Rokoçi'nin kışkırtmaları ile Osmanlı - Avusturya Sava¬şı başladı (1662). Fazıl Ahmet Paşa komutasındaki ordu Uyvar (Neuhoesel) kalesini kuşatarak aldı. Avusturya'nın barış istemesiyle Vasvar Antlaşması yapıldı (1664). Buna göre :
    1. Erdel, Osmanlı Devleti'ne bağlı kalacak.
    2. Osmanlı Devleti'nin gösterdiği aday, Avus¬turya tarafından Erdel beyi olarak tanına¬caktı.
    3. Avusturya, ikiyüzbin kara kuruş savaş taz¬minatı ödeyecekti.
    4. Avusturya'dan alınan Uyvar ve Novigrad Osmanlılarda kalacaktı. Zerinvar kalesi ise Avusturya'ya bırakılacaktı.
    c. İkinci Viyana Kuşatması (1683) (IV.Mehmet Dönemi):
    Avusturya savaşlarının yeniden başlamasının nedeni Macaristan olaylarıdır. Macaristan'ın Avus¬turya'ya kalan bölgesinde yaşayan Macarlar Avus¬turya İmparatoru l. Leopold'in baskısına uğradılar. Mezhep özgürlüğünün kaldırılmasından etkilenen Macarlar İmre Tökeli başkanlığında ayaklanarak Osmanlılardan yardım istediler. Sadrazam Merzifonlu Karar Mustafa Paşa, bir asırdır ciddi zaferlere susamış ve eski devirlerdeki fütuhatı özleyen ordu ve toplumun etkisiyle Viyana'yı kuşattı, l. Leopold Almanya içlerine çekilince Viyanalılar kendilerini sa¬vundular. Papa, Hıristiyan dünyasını Viyana'nın yar¬dımına çağırdı. Osmanlı ordusu 60 gün boyunca şehre 18 büyük yürüyüş yapmıştı. Merzifonlu Viya¬na'nın yağma edilmesini istemediğinden son yürü¬yüşü devamlı geciktiriyordu. Viyana'nın imdadına Lehistan Kralı Jan Sobiyeski yetişti. Kırım kuvvetle¬rinin yeterli gayreti göstermemesi ile Türk ordusu iki ateş arasında kaldı. Osmanlı Ordusu büyük bir bozguna uğrayarak Belgrat'a kadar çekildi. Dağılan kuvvetleriyle Belgrad'a çekilen Merzifonlu IV.Mehmet'in emriyle idam edildi.
    Osmanlı ordularının başarısız olmalarında :
    1. Kuşatma için gerekli topların getirilmemesi.
    2. Avrupalı devletlerin Viyana'nın yardımına gelmeleri.
    3. Merzifonlunun son yürüyüşü sürekli gecik¬tirmesi.
    4. Şehrin güçlü surlarla çevrilmiş olması etkili olmuştur.
    Önemi:
    1. Galip gelebilecek Osmanlı ordusu, içteki bozulmanın orduya yansıması ile tarihimizdeki en büyük bozgunlarından birine uğradı.
    2. Osmanlı Devleti'nin Avrupa üzerindeki yaptırım gücü sona erdi.
    3. Osmanlı Devleti'ne karşı Avrupa'nın güçlü devletleri "Kutsal ittifak" kurarak saldırıya geçtiler.
    4. Osmanlı Devleti, Avrupa karşısında top¬rak kaybetmeye başladı.
    5. Batıda Türklerin yenilebileceği ve Avrupa'dan atılabileceği düşüncesi doğdu. Böylece Türklerin SAKARYA SAVAŞI'na kadar sürecek bir geri çekilme süreci başlamış oldu.

    d. Kutsal İttifak ve Savaşlar (1683-1699):
    Kutsal ittifak Devletleri ile Osmanlı Devleti arasındaki savaşlar yaklaşık 16 yıl sürdü. (Bu arada IV.Mehmet yeniçerilerin isyanıyla tahttan indirildi. Yerine sırasıyla II. Süleyman, II.Ahmet ve II.Mustafa padişah oldular.) Viyana bozgunu Papa'nın da gayretleriyle Os¬manlı Devleti'ne karşı Haçlı Birliği'nin kurulmasına neden oldu. Avusturya, Venedik, Lehistan, Rusya ve Malta bu birliğe katıldılar. Venedikliler Mora'ya ve Dalmaçya kıyılarına, Rusya Azak çevresine, Le¬histan Podolya ve Boğdan'a Avusturya ise Macaris¬tan ve Erdel bölgelerine saldırdı. 16 yıl süren sa¬vaşlarda Osmanlı orduları hemen her yerde yenil¬di. Padişah II. Mustafa (1695-1703) bizzat sefere çıktıysa da başarılı olamadı, İngiltere ve Felemenk elçilerinin aracılığıyla Belgrat civarındaki Karlofça kasabasında Avusturya, Venedik ve Lehistan dele¬geleri ile Karfofça Antlaşması yapıldı (1669).
    1. Temeşvar ve Banat hariç bütün Macaris¬tan ve Erdel Beyliği Avusturya'ya bırakıldı.
    2. Podolya ve Ukrayna Lehistan'a bırakıldı.
    3. Karlofça Antlaşması 25 yıl sürecek ve Avus¬turya'nın garantisi altında bulunacaktı.
    4. Mora ve Dalmaçya kıyıları Venedik'e verildi.
    Ruslarla da Karlofça Antlaşması'nı tamamla¬yan İstanbul Antlaşması imzalandı (1700).
    1. Azak kalesi ve çevresi Rusya'ya bırakıla¬caktı.
    2. Ruslar savaş sırasında işgal ettikleri yerle¬ri geri vereceklerdi.
    3. Rusya İstanbul'da bir elçi bulundurabilecekti.
    4. Ruslar Kudüs'ü serbestçe ziyaret edebile¬ceklerdi.
    Önemi :
    1. Karlofça ve İstanbul antlaşmaları ile Os¬manlı Devleti ilk defa toprak kaybına uğradı.
    2. Avrupa, Osmanlı baskısından kurtularak karşı saldırılara geçme imkânı buldu. Osmanlı Devleti'nin Duraklama devri sona erdi. Gerileme devri başladı.
    3. Osmanlı Devleti'nin askeri gücünün yeter¬sizliği tamamen anlaşıldı.
    4. Rusya, Azak çevresini elde ederek Kara¬deniz'e çıkma imkânına kavuştu.
    5. Osmanlı Devleti, XVIII. yüzyılda Karlofça ve İstanbul Antlaşması ile kaybettiği toprakları geri alabilmek amacıyla Avusturya, Venedik ve Rusya ila savaşlar yaptı.
    6. Macaristan'ın kaybedilmesiyle Osmanlı Devleti'nin Orta Avrupa egemenliği sona erdi.
    7. Kutsal ittifakla yapılan savaşlar sırasında sefere çıkan II. Mustafa ordusunun başın¬da sefere çıkan son Osmanlı Padişahıdır.
    8. Karlofça Antlaşması, Osmanlı topraklarını paylaşmayı hedef alan ilk devletlerarası antlaşmadır.
    C. OSMANLI DEVLETİ'NDE DURAKLAMA DEVRİ İÇ İSYANLARI :
    Osmanlı Devleti'nde XV. ve XVI. yüzyıllarda da iç isyanlar çıkmasına rağmen devlet örgütünün düzenli ve ordunun kuvvetli olması sayesinde bu ayaklanmalar kısa sürede bastırılabilmişti. XVII. yüzyılda idari, askeri, ekonomik bozuklukların etki¬siyle çıkan isyanların etkileri çok daha önemli oldu. Bu isyanlar karakterleri ve nedenleri yönünden üç kısımdan olmuştur.
    l. İstanbul İsyanları : İstanbul isyanları genel¬likle kapıkulu askerleri (Yeniçeri ve sipahiler) tara¬fından çıkarılmıştır, İstanbul’da çıkan bu isyanlara bazen ulema, medrese öğrencileri ve halk da katıl¬mıştır.

    İstanbul İsyanlarının Çıkmasında :
    1. Cülus bahşişi ve ulufe dağıtımında meyda¬na gelen aksamalar,
    2. Maaşların düşük değerli paralarla verilmesi.
    3. Ocak devlet içindir" anlayışının yerine "Devlet ocak içindir" anlayışının geçerli ol¬ması.
    4. Yeniçeri ve sipahilerin, menfaatlerine ters düşen Padişah, Veziriazam ve devlet adamlarını görevlerinden uzaklaştırmak is¬temeleri.
    5. Devlet adamları ve ulemanın birbirleriyle mücadelelerinde yeniçeri ve sipahilerin kış¬kırtmaları etkili olmuştur.
    İstanbul isyanlarının temeli Fatih devrine ka¬dar çıkmaktadır. Fatih'in tahta çıkışı sırasında ye¬niçeriler Cülus bahşişi için ayaklandılar. İsteklerinin kabul edilmesiyle her hükümdar değişikliğinde Cü¬lus bahşişi verme geleneği ortaya çıkmıştır.
    Yeniçeriler Yavuz zamanında ve Kanuni'nin ölümünden sonra II. Selim'in tahta çıkışı sırasında ayaklandılar. Bu ayaklanmalar yeniçerilerin devlet içindeki güçlerini anlamalarına neden olmuş ve sık sık isyan çıkmıştır. Özellikle Sokullu'nun ölümün¬den sonra İstanbul isyanları giderek yoğunlaşmış¬tır. Bu isyanlar III. Murat, Genç Osman, IV. Murat ve IV. Mehmet zamanlarında oldu.
    III. Murat zamanında çıkan isyanın nedeni yeniçerilere ayarı düşük akçelerle (kırpık ve züyuf akçe) ulufe verilmek istenmesidir. Yeniçeriler bunu bahane ederek ayaklanmışlar ve istekleri yerine getirilmiştir.
    Yeniçerilerin ulufelerinin verilmesiyle hazine zor duruma düştüğünden sipahi maaşları sonraya bırakıldı. Sipahiler bunun üzerine saraya yürüdü¬ler. Meydana gelen kargaşa sırasında saray bos¬tancıları ve muhafızları tarafından yüzlerce sipahi¬nin öldürülmesiyle isyan bastırıldı.
    Genç Osman (II. Osman) Hotin seferi sırasın¬da (1620) Yeniçerilerin durumunu görmüş ve ordu¬da ıslahat yapmaya karar vermişti. Ancak tecrübe¬siz ve genç olduğundan ıslahat için yeterli hazırlığa sahip değildi. Genç Osman yeniçeri ocağını kaldı¬rarak yeni bir ordu kurmayı planlamıştı. Bunun için hacca gitmeyi, dönüşte de Mısır ve Suriye'den as¬ker toplayarak Yeniçeri Ocağını kaldırmaya karar verdi. Bu düşünce hanımları vasıtasıyla saray ve dışarıda duyulunca Yeniçeriler isyan ettiler. Genç Osman'ı tahttan indirerek l. Mustafa'yı yeniden hü¬kümdar yaptılar (1622). İsyan, Genç Osman'ın öl¬dürülmesiyle sonuçlandı.
    1. Bu isyan, İstanbul isyanlarının en önemlisidir. Yeniçeriler ilk defa bir Osmanlı Padişahını öldürmüşlerdir.
    2. Genç Osman'ın öldürülmesi yeniçeri ocağı¬nın tarihi boyunca bir leke olarak kalmıştır.
    İstanbul isyanları, IV. Murat zamanında da devam etti. IV. Murat'ın tahta çıktığı sırada hazine iyi durumda olmadığından Cülus Bahşişi dağıtılamadı. Yeniçerilerin isyanı üzerine, saraydaki altın ve gümüş eşya eritilerek para kesildi ve dağıtıldı. 1632'de yeniden ayaklanan yeniçeri ve sipahiler Vezir-i azam Hafız Ahmet Paşa'yı öldürdüler.
    1656 yılında IV. Mehmet devrinde ayaklanan sipahiler, padişaha devlet işleriyle bizzat ilgilenmesi gerektiğini söylediler. Ülkenin içine düştüğü duru¬mu anlatarak, bu durumun sebebi olarak gördükleri 30 saray görevlisinin idamını istediler. Bu olaylar sonunda idam edilenlerin cesetleri Sultanahmet Meydanındaki bir çınar ağacına asıldığı için bu is¬yana Çınar Olayı (Vaka-i Vakvakiye) denildi.
    II. Celâli İsyanları : Yavuz Sultan Selim dev¬rinde Bozuklu (Yozgat) Celâl binlerce taraftan ile isyan etmişti. Bu isyan bastırıldı ise de, daha sonra Anadolu'da meydana gelen iç isyan ve karışıklıklara Celâli İsyanları denildi. Osmanlı Duraklama Devrinde Celâli İsyanları devletin bütün kurumlarını ve toplumu olumsuz yönde etkiledi. Celâli İsyanlarının Nedenleri :
    1. İktisadi durumun ve para ayarının bozulması
    2. Vergi adaletsizliği nedeni ile köylülerin "çift bozan" olarak toprağını terk etmesi ve eşkıyalığa başlaması
    3. Dirlik sisteminin bozulmasıyla, güvenliği sağlamakla görevli yeniçeri, sipahi ve sekbanların halka zulmetmeleri.
    4. Kadıların, yardımcılarının (naib) ve sancak beylerin Anadolu halkı ile kaynaşamamaları.
    5. Anadolu'da tarım, sanat ve ticaret hayatının gerilemesi.
    6. Haçova zaferi (1596) sonunda askeri yoklama yapılarak firarilerin belirlenmesi ve bu kişilerin Anadolu'ya kaçmaları.
    En büyük Celâli isyanları XVI. yüzyılın sonlarında başladı ve XVII. yüzyılın ortalarına kadar devam etti. Büyük isyanlar Karayazıcı, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Katırcıoğlu, Abaza Mehmet Paşa,Tavil Ahmet, Gürcü Nebi, Deli Hasan tarafından çıkarılmıştır.
    Celali isyanları karşısında Osmanlı Devlet adamları olayların nedenlerini inceleyip, tedbir alacakları yerde kuvvet ve şiddet yoluyla isyanları bastırmayı amaçladılar. Padişahlar adalet nameler ile olayları önlemeyi amaçladılar. İsyanlar sırasında devlet otoritesini sağlamak amacıyla binlerce isyancı öldürüldü.
    Celâli İsyanları Sonunda :
     Anadolu'da can ve mal güvenliği kalmadı.
     Köylüler haraca bağlandığı gibi halkın malı yağma edildi.
     Anadolu'da vergiler düzenli olarak toplanamadı.
     Avusturya ve İran'la yapılan savaşlar sırasında içeride isyanlarla uğraşıldı.
     IV. Murat devrinde Padişahın merkezde yönetimi tamamen eline alması isyanların ortadan kalkmasında etkili oldu.
     İsyanların olumlu yanı bazı devlet adamla¬rının İmparatorluğun bu kötü gidişi üzerin-de düşünmelerinin sağlanması oldu.
     Tımar sistemi bozuldu.
    Yorum : İstanbul isyanları ile Celâli isyanları şahıs¬lara yönelik olarak yapılmış, devlet düze¬nini değiştirmek amaçlanmamıştır.
    III. Eyalet İsyanları : XVII. yüzyılda Anadolu ve Rumeli dışında Yemen, Bağdat, Kırım, Eflak, Boğdan ve Erdel'de meydana gelen isyanlardır. Devlet bu isyanla¬rı zorlukla bastırabildi. Feodal beyler ve yeniçerile¬rin ileri gelenleri burada devlete karşı ayaklanarak yarı bağımsız duruma geldiler.
    Sebepleri:
    1. Devlet otoritesinin zayıflamasıyla eyaletlerdeki yerel yöneticilerin devletten ayrılma istekleri,
    2. Yöneticilerin olumsuz tutum ve davranışlarına halkın tepki göstermesi
    3. Vergilerin devlet denetimi dışında artırılmak istenmesi

    NOT: Bu isyanları Fransız ihtilalinden sonra başlayan "Milliyetçilik" hareketleriyle karıştırmamak gerekir. Çünkü bu dönemde MİLLİ DEVLET kurma fikri ortaya çıkmamıştır.
    D. ISLAHAT HAREKETLERİ :
    XVI. yüzyıl sonlarında devlet düzeninin ve toplum yapısının bozulması şeklindeki gelişmelerin farkına varılmış ve XVII. yüzyılda dönemin imkânlarına göre bazı tedbirler alınmıştır. Osmanlı Devlet Adamlarının Islahat Yapmak İstemelerinin Nedenleri:
    Osmanlı Devletinin savaşlarda eskisi gibi etkili olamaması, devlet otoritesinin zayıflaması sonucu, sık sık isyanların baş göstermesi, ekonomik durumun bozulması gibi nedenlerle Osmanlı devlet adamları
    ıslahat yapma gereği duydular.
    ISLAHAT YAPAN PADİŞAHLAR:
    I. Genç Osman (II. Osman)'m Islahatları :
    Genç Osman Padişah olduğunda ilk önce sade bir hayat kurdu. Fatih devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından Şeyhülislam Esat Efendi'nin ve Pertev Paşa'nın kızlarıyla evlendi. Özellikle Yavuz devrin¬den itibaren padişah saray dışında evlenmedikle¬rinden bu davranış önemli bir değişiklik oldu. Ulema sınıfının yetkisini azaltarak, padişahın zamana göre yasaları koyabilme gücünü artırmak istedi.Bunların siyasetle uğraşmalarını ve devleti zayıflatmalarını önlemek istedi. Kapıkulu Ocağını kaldırarak yerine Anadolu ve Suriye'deki Türklerden oluşan "milli bir ordu"kurmak ve yönetimi devşirmelerin etkisinden kurtarmak istedi. Ancak niyetlerini farkeden yeniçeriler tarafından tahttan indirilerek öldürüldü. (1622).
    Kapıkulu Ordusunun kaldırılmak istenmesi Osmanlı tarihindeki ilk ciddi ıslahat girişimidir
    II. IV. Murat'ın Islahatları :
    IV. Murat'ın Padi¬şahlığının ilk döneminde devlet yönetimi Valide Kö¬sem Sultan'ın elinde kalmıştı. 1632 yılında yirmi yaşında iken devlet yönetimini tamamen eline alan IV. Murat o zamana kadar görülen bozuklukları or¬tadan kaldırmaya çalıştı. Bu dönemde:
     Yeniçeri ve sipahi zorbalar ortadan kaldı¬rıldı.
     İçki ve tütün yasaklandı.
     İstanbul'un asayişi sağlandı.
     Anadolu'daki Celâli isyanları sona erdirildi.
     Devrin devlet adamları ve alimlerine bo¬zuklukların nedenlerini araştıran raporlar hazırlattı.
    Bunların en önemlisi Koçi Bey tarafından kaleme alınan "Risale" adlı eserdir.
    IV. Murat kuvvet ve şiddet yoluyla ülkede otoriteyi sağladı. Ancak Koçi Bey'in tavsiyelerini yerine getirmeye fırsat bulamadan genç yaşta vefat etti (1640).
    ISLAHAT YAPAN SADRAZAMLAR:
    I. Kuyucu Murat Paşa :

    Kuyucu Murat Paşa I. Ahmet devrinde sadrazam oldu. Celâli isyanları¬nın çoğalması üzerine Avusturya ile anlaşma yap¬tıktan sonra (1606) Anadolu'ya geçerek askeri ted¬birleri almış ve altmış bin kadar kişiyi cezalandıra¬rak isyanları bastırmıştır. Ancak Kuyucu Murat Paşa'nın yaptığı ıslahat isyanları temelden çözmeyi amaçlamadığı için, isyanlar yeniden çıkmıştır.
    II. Tarhuncu Ahmet Paşa'nın Islahatı :
    Tarhuncu Ahmet Paşa IV. Mehmet devrinde sadrazam oldu. 1652 yılında sadrazamlık görevine geldiğinde önce maliyeyi ele aldı. Bütçe hazırlayarak devletin gelirlerinin 24 milyon, giderlerinin 25,5 milyon altın olduğunu gördü. Mali defterlerin on yıllık incelenmesi sonunda bütçe açığının saray masraflarının çokluğundan ve gereksiz olarak verilen hediye ve bahşişlerden geldiğini anladı. Tarhuncu bütçeyi denkleştirme için saray harcamalarını azaltmaya çalıştı. Fakat çıkarları elden giden çevrelerin faaliyetleri sonucunda idam edildi.
    III. Köprülüler Devrinde Islahatlar:
    Tarhuncu'dan sonra işbaşına gelenlerin başarısızlığı üzerine Valide Turhan Sultan'a Vezir Köprülü Mehmet Paşa tavsiye edildi. Köprülü, devleti bu durumdan kurtaracağını, ancak bazı şartları olduğunu söyledi. Saraydan istediği şartlar şunlardı.
    1. Saray, devlet işlerine karışmayacaktı.
    2. Devlet işleriyle ilgili olarak saraya sunacağı her teklif kabul edilecekti.
    3. Devlet memurlarına istediği kimseleri atayacaktı.
    4. Hakkında bir şikâyet olursa önce kendisine sorulacak, savunması alındıktan sonra bir karar verilecekti.
     Köprülü Mehmet Paşa, ileri sürdüğü bu şartlarla tam bağımsız bir sadrazam olarak istediklerini yapabileceği bir ortam hazırlamayı amaçlamıştır.
    Köprülü Mehmet Paşa'nın sadrazamlığı döne¬minde (1656-1661):
     İstanbul'da ulema arasındaki dini tartış¬mayı sona erdirerek ortalığı yatıştırdı.
     Girit kuşatması nedeniyle Venedikliler Ça¬nakkale Boğazı'nın abluka altına almışlar¬dı. Yapılan mücadelelerde bu abluka kal¬dırıldı. Venedikliler tarafından işgal edil¬miş Limni, Bozcaada ve İmroz'u geri aldı. Girit'e asker ve cephane gönderdi.
     Erdel Beyi Rakoçi'nin isyanı bastırıldı.
     Köprülü'nün başarıları üzerinde Anado¬lu'da bağımsız yaşamaya başlamış bey¬lerbeyi ve sancak beyleri onun Erdel'de bulunduğu sırada Abaza Hasan Paşa'nın etrafında toplanarak Padişaha şikâyette bulundular. Kanlı savaşlardan sonra asi¬ler itaat altına alındı.
     Köprülü Mehmet Paşa'nın politikası da Kuyucu Murat Paşa ve IV. Murat gibi kuv¬vet ve şiddet yoluyla ülkede asayişi sağla¬maktı.
    Köprülü Mehmet Paşa'dan sonra oğlu Fazıl Ahmet Paşa sadrazam oldu (1661-1676). Bu devirde de;
     Erdel yüzünden Avusturya ile savaşlar ya¬pılarak Vasvar Antlaşması imzalandı (1664).'
     Girit'in fethi gerçekleşti (1669).
     Podolya'yı Osmanlı topraklarına katan Bucaş Antlaşması yapıldı.
    Fazıl Ahmet Paşa’dan sonra Köprülü ailesinden;
     Merzifonlu Kara Mustafa paşa (1676-1683)
     Fazıl Mustafa Paşa (1683-1691)
     Amcazade Hüseyin Paşa (1691-1699)
     Sadrazamlık makamına getirilmiştir

    Islahatların Genel Özellikleri:

    1) XVII. yüzyıl ıslahatları fazla gelişme imkânı bulamamıştır.
    2) Osmanlı Devleti'nin duraklamasına çö¬züm getirilememiştir.
    3) Kuvvet ve şiddet yoluyla ülkede asayişin sağlanması amaçlanmıştır.
    4) Islahatlarda Avrupa etkisi olmamıştır.
    5) Islahatlar şahıslara bağlı kalmış, devlet adamları görevden ayrıldığında her şey yeniden bozulmuştur.
    6) Islahatlar halka mal edilememiştir.
    7) Islahatlar padişahların yetersizliği, yenilik karşıtı olan Yeniçeri ocağı, ulema ve saray kadınlarının tepkisinden dolayı başarıya ulaşamamıştır
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş