www.devo.com.tr adresinde öğretmenler gününe özel eğitim materyallerinde çeşitli indirimler vardır.

Merhaba Ziyaretçi

testkutusu

Cumhuriyet

'8. Sınıf Ders Notları' forumunda erkanisanmaz tarafından 14 Mart 2007 tarihinde açılan konu

  1. erkanisanmaz

    erkanisanmaz Site Yöneticisi Site Yetkilisi Admin

    Katılım:
    20 Ocak 2007
    Mesaj:
    5,362
    Alınan Beğeniler:
    971
    Ödül Puanları:
    113
    CUMHURİYETİMİZ VE ATATÜRK’ÜN CUMHURİYETÇİLİK İLKESİ
    Konuya bir soru sorarak başlamak her zaman en kolay ve anlaşılır yoldur: Devlet dediğimiz kurum niçin vardır, başka bir deyişle neden ihtiyaç duyulmuştur, gücünün ve iktidarının kaynağını nereden alır? Bu sorunun yanıtını vermek için insanlık tarihine; belki de tarih öncesi dönemlere, yani insanların bir arada topluluklar halinde yaşamaya başladıkları dönemlere kadar inmek gerekir. Bu yolculuk bizi doğal tehlikeler ve savaşlarda birbirlerini kollamak ve gözetmek amacıyla birbirlerine yakın bir konumda yaşamaya başlayan ilk insanların mekanına kadar ulaştırır. Her türlü tehdit ve tehlike karşısında bir arada bulunma zorunluluğu duyan bu insanlar kendilerini yönetmek amacıyla ya da iş bölümünü sağlamak kastıyla bir yönetici belirlemek durumunda kalmışlardır.
    En basit anlatımla egemenlik kavramının ortaya çıkış şekli olarak ifade edebileceğimiz bu tarihsel süreç içinde yönetme erkini eline alan kişinin bu yetkiyi elinde tutabilmek için dayandığı meşru temeller de buna paralel ortaya çıktı. Bir kısmı kaba kuvvetle, bir kısmı kutsal ya da tanrısal güçlerle bu yetkiyi meşrulaştırırken bir kısmı da yönetilen toplumun gönüllü desteği ve katılımıyla egemenlik yetkisine sahip oldu.
    Egemenlik kavramının ortaya çıkışı olarak ifade ettiğimiz bu gelişme ilk çağlarda Antik dünyada uygulanmış ancak ortaçağların dünyasında feodal egemenliklerle yok edilmişti. Avrupa’dan başlayıp tüm eski dünyayı etkisi altına alan reform. rönesans ve aydınlanmanın ardından Fransız devrimi Cumhuriyeti yeniden Avrupa’ya taşıdı.
    Günümüzde egemenlik erkinin kullanım şekline göre devletlerin yönetim sistemleri iki farklı kategoride yer almaktadırlar. A-Seçimli B- Seçimsiz.
    Seçimsiz sistemler Monarşik, Totaliter, Teokratik, Despotik gibi adlarla ifade edilen tek kişinin egemenliğine dayalı sistemlerdir. Bunlarda egemenliği elinde tutan kişi ya geleneksel olarak hanedan ailesine mensup olarak bu hakka sahip çıkmakta ya da Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi ailesel bu mirası Tanrısal yetkiyle birleştirmektedir.
    Seçimli sistemleri ise tümüyle Cumhuriyet olarak tanımlıyoruz. Her ne şekilde olursa olsun işin içinde seçim varsa ve katılım keyfiyeti söz konusu ise bu Cumhuriyettir. Burada ideal demokrasinin Cumhuriyet ile olabileceğini belirtmemiz gerekiyor. Ama hemen belirtmek gerekir ki Cumhuriyet adıyla belirtilen sistemler demokratik olup olmadığıyla, yani dayandığı meşru temellerin genişliğiyle birbirinden farklılaşır. Örneğin herhangi bir ülkede seçim söz konusuysa, ancak bu seçimlerde diyelim kadınlar veya diyelim siyahlar oy kullanamıyorsa bu toplumun genelini temsil etmeyen bir katılım keyfiyetidir ve bu noktada demokratik cumhuriyet söz konusu değildir. Bir başka örnekte ise halkın tümü seçimlere katıldığı halde aday sayısı tek ise ve başka kişilere aday olma hakkı zor kullanarak tanınmıyorsa bu cumhuriyetin de demokratik olduğunu söylemek olası değildir. Bildiğimiz gibi dünyada adının arkasında Cumhuriyet tanımını taşıyan bir çok ülke vardır. Ancak bunların hepsinin demokratik olduğunu söylemek olası değildir.
    Bu halde ortaya çıkan durumda cumhuriyet ancak demokrasi ile birlikte toplumların özlem duyduğu bir yönetim biçimine ve sisteme dönüşebilir. Halka dayalı demokratik cumhuriyette yasama, yürütme ve yargı halk adına seçilmiş kişilerden oluşan kurumlarca ve halk adına belirli bir süre için yürütülür. İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliği de halka dayalı demokratik cumhuriyet olmasıdır. Atatürk’ün cumhuriyetçilik ilkesinin özünde de halka dayalı demokratik bir sistem yer almaktadır. Atatürk bir konuşmasında “...Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıki uygulanmasını sağlayan hükümet şekli Cumhuriyettir” der.
    Yüzyıllarca süren saltanat egemenliğinin ortadan kaldırılmasından sonra kurulan yeni Türk devleti ulus egemenliğine dayanan kayıtsız şartsız bağımsız bir devletti. Halk egemenliği anlamında kullanılan ulus egemenliği Cumhuriyet’e geçişte en önemli aşama olarak algılanmaktadır. Egemenliği yüzyıllarca gasp etmiş olan Osmanlı padişahlarının bu yetkiyi kullanma hakları asla sorgulanmamıştı. Padişahlık kurumu her halde ve durumda meşruluğunu müdafaa ediyordu. O makama deliler oturdu, cahiller hatta çocuk denecek yaşta sultanlar gördü; hatta bazen bu sultanlar öldürüldü. Ancak padişahlık kurumunun tartışılması ya da sorgulanması asla kimsenin aklına gelmiyordu.
    Başta Kemal Atatürk olmak üzere Türk Devrimi’nin önder kadrosu ancak bunu başardı. Sadece bu siyasi devrim bile tek başına başlı başına bir kırılma noktasıdır; bir kopuştur. Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanı Mustafa Kemal’in Nutuk’ta anlattığı gibi bir oldu-bitti ile gerçekleştirilmiştir. Ancak Türk Devrimi’nin cumhuriyeti rejim olarak benimsediğine ilişkin elimizdeki tarihsel veriler bunun planlı ve gerçekçi bir aşama olduğunu kanıtlar. Çünkü daha Kurtuluş Savaşı yıllarında, top yekün mücadele hazırlıkları sürerken bir yandan da kongreler toplanmış, ülkenin her yerinden temsilciler seçilmiş ve Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Meclis yasama yürütme ve yargı güçlerini eline almış ve anayasa hazırlamıştır. Tüm bu hazırlıklar yeni oluşturulan sistemin hukuka dayalı ve meşru temeller üzerine oturtulması çalışmalarıdır. Bu besbelli Cumhuriyet’in ön hazırlıklarıdır. Dünyada hiçbir devrim sürecinde eşine rastlanmayan bir gelişmedir. Devrimler olağanüstü koşullarda yaşanan olağanüstü dönemlerdir. Ancak Atatürk bu olağanüstü şartlar içinde bile Cumhuriyetin temellerin atmış, halk egemenliğinin gereklerini yerine getirmiştir. Mustafa Kemal’in kendi ifadesi ile 23 Nisan 1920 de Büyük Millet Meclisi’nin açılması ile fiili olarak Cumhuriyet kurulmuş oluyordu. Dolayısıyla 29 Ekim 1923 de yapılan bu rejimin adını koymaktan ibarettir.
    Mustafa Kemal bu düşüncenin uzun bir programın ve birikimin ürünü olduğunu sonradan yine kendi sözleriyle şöyle ifade ediyor. “... Türk Devrimi meşrutiyeti bile kafi görmez. Onunla yetinmez. Milletin yüzde yüz bağımsızlığını ister. Kayıtsız şartsız bağımsızlığını isteyen bir temele dayanır. Sonra Türkiye Devleti doğrudan doğruya bir meclis tarafından idare olunur. Ve hep böyle olacaktır.”

    29 Ekim 1923 de, Cumhuriyet kurulduktan sonra onun tamamlayıcısı olarak bir süre sonra halifelik kaldırıldı, şeriat mahkemeleri kapatılıp, laik ve demokratik yeni hukuk düzeni kuruldu. Osmanlı döneminden kalan yeni cumhuriyete uymayan bütün kurum ve kuruluşlar yıkılarak, onların yerine cumhuriyet esaslarına uygun kurumlar kuruldu.
    Sonuç olarak Atatürk’ün Cumhuriyetçilik ilkesini tamamen yukarıda sıralanan tarihsel örgü içinde ortaya çıkan siyasal rejimle özdeşleştirebiliriz. Ama bu tanımı yine kendi sözleriyle en somut şekilde ortaya koymuştur:
    “Cumhuriyet nedir ve sultanlıktan farkı nedir?
    Cumhuriyet ahlak ve fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuskar insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide dayandığı için korkak, zelil, sefil ve rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bundan ibarettir.
    Malesef son zamanlarda içi boşaltılan kavramlardan biride cumhuriyet.Hepimiz biliyoruzki anayasa md 1e göre Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.Ama üzülerek görüyorumki Türkiyedeki bir çok insan cumhuriyet nedir dendiğinde "halkın kendi kendisini yönetmesidir"cevabından başka bir cevap veremiyecek durumda.
    Halkın kendi kendisini yönetmesi nedir sorusuyla karşılaştıklarını dahi sanmıyorum.bende bu eksikliği gördüğüm için elimdeki anayasa kitaplarından cumhuriyetle ilgili kısa bir derleme yaptım...
    1)DAR ANLAMDA CUMHURİYET:Hükümet biçmini ifade eder.En yalın biçimde monarşinin karşıtı olarak tanımlanır.En çok
    kabul gören tanımı :devlet başkanı ve devletin diğer organlarının seçimle ve belli süreler için göreve geldiği HÜKÜMET BİÇMİdir.Ancak bazı yazarlar dar anlamda cumhuriyerin tanımını iyice daraltmakta ve veraset dışı yollarla(seçim,darbe,devrim) iş başına gelmeyi yeterli saymaktadırlar.
    2)GENİŞ ANLAMDA CUMHURİYETFPRIVATE "TYPE=PICT;ALT=" evlet şeklini ifade eder.Devlet şekillerinin sınıflanmasında önemli bir kriterde egemenliğin kime ait olduğudur.Bu açıdan baktığımızda geniş anlamda cumhuriyet egemenliğin bir kişi(monark) yada zümreye(aristokrasi) değil toplumun tümüne ait olduğu modeli ifade eder.Geniş anlamda cumhuriyet tanımı cumhuriyet ve demokrasiyi özdeşleştirmektedir. Oysa demokrasiz cumhuriyetrler olduğu gibi (sosyalist rejimler örnek olarak verilebilir) sınırlı monarşi(ör:İngiltere , Japonya) şeklinde demokrasilerde vardır.
    3)TÜRK HUKUKUNDA DURUM
    A-1923 TARİHLİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ:Türkiye devletinin şekli hükümeti cumhuriyettir maddesiyle ile cumhuriyet türk anayasa hukukuna girmiştir.Burda cumhuriyet bir hükümet şekli olarak tanımlanmış yani dar anlamda cumhuriyet kabul edilmiştir.Böylece hükümet şeklinin ırsıyet yerine seçimi kurallaştırdığı ifade edilmiştir.bir ansiklopedide cumhuriyet tanımı şöyledir :"Halkın hakimiyeti doğrudan yada seçtiği temsilciler aracılığıyla kullandığı DEVLET ŞEKLİ : yemek esnasında , yarın cumhuriyeti ilan edicez dedim (Atatürk)" Oysa , 1921 teşkilatı esasiye kanunu zaten
    hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan ettikten sonra , bunun kullanımıyla ilgili olarakta halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayandığını bildirmiş TBMM yide milletin yegane ve hakiki mümessili kabul etmişti.Durum buyken Atatürk yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz derken (28 ekim 1923) halkın egemenliği doğrudan doğruya veya temsilcileri aracılığıyla kullandığı bir devletşeklini kastetmiş deildir çünkü bu durum en azından 1921 Teşkilatı esasiyeden beri vardı.Burda kastedilen dar anlamda cumhuriyet ve onun özelliği olarakta devlet başkanının cumhurbaşkanı diye nitelendirilip , belli bir süre için ve seçimle belirlenmesi usulüydü .
    B-1961 ANAYASASINDAKİ DURUM : md 1 Türkiye devleti bir cumhuriyettir. Madde gerekçesinde şöyle denmişti : bu madde Türkiye Cumhuriyeti adında bir devletin kuruluşunu , bu devletin HÜKÜMETİNİN hertürlü saltanat , şahıs ve zümre hakimiyeti şekillerini reddeden , DEMOKRATİK bir devlet olduğunu açıklamaktadır.Görüldüğü üzere 61 Anayasası hükümet şeklini ve niteliğini dar anlamda cumhuriyet devletin şeklini ise geniş anlamda cumhuriyet olarak ilan etmiştir. Anayasa mahkemesinin bu konudaki tutumu : Anayasa mahkemesine göre 61 anayasası md 1 DEVLET şeklinin cumhuriyet olduğunu md 9 ise bu hükmün deiştirilemez olduğunu bildiriyordu.Anayasa mahkemesi anayasada deişiklik yapan birçok yasayı denetlerken şu mantığa dayandı.Anayasayla korunan sadece cumhuriyet sözcüğü yada devlet başkanının seçimle belirlenmesi usulü deil belli nitelikleri olan bir devlet sistemidir. Bu nitelikler anayasanın başlangıç bölümüyle md 1-2 de gösterilmiştir.Bunlara ters düşen Anayasa deişiklikleri cumhuriyet ilkesine aykırı olup iptalleri gerekir.
    (I. Devletin Şekli
    Madde 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
    II. Cumhuriyetin Nitelikleri
    Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî,
    demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
    Başlangıç bakımındansa Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan;
    Anayasa ve Hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak
    27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;
    Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplıyan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;
    "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesinin, Milli Mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahibolarak;
    İnsan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adâleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak için;
    Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabûl ve ilân ve Onu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adâlete ve fâzilete aşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.
    Cümleleri kastedilmektedir) şimdi sadece cumhuriyet kelimesi bile bukadar çok şey ifade ederken bu kelimenin anlamını bukadar geniş yorumlamanın nekadar önemli olduğu açıkça ortaya çıkıyor.Bu geniş yorum sonucu verilen birkaç anayasa deişikliği iptali kararını ve somut hayata etkisinin örneğini vericem .şuanki anayasamızda var olan ancak 61 anayasasında cumhuriyetin deişmezliğine aykırı bulunup iptal edilen birkaç hüküm (yüksek hakimler kararına karşı yargı yolunun kapanması kanununun iptali veya toplantı ve gösterileri 10 gün erteleyebilme yetkisini mülki amirlere tanıyan yasanın keyfiliğe açık bulunarak iptali.şuanki kanunlara göreyse toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasaklanabiliyor bile! Yada bunun gibi zorunlu din dersleri , nüfus cüzdenındaki dini ibaresi ve daha bugün mevcut birçok hükmün anayasaya girmesine bu yorum tarzı engel olmuştur.)
    C-1982 ANAYASASINDA DURUM : 82 Anayasataslağını hazırlayan danışma meclisi anayasa komisyonu gerekçesinde cumhuriyeti dar anlamda tanımlamıştır : Devlet başkanının veraset yoluyla değil milletçe veya milletin temsilcisi TBMMce seçilerek makamına geleceği... 1960 ve 1980 müdahalelerinden sonra kurulan askeri rejimler döneminde askeri liderler kendilerini cumhurbaşkanı olarak deil devlet başkanı olarak isimlendirdiler.çünkü cumhurbaşkanlığı statüsünün seçimle kazanılacağına yönelik inanç kesindi.82 anayasasının kabulü için yapılan halk oylaması sonucunun ; anayasanın kabulü halinde milli güvenlik konseyi ve devlet başkanı olan kişinin (Kenan Evren) cumhurbaşkanlığı sıfatını kazanarak cumhurbaşkanına tanınan görevleri yerine getireceği ve yetkileri kullanacağışeklindeki geçici 1.md formülüde (devlet başkanının cumhurbaşkanı seçilerek deilde cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak cumhurbaşkanına tanınan görevleri yapıp yetkileri kullanacağı) cumhurbaşkanlığı statüsüne ve bu statünün seçimle kazanılmasına duyulan saygıyı gösterir. 82 anayasası döneminde anayasa mahkemesi 1989 da vermiş olduğu türban kararında cumhuriyetin türk devriminin hukuki ifadesi olduğunu vurgulamış ve cumhuriyeti türk devrimiyle eşitleyen geniş anlamda cumhuriyeti kabul eden bir tavır alarak kanunu (anayasa deişikliği deil not : anayasa deişikliklerinin deiştirilmesi teklif dahi edilemeyen ilk 3 md açısından dahi kontrolü 82 anayasasına göre maalesef mümkün deildir ) iptal etmiştir.
    4)TÜM BUNLAR IŞIĞINDA TÜRKİYEYE ÖZGÜ ANLAMIYLA CUMHURİYET: Mustafa Kemal Atatürk benim en büyük eserim Türkiye Cumhuriyeti dir derken ne bir hükümet şeklini nede bir devlet şeklini kastetmişti kastettiği Türk Devrimiydi.Nitekim
    Anayasa Mahkemesi hem 61 anayasası döneminde hemde 82 anayasası döneminde (ör:yukardaki karar) cumhuriyeti geniş
    yorumlarken Türk devrimini baz almıştır.Ayrıca son olarak 61 anayasasının gerekçesinde
    CUMHURİYETİN TÜRK DEVRİMİNİN HUKUKİ GEREKÇESİ OLDUĞU VURGULANMIŞTIR
     
  2. beautiful kubra

    beautiful kubra Yeni Üye Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2009
    Mesaj:
    1
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    1
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş