www.devo.com.tr adresinde öğretmenler gününe özel eğitim materyallerinde çeşitli indirimler vardır.

Merhaba Ziyaretçi

testkutusu

24 Kasım Öğretmenler Günü

'24 Kasım Öğretmenler Günü' forumunda erkanisanmaz tarafından 24 Ocak 2007 tarihinde açılan konu

  1. erkanisanmaz

    erkanisanmaz Site Yöneticisi Site Yetkilisi Admin

    Katılım:
    20 Ocak 2007
    Mesaj:
    5,360
    Alınan Beğeniler:
    937
    Ödül Puanları:
    113
    Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
    ATATÜRK

    “Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller ister.”
    ATATÜRK

    Eğitimdir ki bir ulusu ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum olarak yaşatır ya da tutsaklığa ve düşkünlüğe sürükler. Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
    M. Kemal ATATÜRK

    “İyi bir öğretmen kendini yavaş yavaş gereksiz kılabilen insandır.”
    Thomas CARRUTHERS

    “Öğretim sanatı, genç dimağların, sonradan kendilerini tatmin edecek olan doğal meraklarını uyandırma sanatıdır.”
    A. FRANCE

    İnsanlığın kaderi öğretimin ve öğretmenin elindedir.
    William SATEKL

    “Eğitim görmemiş insan ruhu, işlenmemiz demire benzer, bir ustanın eli, değmedikçe, kendine saklı olan renk ve güzellikler ortaya çıkmaz.”
    ADDİSON

    Öğrencilerine okuma isteği aşılamayan bir öğretmen havada soğuk demir dövüyor demektir.
    Horace Mann




    Öğrencilerin bilmeleri gerektiğinden daha çok şey bilmeyen bir öğretmenden daha korkunç hiçbir şey olamaz.
    Johann Wolfgang von Goethe




    Heykeltıraş mermere ne ise; öğretmen de çocuğa odur.
    Addison




    Dünyada her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez. Çünkü, onun eseri her şeydir ve hem de hiçbir şeydir.
    Socrates




    Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır.
    Mustafa Kemal Atatürk




    Bir topluluk ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki, toplumun gerçek bir ulus haline getirirler.
    Mustafa Kemal Atatürk




    Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.
    Hz. Ali
     
  2. erkanisanmaz

    erkanisanmaz Site Yöneticisi Site Yetkilisi Admin

    Katılım:
    20 Ocak 2007
    Mesaj:
    5,360
    Alınan Beğeniler:
    937
    Ödül Puanları:
    113
    Öğretmen Oratoryosu ve Öğretmen Marşı

    oratoryo

    http://www.gizliarsiv.com/v/3050116/_retmen_oratoryosu.doc.html

    marş

    http://www.gizliarsiv.com/v/9725696/ogretmen_marsi.rar.html
     
  3. erkanisanmaz

    erkanisanmaz Site Yöneticisi Site Yetkilisi Admin

    Katılım:
    20 Ocak 2007
    Mesaj:
    5,360
    Alınan Beğeniler:
    937
    Ödül Puanları:
    113
    Ynt: 24 Kasım Öğretmenler Günü

    24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ

    İnsan, dünyaya geldiğinde, daha bebek iken gözlerini açar açmaz çevresindekilerini hissetmeye çalışır. Yemeği, içmeyi, emeklemeyi, yürümeyi, koşmayı ve konuşmayı öğrenir. Kendisini ve çevreyi algılamaya çalışır. Tüm bunlara karşın yine de yardıma muhtaçtır.

    İnsanın yaşamdaki ilk yardımcıları anne, baba, abla, ağabey, nine ve dedesidir. Büyüyüp gelişen çocuk bilgilenme sürecine girer. Bu nedenle aile içi eğitim ve öğretim yetersiz kalır. Çocuğun bu döneminde ihtiyaç duyduğu bilgileri, ancak okulda öğretmen klavuzluğuda sistemli bir eğitimle olacağı ve yönlendirileceği somut olarak ortaya çıkmıştır.Okulun ve öğretmenin devreye girmesiyle ailenin de bu konuda sorunu çözülür.

    Bir ulusun çağdaş ülkeler düzeyine erişebilmesi; eğitim ve öğretimin kaliteli ve bilimsel yöntemlerle yürütülmesi ile ancak mümkün olabilir.
    Eğitim sorunlarını çözen uluslar; kültür, sanat, bilim, teknoloji, sosyo-ekonomik alanında da kalkınmış ve ilerlemiştir. Eğitime gereken önem ve ilgiyi göstermeyen uluslar, başka ulusların kölesi olmaya mahkumdurlar. Kalkınmanın temel şartı eğitim ve öğretimdir.

    Öğretmen; insanları eğitmeyi ve öğretmeyi meslek edinen, eğitim kurumlarında çocuk ve gençlerin eğitim öğretimlerine rehberlik eden, yön veren ve yaşam hazırlayan kimsedir. Öğretmenler gününün amacı öğretmenin toplumdaki yeri ve rolü önemi ve değeri nedir, sorunlarını belirlemek ve öğretmeni olması gerekli yüce oruna oturtmaktır. Öğretmenlerin kendi aralarında bağı kuvvetlendirmek, öğrencileri ile aralarındaki sevgi, saygı ve dayanışmayı güçlendirmektir. Emekli olan öğretmenleri saygıyla anmak ve yeni atanmış öğretmenlere mesleklerinin kutsal bilincine varmalarını sağlamaktır. İşte, Öğretmenler Günü, bu fedakar öğretmenlerimizin kıymetini bir kez daha düşünüp anlamamızı sağlayan önemli bir gündür.

    Öğretmenlerimize duyduğumuz saygı, sevgi ve şükranlarımızı dile getirmek için bu günü fırsat bilmeli ve bu duygularla, onların ellerini öpmeliyiz. Okulu bitirip hayata atıldığımız zaman, bizi bu günlere hazırlayan öğretmenlerimizi hatırlamak, ziyaret etmek ya da bir telefon, kart veya mektupla hatırlarını sormak onlar için en büyük ve en değerli armağan olacaktır.

    Öğretmenler Gününün Kısa Tarihçesi
    Türkler, ilk önceleri Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır.
    8. Yüzyıldan itibaren, İslamiyetin kabul edilmesiyle birlikte Uygur alfabesi bırakılarak Arap alfabesine geçilmiştir.

    Kurtuluş Savaşı'nı kazandıktan sonra, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'i kuran ulu önder Atatürk, askeri ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda birçok yeniliği başlatmıştır. Bu yeniliklerden biri de, 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı kanunla, Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kabulü olmuştur.
    Bu tarihten itibaren yeni harflerin öğrenilmesi ve okur yazar sayısının artırılması konusunda büyük bir seferberlik başlatılmıştır.

    24 Kasım 1928 tarihinde açılan, Millet Mektepleri'nde, yaşlı, genç, çocuk, kadın... herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir.

    Millet Mektepleri'nin açılışı ve Atatürk'ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.



    Öğretmenler Gününün Kısa Tarihçesi


    Türkler, ilk önceleri Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır.
    8. Yüzyıldan itibaren, İslamiyet'in kabul edilmesiyle birlikte Uygur alfabesi bırakılarak Arap alfabesine geçilmiştir.

    Kurtuluş Savaşı'nı kazandıktan sonra, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyeti kuran ulu önder Atatürk, askeri ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda birçok yeniliği başlatmıştır. Bu yeniliklerden biri de, 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı kanunla, Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kabulü olmuştur.
    Bu tarihten itibaren yeni harflerin öğrenilmesi ve okur yazar sayısının artırılması konusunda büyük bir seferberlik başlatılmıştır.

    24 Kasım 1928 tarihinde açılan, Millet Mektepleri'nde, yaşlı, genç, çocuk, kadın... herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir.

    Millet Mektepleri'nin açılışı ve Atatürk'ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

    ÖĞRETMEN

    Dosttur o çalışanla, dosttur o yarışanla
    Yarınlara el ele beraber koşanlarla,
    Mutludur o, simsiyah saçları olmuşsa ak,
    Dünden daha güçlüdür uyanırken her sabah.

    Doğruya, güzelliğe, odur yolu gösteren
    Odur hep geleceğe güvenle gülümseyen.
    Bir ana, bir babadır çocuklara sunulan.
    Odur eli öpülen, odur fedakâr insan.

    Sarsılmaz bir inançla görevini sevmekte,
    Ömrünü adamıştır milletine hizmette.
    Ruhlara şekil veren, kafaları besleyen
    Uygarlığa yürürken en öndedir öğretmen.

    Nevin EMGEN



    BAŞÖĞRETMEN

    Atatürk benim,
    Başöğretmenim,
    Ne öğrendimse,
    Ondan öğrendim.

    Yenilikleri,
    Hep o düşünmüş,
    Milleti için,
    Ağlamış, gülmüş.

    Çocuk kalbimle,
    İlk onu sevdim,
    Atatürk benim,
    Başöğretmenimdir.

    Tarık ORHAN



    DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

    Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
    Bütün çiçekleri getirin buraya,
    Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
    Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
    Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
    Son bir ders vereceğim onlara,
    Son şarkımı söyleyeceğim,
    Getirin, getirin. ve sonra öleceğim.

    Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
    Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum.
    Kaderleri bana benzeyen,
    Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
    Geniş ovalarda kaybolur kokuları.
    Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
    Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
    Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

    Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
    Ben bir köy öğretmeniyim, bahçıvanım,
    Ben bir bahçe suluyorum gönlümde,
    Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden
    Ne güller fışkırır çilelerinde,
    Kandır, hayattır, emektir benim güllerim
    Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
    Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

    Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
    En güzellerini saymadım çiçeklerin,
    Çocukları, öğrencilerimi istiyorum
    Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
    Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
    O bakımsız ama kokusu eşsiz çiçek.
    Kimse bilmeyecek seni, beni kimse bilmeyecek
    Seni, beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

    Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
    Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
    Ama ben dünya üstündeyim, toprakta.

    Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
    Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım.
    Yurdumun çiçeklenmesi için, daima yaşadım,
    Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
    Şimdi ustum, örtün beni, yatırın buraya,

    Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
    Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
    Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini,
    Bacımın suladığı fesleğenleri,
    Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,


    Avluların pembe entarili hatmisini,
    Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
    Aman Isparta güllerini de unutmayın,
    Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum
    Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

    Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
    Baharda Polatlı kırlarında açan,
    Güz geldi mi Kop dağına göçen,
    Yürükler yaylasında, Toroslarda eğleşen,
    Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
    Gücenmesin, bütün yurt bahçelerinden
    Çiçek getirin, örtün beni,
    Eğin türkülerinin içine gömün beni.

    Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
    Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
    Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum,
    Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
    Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
    Beni bilse bilse çiçekler bilir dostlarım,
    Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
    Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

    Ceyhun Atuf KANSU


    ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ NEDİR ?


    Genel anlamda öğretmenlik öğretmenin görevi, meslek ise bir kimsenin geçimini sağlamak için yaptığı sürekli iş, sürekli uğraş demektir. Buna göre öğretmenlik mesleği denilince öğretmenin geçimini sağlamak için yaptığı sürekli öğretme işi veya sürekli öğretme görevi anlaşılır.

    Bir yaşamsal etkinlik olgusu olan meslek, toplumsal, kültürel ve ekonomik yapının ve teknolojinin gerektirdiği bir iş bölümü sonucu ortaya çıkar. Meslekler, genellikle gelişmemiş toplumlarda görenekle babadan ağula veya anadan kıza geçer, az gelişkin toplumlarda usta çırak ilişkisiyle öğrenilir, gelişkin toplumlarda örgün eğitimle edinilir. Çağdaş toplumlarda ise belirli diploma gerektiren profesyonel bir uğraş niteliği kazanır. Bu olgu diğer çoğu meslekler gibi öğretmenlik mesleği için de geçerlidir.

    Günümüzde öğretmenlik mesleği öğretmen olan kimseler tarafından yürütülür. Öğretmen, mesleği öğretmek olan kimsedir. Günümüzde öğretmen, öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği yeterlikleri kazandıran yüksek öğrenimi bitirerek aldığı diplomayla öğretmenlik yapma yetkisini elde etmiş olan kimsedir.

    Dar anlamıyla öğretmenlik öncelikle öğretimcilik demektir. Ancak öğretmenlikte "öğretme' "göreviyle sınırlı kalınmaz, yetinilmez. Çünkü "öğretme" "eğitme" ile iç içe işler gerçekleşir. Böylece öğretmenlik daha geniş bir anlam kazanır. Bu anlamda öğretmenlik eğitmenliği de kapsar, içerir. Öyleyse, geniş anlamıyla öğretmenlik öğretme odaklı eğitimciliktir. Buna göre öğretmenlik mesleği öğretme odaklı bir eğitimcilik mesleğidir.

    İnsanlık tarihinde olduğu gibi Türk tarihinde de öğretmenlik çok eski bir uğraşı alanıdır. Bir uğraşı alanı olarak öğretmenliğin başlangıcı çok eskidir, öğretme çabalarının ilk başlangıcına dayanır. Öğretme çabalarının kökleri tarihin derinliklerine uzanır. Bu çabaların bir uğraşı alanı niteliği kazanması, bu uğraşı alanının öğretmenliğe dönüşmesi ve öğretmenliğin meslekleşmesi ise epey yenidir. Öğretmenliğin tamamen kendine özgü bir uzmanlık mesleği olması ise çok daha yenidir.

    Günümüzde öğretmenlik kendine özgü bir profesyonel uğraş alanıdır. Genel anlamda profesyonel, bir işi kazanç sağlamak amacıyla ve ustalıkla yapan kimse demektir. Böyle bir kimse işin tüm gerekleriyle tüm inceliklerini öğrenmiş olmak durumundadır. Günümüzde öğretmenlik mesleği profesyonel bir meslek olarak kabul edilir. Öğretmenlik artık (özel) alanda uzmanlık, akademik çalışma, mesleksel formasyon ve üniversite diploması gerektiren kendine özgü bir profesyonel meslek statüsü kazanmış bulunmaktadır.

    TÜRKİYE'DE ÖĞRETMENLİĞİN MESLEKLEŞME KOŞULLARI VE ÖLÇÜTLERİ

    Öğretmenliğin meslekleşmesi bu doğrultuda belirli koşulların sağlanması belirli ölçütlerin oluşması ve koşulların ölçütlere uygun hale gelmesiyle mümkün olmuştur. Tüm dünyada meslek olarak kabul edilen işlerin meslekleşmesinin bir takım ölçütleri ortaya konulmuştur. (Erden 1998).Türkiye de Öğretmenliğin meslekleşmesini sağlayan başlıca koşullar ölçütler şunlardır:

    1. Tanımlanmış bir hizmet alanı olma ve o alanda hizmet verme.
    2. Verdiği hizmetten ötürü yetiştirdiği kişiye-ailesine-topluma-devlete karşı sorumlu olmak.
    3. Yeterince geniş ve yaygın bir hizmet alanına sahip olma.
    4. Belirli bir uzmanlık bilgi ve becerisini gerektirme.
    5. Örgün mesleksel eğitimden geçme.
    6. Mesleksel kültüre sahip olma.
    7. Mesleğe girişte belirli bir seçim ve denetimden geçme.
    8. Toplumca ve devletçe meslek olarak tanınma ve kabul görme.
    9. Mesleksel ahlak kurallarına sahip olma
    10. Meslek kuruluşları biciminde örğütlenme
    11. Mesleksel amaçlı süreli yayın organına sahip olma
    12. Yasal, tüzüksel, yönetmeliksel, statü ve güvenceye kavuşma.
    13. Sadece öğretmenlik mesleğinin öğrenimini görmüş veya yererliklerini kazanmış olanların öğretmenlik yapmaya hak ve yetkileri olduğu kesin hükme bağlanmış olma.

    Türkiye'de Öğretmenlik mesleği bu koşullar sağlandıkça,ölçütler oluştukça ve koşulları ölçütlere uygun hale geldikçe daha çok, daha etkin, daha yaygın ve daha saygın bir kabul görmüştür.Türkiye'de öğretmenlik mesleği profesyonellik gerektiren özelliklere sahip olma yolunda çok önemli aşamalar kaydetmiştir. Bununla birlikte, belirtilen koşul ve ölçütlerden bazılarında istenilen düzeye henüz tam olarak erişilememiştir.Örneğin 13.maddede belirtilen koşul ve ölçüt ilke olarak benimsenmiş ve uygulamaya konmuş olmakla birlikte, bazı dallarda gerçek öğretmen gereksinimin tam olarak karşılanmaması nedeniyle zaman zaman delinmekte ve bu nedenle henüz kesintisiz bir süreklilik kazanamamış bulunmaktadır.

    Öbür yandan Atatürk 1924' te Ankara'da toplanan Öğretmenler Birliğinin bütün yurtta örgütlenmesini Konya'yı olduğu gibi.Van'ı .Hakkari'yi örgütü içine almasını , her köyde üyeleri bulunmasını derin bir ilgi bekleyeceğim, dediği halde öğretmenlik mesleğinin ulusal düzeyde ve tüm öğretmenleri kapsayacak bicimde örgütlenmesi ne yazıkki hala gerçekleştirilememiştir.

    TÜRKİYE'DE ÖĞRETMENLİĞİN MESLEKLEŞMESİ

    Türkiye'de öğretmenliğin ayrı ve kendine özgü bir meslek olarak düşünülmesi ve bu meslekten olanların ayrı bir programla yetiştirilmesinin gerekli görülmesine ilişkin ilk somut gösterge 15. yüzyılın ikinci yarısında Fatih Sultan Mehmet'in kurduğu-kurdurduğu Eyüp ve Ayasofya medreselerinde o dönemin ilkokulları olan sıbyan mekteplerine öğretmen yetiştirilmek için ayrı bir program öngörülmesi ve uygulanmasıdır.Programda Adab-ı Mubahase ve Usul-i Tedris ( Tartışma kuralları ve öğretim yöntemi ) adlı bir derse yer verilmesi Türk ve Dünya eğitim tarihinde çok önemli bir buluş ve yeniliktir. Bunun yanısıra programda Matematik, Tarih-Coğrafya, Edebiyat, Mantık vb. derslerin yer alması öğretmenlik mesleğinin yeni niteliğini gösterir. İlk kez ilkokul öğretmenliğine ilişkin ayrı ve özgün bir model öngören ve öğretmenlik mesleğinin gereklerine uygun ilk programı yapan ve uygulatan kişi olarak Fatih, bu girişimiyle öğretmenliği çağdaş anlamda meslekleştirme bakımından gerçekten öncü ve seçkin bir yere sahiptir. Fatih'in bu öncü ve yenilikçi girişiminin kendisinden sonra süreklilik kazanmamış olması Türk ve Dünya eğitimi için çok önemli bir kayıp ve çok önemli bir talihsizlik olmuştur.

    Türkiye'de öğretmenliğin ayrı ve kendine özgü bir meslek olarak düşünülmesi ve bu meslekten olanların ayrı bir okulda yetiştirilmesinin gerekli görülmesine ilişkin ilk somut gösterge ise Sultan Abdülmecit döneminde 16 mart 1848'de Darülmuallimin ( Erkek Öğretmen Okulu'nun ) açılmasıdır. Bu okulun açılmasında yeni ortaöğretim kurumları olarak Rüştiye adıyla yeni tip okulların açılması ve bu okullarda yeni tip öğretmene gereksinim duyulması etkin ve belirleyici olmuştur. Programın ilk dersi Usul-i Tedris'tir. ( Öğretim Yöntemi'dir.) Yalnızca öğretmen yetiştiren bir okulun açılması ve bu okulun bir öğretmenlik meslek okulu olarak görülmesi öğretmenlik mesleğine ilişkin yeni bir anlayışın oluşmasına yol açmıştır. Bu okul açılıp ilk mezunlarını vermeye başladıktan sonra da çeşitli kaynaklardan mesleğe yapılan atamalarla öğretmenlik neredeyse okur-yazar herkese açık bir meslek olma özelliğini önemli ölçüde koruyor idiysede öğretmen atamalarında öğretmen okulunu bitirenlere öncelik hakkı doğmuştur. Bu öncelik hakkı Türkiye'de öğretmenliğin meslekleşmesinde Fatih'ten yaklaşık 320 yıl sonra çok önemli bir adım oluşturmuş ve ilk hukuksal düzenleme niteliği taşımıştır.

    Fatih'in ortaya koyduğu ilkokul öğretmenliği modeli ile ondan yaklaşık 300 yıl sonra Abdülmecit döneminin ortaya koyduğu ortaokul öğretmenliği modeli birlikte ele alınırsa günümüzdeki sekiz yıllık ilköğretim okulu için kimilerince düşünülmeye başlanan İlköğretim öğretmenliği modelinin ilk öncü çekirdeğini oluşturur.

    Türkiye'de öğretmenlik mesleğinin saygınlığı ve bu mesleği öğrenip yürütenlerin atanma görevlendirilme ve yükselme biçimleri 01 Eylül 1869'da yürürlüğe giren Maarif-i Umumiye Nizamnamesinde (Genel Eğitim Tüzüğünde) başlıca konulardan biri olarak yer almıştır. Öğretmen alımında ve atamalarında öğretmen okulu çıkışlılara "hakk-ı rüçhan" ("öncelik hakkı") tanınmıştır. Bu bakımdan Tüzük ülkemizde öğretmenlik mesleğinin evriminde yeni bir dönüm noktası oluşturur.

    Darülmuallimin-i Rüşdi'den (1848) sonra Darülmuallimin-i Sıbyan (1870) Darülmuallimin-i İdadi (1877) ve Darülmuallimin_i Ali'nin (1891) açılmasıyla Türkiye'de öğretmenlik orta öğretimin ilk basamağından sonra ilköğretim basamağı ile ortaöğretimin ikinci basamağında da çağdaş anlamda meslekleşme sürecine girmiştir. Bu süreçte genellikle
    Darülmuallimin-i Rüşdi ilkin Darülmuallimin-i Sıbyan'ın ve ardından diğerlerinin öncüsü olarak kabul edilir. Oysa tarihsel gerçek bundan biraz farklı olsa gerektir. Darülmuallimin-i Sıbyan'ın açılışından yaklaşık 320 yıl önce Fatih'in oluşturup kurduğu medresede uygulattığı "Sıbyan Okulu Öğretmenliği Programı"nı bu okulun gerçek anlamda ilk öncüsü olarak kabul etmek gerçeğe daha uygun düşer.

    1892'de ilkokullar için çıkarılan bir Talimat'ta (yönerge'de) ilkokul öğretmenliğine atanacaklarda "Darülmuallimin-i İptidai'den diploma almış olma yada bir sınav sonunda yeterliliklerini kanıtlamış olma" ve "iyi ahlaklı olma" koşulları öngörülmüştür.(Akyüz 1993,1997). Bu koşullar Türkiye'de öğretmenliğin meslekleşmesine ilişkin olarak 1869 Tüzüğü'nde öngörülenlerden daha ileri hukuksalh düzenlemeler niteliği taşımaktadır.

    1898-1899 tarihli Maarif Salnamesinde " eğitim hizmetlerinde asıl olan öğretmenliktir" anlamına gelen bir hüküm yer almıştır. (Akyüz 1993,218). Bu hüküm daha sonra Cumhuriyet döneminde 1926'da bir yasa maddesi olarak belirlenen yukarıdaki ilkenin öncüsü olmaktadır.

    1900-1901 tarihli Salname-i Nezaret-i Umumiye'de yer alan muallimlikkte Meslek-i İhtisas Tesisine Dair Talimat'ın birinci maddesinde " öğretmenlik mesleğine giriş" için konulan şartlar sıralanmıştır. Başka bir maddesinde ise "öğretmenlik mesleğine giriş hakkı yalnızca Darülmuallimin mezunlarına aittir denilmiştir. Talimat öğretmenliğin meslekleşmesinde çok önemli bir aşama oluşturur. (Akyüz 1993,217-218)

    Türkiye'de eğitim ve öğretime ilişkin olarak Tanzimattan önceki bazı dönemlerde bazı kitaplar yazılmış-yayınlanmış ve Tanzimattan sonra giderek çoğalmış olmakla birlikte öğretmenlik mesleğine ilişkin ilk önemli ve kapsamlı yayınlar tartışmalar ve öneriler on yıl süren II.Meşrutiyet Döneminde (1908-1918) yapılmıştır.

    Bu arada Darülmuallimat içinde 1913'te Ana Muallime Sınıfı (Ana Öğretmen Sınıfı) 1914 Ana Muallime Mektebi (Ana Öğretmen Okulu) açılmıştır. Bu sınıfın ve okulun açılması ve ilk mezunlarını vermesiyle birlikte öğretmenlik mesleğinin ilköğretim öncesi (okulöncesi), ilköğretim ve Ortaöğretim basamaklarına göre türleşme süreci tamamlanmıştır.

    Türkiye'de eğitimin-öğretimin bir bilim olarak ortaya çıkması ve gelişmesiyle birlikte öğretmenlik meslek bilgisinin önem kazanmaya başlaması, öğretmenlik için bireylerin özel bilgi ve becerilere sahip olması gerekliliğinin ortaya konulması ve bu gereğin giderek daha iyi anlaşılması öğretmenliğin meslekleşmesinde etkili ve belirleyici olmuştur.

    Ulusal Kurtuluş Savaşı (1919-1922) ve TBMM Hükümetleri (1920-1923) Dönemi'nde öğretmenlik mesleği daha çok önem kazanmış ve öne çıkmıştır.Bu dönemde öğretmenlik mesleği ulusal kültür, ulusal dayanışma, ulusal birlik-bütünlük, ulusal kurtuluş, ulusal bağımsızlık ve ulusal özgürlük ile ulusal eğitim kavram ve uygulamaları üzerinde odaklanmıştır. 1921 Maarif Kongresi'nde Mustafa Kemal'in açış konuşmasında "ulusal eğitim"i açıklaması, "Türkiye'nin ulusal eğitimini kurmasını istemesi ve öğretmenleri" gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri olarak tanımlaması yeni Türkiye Devleti'nde öğretmenlik mesleğine yeni bakışın yeni görevler veya yeni işlevler yükleyişin yeni temelini oluşturmuştur.

    Cumhuriyet devrimiyle birlikte Türkiye'de öğretmenlik mesleği yeniden yapılanmış ve çağdaş, ulusal ve evrensel boyutlu bir gelişim sürecine girmiştir. Cumhuriyet döneminde (1923'ten günümüze) öğretmenliğin meslekleşme sürecinin hız ve yoğunluk yaygınlık ve etkinlik kazanmasında 1924'te çıkarılan 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretimi Birleştirme Yasası) ile 439 sayılı Orta Tedrisat Muallimleri Kanunu belirleyici olmuştur. Bu iki yasadan ilki öğretmenlik mesleğine yeni ve çağdaş bir temel, ikincisi ise yasal bir tanım ve dayanak getirmiştir.

    Bu yeni yasal temele dayalı olarak yapılan değerlendirmeler sonunda Osmanlı döneminden devralınan Darülmualliminler ve Darülmuallimatların İlk Öğretmen Okulu, Orta Öğretmen Okulu ve Yüksek Öğretmen Okulu olarak yeniden yapılandırılması (1924) ile Musiki Muallim Mektebi (1924), Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü (1926, 1929), Köy Muallim Mektebi (1927) Kız Meslek(Teknik Yüksek) Öğretmen Okulu (1934,1947), Ana Öğretmen Okulu (1927) Köy Öğretmen Okulu (1936), Erkek Meslek (Teknik Yüksek) Öğretmen Okulu (1937,1947) Köy Enstitüsü (1940), Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü (1942), Necati Terbiye Enstitüsü ve Orta Öğretmen okulu(1944).Eğitim Enstitüleri (1946). Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu (1955, 1965). Yüksek İslam Enstitüleri (1959). Kız Sanat Yüksek Öğretmen Okulu (1962). Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulu (1962.). Eğitim Bilimleri Fakültesi(1965). İki Yıllık Eğitim Enstitüleri(1974). Endüstriyel Sanatlar Yüksek Okulu (1975). Dört Yıllık Eğitim Enstitüleri(1978). Yüksek Öğretmen Okulları ( 1980). (Genel) Eğitim- Mesleki Eğitim-Teknik Eğitim Fakülteleri (1982) ve Eğitim Bilimleri Enstitülerinin (1994, 1997) kurulması Öğretmenlik mesleğini sağlamlaştırmış, güçlendirmiş, çeşitlendirmiş ve mesleksel etkinlik alanını genişletmiştir.

    TÜRKİYE'DE ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN TARİHÇESİ

    Ülkemiz yaklaşık bin yıldır Türkiye'dir. Türkiye'de öğretmenlik mesleğinin kökleri bin yıl öncesine giden uzun bir geçmişe dayanır. Bu nedenle Türkiye'de öğretmenlik mesleğine genel olarak bakarken konuyu Selçuklu Türkiyesi, Osmanlı Türkiyesi ve Cumhuriyet Türkiyesi olmak üzere üç ana dönemde ele almak gerekir:

    1. Selçuklu Türkiyesinde öğretmenlik genel olarak "din adamlığı", "hocalık", "imamlık" ve "müezzinlik" ile iç içe bir meslekti. Bu dönemde öğretmenlik mesleği dinsel ağırlıklı çok işlevli bir meslek niteliği taşır. Örgün eğitim kurumlarından sıbyan mekteplerinde öğretmenlik "muallimlik" olarak medreselerde öğretmenlik ise "müderrislik" olarak adlandırıldı. Sıbyan okullarında ve genel medreselerde öğretmenlik mesleğine ilişkin görevlerin temeli ve ağırlık merkezi dini öğretmekti. Bu dönemde öğretmenlik mesleğini edinim genel eğitimden ve din adamlığından ayrı bir uzmanlık alanı olarak düşünülmezdi. Bu nedenle öğretmenlik için ayrı bir program veya ayrı bir meslek ve ihtisas medresesi yoktu.

    2. Osmanlı Türkiyesinde öğretmenlik mesleğine ilişkin durum 15.Yüzyıl ortalarına kadar Selçuklu dönemindekinin hemen hemen aynıydı. Osmanlı döneminde ilk kez Fatih Sultan Mehmet öğretmenlik mesleğini dinsel ağırlıklı olmaktan kurtarma, dünyasal boyutlu oluşturma ve dolayısıyla laikleştirme doğrultusunda çok önemli bir adım atmıştır. Bu adım Türkiye'de öğretmenlik mesleğine ilişkin ilk gerçek bir atılımdır. Ancak eldeki bilgilere göre ne yazıktır ki bu atılımcı girişim Fatih'ten sonra sürdürülmemiş, süreklilik kazanmamış ve böylece Fatih'le başlayan ve Fatih'le biten bir atılım olmaktan öteye geçmemiştir. 18.Yüzyılın ikinci yarısında başlayan yenileşme hareketi 19.Yüzyılın ilk yarısında batılılaşma hareketine dönüşürken, 15.Yüzyıldaki ilk yönetimince yeni bir anlayışla gerçekleştirilen yeni bir atılımla öğretmenlik mesleği kendi meslek okuluna, yani öğretmen okuluna kavuşmuştur (1848). Anlamlı bir rastlantı olarak adını Fatih'ten alan bir semtte kurulup açılan bu okulla birlikte öğretmenlik kendine özgü bir meslek olma sürecine girmiş, yeni ve yenillikçi bir nitelik kazanmaya başlamıştır. Bir süre sonra öğretmen okulu çıkışlıların hukuki statüleri düşünülüp belli kurallara bağlanmaya ve öğretmenliğin meslekleşmesine ilişkin hukuksal düzenlemeler başlamıştır (1869, 1892). Bu süreç 20.Yüzyılın ikinci on yılında biraz daha gelişerek sürerken öğretmenlik mesleğine ilişkin anlamlı bir birikim oluşmuştur. Bu birikimle birlikte somut bilimin yol gösterici ışığında yenilikçi öğretmenlik mesleği açıkça ortaya çıkmıştır.

    3. Cumhuriyet Türkiyesinde öğretmenlik mesleği yurdun kurtarıcısı ve Cumhuriyet'in kurucusu Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün yönlendiriminde çağdaş. Ulusal ve laik bir temele dayandırılmış: bu temelden kaynaklanan anlayış ve yaklaşımla yeniden yapılandırılmış. Sağlam ve tutarlı bir çerçeve içine alınmış gerçek yörüngesinde oturtulmuştur. Bu doğrultuda gerçekleştirilen yasal düzenleme ve uygulamalarla Cumhuriyet döneminde öğretmenlik mesleği çok saygın etkin ve etkili bir meslek niteliği kazanmıştır. 1924'te öğretmenlik mesleği yasayla tanımlanmış. Böylece yasal bir meslek niteliğine kavuşmuştur. Bunda Atatürk'ün eğitime, öğretmene ve öğretmenlik mesleğine bakışı çok etkin ve belirleyici rol oynamıştır.
    Atatürk'ün öğretmenlik mesleğine bakışı şu sözlerinde kesin bir nitelendirim açık bir anlamlandırım ve derin bir anlatım bulur:

    - Dünyanın her yerinde öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer üyeleridir. (1923)

    - Ulusumuzu yetiştirmek gibi kutsal bir görevi üstüne almış olan yüce Türk öğretmen topluluğu ...(1921)

    -Gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri olan Türkiye öğretmenleri...(1921)

    - Hükümetin en verimli ve en önemli görevi milli eğitim işleridir..(1922)

    - Cumhurbaşkanı olmasaydım Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim...

    - Benim asıl kişiliğim (niteliğim) öğretmenliğimdir. Ben milletimin öğretmeniyim...(1936)

    - Eğitimdir ki ulusu özgür; şanlı ve yüksek bir toplum olarak yaşatır..(1924)

    - Eğitim okul demektir. .(1919)

    - Okul adını hep birlikte büyük saygı ile analım! (1922)

    - Gerçek zaferi siz (öğretmenler) kazanıp sürdüreceksiniz..(1922)

    - Eğitim bakanı olarak milli irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir.

    - Bilim ordusunun değeri siz öğretmenlerin değeri ile ölçülecektir...(1923)

    - Öğretmenler...bilim esasından kazanmaya başladıkları egemenliği sonuca ulaştırmalıdırlar.

    - Bununla öğretmenlik mesleği gerçek gelişme devrine dahil olacaktır...(1924)

    - Öğretmenler sizin başarınız Cumhuriyet'in başarısı olacaktır...(1924)

    - Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır...(1924)

    - Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür.Vicdanı hür.İrfanı hür nesiller ister...(1924)

    - Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir...(1925)

    Atatürk Türkiye'yi yönettiği 1919-1938 yılları arasında geçen 19 yıllık süre içinde kamu önünde yaklaşık olarak en az 40 kez olmak üzere en çok milli eğitim ve öğretmen konularını ve dolayısıyla öğretmenlik mesleğini işlemiştir. Bu bağlamda 1'i Sivas Kongre'sinde 15'i TBMM 'ni açış söylevlerinde ve 9'u öğretmen kongre ve toplantılarında 4'ü halkla konuşmalarında 2'si CHP kurultaylarında 1'i İzmir İktisat Kongresini 1'i Anakara Hukuk Mektebini 1'i Cumhuriyet'in 10.yıldönümünü açış söylevlerinde 1'i Konya orduevinde subaylarla konuşurken ve 1'i de milletvekili seçim bildirgesinde 2'si basın önünde ve 1'i öğretmen okulunda olmak üzere kamu önünde en az 39 kez bu konuları ele almış:

    Bu konularda görüş ve düşüncelerini açıklamış, ilkeler ortaya koymuş, değerlendirme ve önerilerde bulunmuş, yönergeler vermiştir. (Öztürk 1992:İnan 1983a ve 1983b: TDK 1979).Ayrıca çeşitli zamanlarda yaptığı okul ziyaretleri ile özel görüşme,söyleşi ve konuşmalarında da sık sık aynı konulara değinmiş, aynı konular üzerinde durmuştur.

    Bu arada Atatürk, çağdaş Türk eğitiminde çok büyük anlam ve önem taşıyan Millet Mektepleri Başöğretmenliğine kabul ederek (1928) öğretmenlik mesleğine çok somut ve etkin bir biçimde katılmıştır.Bu katılımıyla Öğretmenlik mesleğine çok büyük bir değer, onur ve saygınlık kazandırmış :öğretmenlik mesleğini yüceltmiştir.

    Atatürk'e göre öğretmen " yetiştirici, eğitici, öğretici, yaratıcı, geliştirici" olmasının yanı sıra aynı zamanda " öncü, kurtarıcı, kılavuzlayıcı, yenileştirici, savaşımcı-devrimci, değişimci-dönüşümcü, örnek olucu, yükseltici , yüksek hizmet verici , kutsal bir görev üstlenici" dir. Bütün bunlarla Atatürk'ün tanımladığı öğretmenlik tam anlamıyla gerçek öğretmenliktir.

    Atatürk'ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde gerçek öğretmenlik mesleği ile Atatürk, Cumhuriyet, ulus ve çağdaşlaşma arasında doğal köklü ve sımsıkı bir bağ ve iç içe geçen derin bir ilişki vardır. Bu dönemde çağdaş Cumhuriyet öğretmenliği öne çıkan bir meslektir.

    ATATÜRK VE ÖĞRETMENLERİ

    Atatürk'ün öğrencilik hayatında da, bu eşsiz büyük insanın Türk gençliği için imtisal örneği olacak pek çok enteresan hususlar vardır. O'nun hayatının bu döneminden elde kalmış veya sonradan bulunabilmiş izleri, bir araya getirerek Mustafa Kemal'in okul çağında yetişirken de nasıl seçkin bir memleket çocuğu ve örnek bir talebe olduğunu anlamak mümkün olmaktadır.

    Atatürk'ün öğrenim hayatının da, devrinin her çocuğu gibi mahalle mektebinde ve ilâhilerle yapılan bir "bed'i elifba - elifbeye başlama" töreniyle başladığını, kendisinin çocukluk hayatı hakkında anlattıklarından öğrenmiş bulunuyoruz. Bu okul Koca Kasım Paşa mahallesindeki evlerine pek yakındı ve Hâfız Mehmet Efendi adında bir hocası vardı. Bu okula veriliş, rahmetli babasının, annesinin hatırını kırmamak için katlandığı bir zaruretti. Aralarındaki anlaşmaya göre bir kaç gün sonra Mustafa buradan alınmış ve Selânik'in şöhretli hocası ve mürebbisi Şemsi Efendi'nin(9) yeni metodla elifba öğretimi yaptığı özel okula yazdırılmış ve esas öğrenimine burada başlamıştır. Elimizde bu döneme ait herhangi bir belge bulunmadığı için küçük Mustafa'nın ilk okula başlayış tarihini ve yaşını kesin olarak bilmiyoruz. Herhalde altı yaşını bitirmiş olması gerekir. Mustafa okuyup yazmayı burada öğrenmiş, babasının ölümüne kadar, sonradan birleştiği "Feyziye" okulu ile sekiz sınıflı bir hale gelen ve Rüştiye kısmını da ihtiva eden bu okulun sınıflarını muntazaman takip etmiştir. Ele geçen resmî bir belgeye(10) göre Mustafa'nın babasının, 28 Kasım 1898'de öldüğü anlaşılmış bulunuyor. Buna dayanılınca Mustafa'nın bu sırada on iki yaşında olması ve Rüştiye sınıflarına kadar yükselmiş bulunması gerekmektedir.

    Ali Riza Efendi'nin ölümünden sonra, Zübeyde Hanım'ın çocuklarını alarak kardeşinin Langaza'daki çiftliğine gidişi, Mustafa'nın öğrenim hayatına bir ara vermiştir. Onu burada civardaki Rum okuluna yollamayı düşünmüşler, istememiş; çiftliğin yazıcısı Karabet'in derslerinden de memnun kalmamıştır. Öğrenmek ve yetişmek imkânlarından mahrumiyetin verdiği huzursuzlukla bunaldığı görülen bu istidatlı çocuğu, annesi nihayet okula devam etmek üzere Selânik'e bir akrabanın yanına yollamak zorunluğunu duymuştur.
    Selânik'e dönüşü ve evlerine çok yakın bir yerde olan Mülkiye Rüştiyesine girip bir müddet buraya devam edişi hakkında da kendisinin ve mahalle komşusu ve o bu okulda sınııfdaşı Mehmet Somer Bey'in(11) naklettiklerinden başka bir şey bilmemekteyiz. Yalnız şu kadar ki, babası 1893 Kasımında öldüğüne göre o kışı ve onu takip eden baharı Langaza'da geçirmiş olduğuna ve o vakitki usule göre okullar Hicrî seneye göre Recep ayında imtihanlar yapılamak ve Şevval başlarında derslere başlanmak suretiyle öğretim yaptıklarından, Hicrî 1311 senesinin Şevval'i, 1894 senesinin Nisan ayına rastladığına bakılarak, Langaza'da altı aydan fazla kalmadığı anlaşılmaktadır.

    Mülkiye Rüştiyesinde Müdür Muavinliği de yapan ve Kaymak Hâfız diye anılan Hüseyin Efendi'nin, bir sınıf disiplinsizliğine sebep olduğu ve haksızlığa baş eğmediği için Mustafa'yı dövmesi, velev hocasından bile olsa tokat yemeyi insanlık haysiyet ve vekarına yediremeyen Mustafa'nın, büyük annesi tarafından çok geçmeden bu okuldan çıkarılmasına sebep olmuştur. Haksızlığa ve değersizliğe daima isyan eden Mustafa Kemal'in, gerçek hocalarına olan saygı ve bağlılığını gösteren örnekler ise onun hayatında pek çok görülmektedir.

    Mustafa asker olmak istiyordu. Mahallesindeki komşuları arasında da bir çok subaylar vardı. Sabah akşam kışlalara vazifeye gidip gelen yüzlerce subayın geçtiği cadde, evlerinin penceresinden görülecek kadar yakınlarında idi. Bunun için de Askerî Okula girmesi ve o sistem içinde yetişmesi gerekiyordu. Annesi ise her nedense onun asker olmasını istemiyordu. O bu işi, bir oldu bitti ile halletti ve habersizce giderek imtihanla Selanik Askerî Rüştiyesine yazıldı. Geçirdiği imtihanda sağladığı başarıya bakarak onu, o tarihte öğrenim süresi dört yıl bulunan bu okulun üçüncü sınıfına almışlardı. Bunun da tarihini kesin olarak bilemiyoruz. Herhalde dördüncü sınıfa 1895 Ocak ayında geçtiğine göre, dersler kesilmeden en az beş altı ay önce bu okula girdiği düşünülürse, bunun 1894 Temmuz-Ağustos aylarında olması gerekmektedir.

    Mustafa'nın bu okulu Mithat Paşa caddesinde, yeni ve oldukça güzel bir binaya sahip bulunan, muntazam ve disiplinli bir müessese idi. Dersleri ihtisas esasına göre okutan ve çoğunluğunu subaylar teşkil eden bir öğretim ve idare kadrosuna sahipti. İlk gençlik çağındaki iki yüz küsûr üniformalı subay adayı, tam bir disiplin içinde orta öğrenimle birlikte ilk askerlik eğitimlerini de burada görmekte idiler. Mustafa pek çabuk hocalarının ve okul idarecilerinin dikkatini çeken seçkin bir öğrenci olarak kendisini çevresine tanıtmıştı. Okulun matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey'in(12) genç öğrencisindeki büyük istidat ve olgunluğu teşhis ederek ona taktığı yeni adla tarihin malı olan "Mustafa Kemal", bu okuldan sınıfının kırk mevcudu arasında dördüncü olarak 1896 Ocak ayında ve onbeş yaşında mezun olmuştur. Bitirme imtihanında yalnız İslâm tarihinden 45 üzerinden iki numara noksan almak suretiyle bütün derslerden tam numara aldığını gösteren resmî kayıtlar, Harb Okulumuzun arşivinde bulunmaktadır. Selânik Askerî Rüştiyesinde Mustafa Kemal'e özel ilgi gösteren ve onu takdir eden öğretmenlerden biri de Fransızca öğretmeni Yüzbaşı

    Nakiyüddin Bey'dir(13). Atatürk'ün sonradan birlikte Selânik'te Vatan
    ve Hürriyet Cemiyeti şubesini kurdukları ve Meşrutiyetin ilânı için Adbdülhamit idaresine karşı Selânik'te İttihat ve Terakki gizli teşkilâtında beraber çalıştıkları bu ihtiyar hocasını da nasıl unutmadığını kendisine gösterdiği ilgi ve yakınlıktan anlamaktayız.

    Mustafa Kemal'in öğrenim hayatının bu döneminde sadece okul çalışmalariyle yetinmediği, bilgisini genişletmek, kültür seviyesini yükseltmek için o günün şartları içinde, çevresinde çıkan yayımları takip ettiği, yarışmalara katıldığı da görülmektedir. O tarihlerde Selanik'te ileri fikirli bir kaç öğretmen ve yazar "Çocuklara Rebher" adı altında haftalık bir dergi çıkarmaktadırlar(14). Arı Türkçe dâvasının öncülerinden olan bu derginin bir çok sayılarında fen ve matematik konularında yapılan yarışmaları başaranların başında Askerî Rüştiye son sınıf öğrencilerinden Mustafa Kemal isminin görülmesi, onun geniş kültürünün ve sonsuz okumak ve öğrenmek aşkının, daha çocuk sayılabileceği yaşlarda dahi var olduğunu bize anlatan bir tanıktır. Türk dilini öz benliğine kavuşturmak ilhamını ilk defa bu dergideki yazılardan almış olduğu da düşünülebilir.

    Mustafa Kemal Rüştiyeden sonra Lise öğrenimini yapmak üzere bağlı olduğu bölgenin Askerî İdadisine, Manastır'a gitmiş ve burada yatılı ve daha üstün dereceli bir okulun hayat ve öğretim şartlarına intibak etmiştir. Sınıf arkadaşlarını yalnız Selânik'tekiler değil, Üsküp'ten, İpek'ten, İşkodra'dan, Yanya'dan ve Manastır'dan Askerî Rüştiyeleri bitirerek gelen öğrenciler teşkil etmektedir ki, böylece çeşitli mizaç, karakter ve seviyede genç insanla tanışmak, anlaşmak ve sevişmek ve onlara kendini kabul ettirmek hususunda Mustafa Kemal'in üstün vasıflarının burada da büyük bir rol oynadığı şüphesizdir. Mustafa Kemal'in Îdadî sınıf arkadaşları arasında bulunan şair ve hatip Ömer Naci'nin, onun edebiyata merakını nasıl körüklediğini ve kitabet hocaları Alay Emini Mehmet Âsım Efendi'nin de, bu iş senin asker olmana mıâni olur diye, bu meyli nasıl kösteklediğini Mustafa Kemal'in bu devre ait hatıratından öğrenmekteyiz.

    Mustafa Kemal'in okulda öğretilenle yetinmiyerek daha iyi bir Fransızcaya sahip olabilmek için, yaz tatillerinde Selânik'e annesinin yanına geldiği zamanlar, Tophane'deki, hâlâ faaliyetine devam etmekte olan ve 1888'de kurulmuş bulunan, "College des Freres de la Salle"in özel kurlarına devam ederek Fransızcasını takviyeye çalıştığını da yine kendisi bize nakletmektedir. 1959 sonbaharında okulun eski kayıtları arasında, belki kendisine ait bir iz bulunur ümidiyle, ziyaret ettiğim bu okulun ikinci müdürü Frere George, işgaller sırasında eski kayıtların kâmilen yok olduğunu, fakat 1941 de 92 yaşında ölen ve Mustafa Kemal'e bizzat hocalık yapmış bulunan Frere Rodriguez'in, Mustafa Kemal'i çok iyi hatırladığından ve subay olduktan sonra da zaman zaman kendisinden ders almıya geldiğinden; gayet ciddî, zeki ve çalışkan ve elinde daima kitap bulunan bir genç olarak hâfızasında iz bıraktığından sitayişle bahsettiğini ve vakitsiz ölümünden çok üzüldüğünü söylemiştir.

    Mustafa Kemal'in Manastır İdadisindeki hocalarından ve ondaki tarihe merak ve sevgiyi beslemekte rolü bulunduğu da bizzat Atatürk tarafından ifade edilmiş bulunan Topçu Kolağası Mehmet Tevfik Beyi(15) de bu vesile ile saygı ile anmak bir borçtur. Süleyman Hüsnü Paşa'nın tarih anlayışına göre yetişen bu zat, devrinin dar Osmanlı tarihçiliği görüşünden uzak ve Türk tarihini bütün genişliği ve eskiliğiyle kavramış ve öğrencilerine dersini sevdirerek esaslı bir tarih kültürü vermiş öğretmenlerimizden biridir. Atatürk bu değerli hocasına da beslediği şükran ve minneti göstermiş, onu da henüz dershaneden ayrılamamış olduğu hayatının son yıllarında, Milletvekili adayı göstererek, Büyük Millet Meclisinde de yer almasını sağlamıştır(16). Mustafa Kemal'in Manastır İdadisi öğrenciliği dönemi 1897 Türk-Yunan savaşının cereyan ettiği, millî hisler geçici bir zaferle kamçılandıktan sonra, İkinci Abdülhamid'in büyük devletler önünde baş eğerek kazanılan galibiyeti mağlubiyete çevirdiği günleri de içine alır ki, yaşanmış bu tarihî ibret dersinin yetişme çağındaki bu genç üzerinde ne derin izler bırakmış olduğundan da bir an şüphe edilemez.

    Manastır Askerî İdadisinde Mustafa Kemal'in ilk seneye ait öğrencilik hayatı hakkında, resmî bir belgeye sahip değiliz. Fakat 1897 Aralık ayında ikinci sınıftan üçüncüye geçerken yalnız kitabetle Fransızcadan 45 üzerinden birer notunun kırık bulunduğunu ve 52 mevcut arasında üçüncü olarak sınıf geçtiğini, 1898 Kasım ayında da okulu her dersten tam numara almak suretiyle ve 54 mevcutta ikinci olarak bitirip idadi diploması aldığını gösteren kayıtlar Harb Okulumuzun arşivinde bulunmaktadır(16). Böylece o' 18 yaşına henüz basmış bulunduğu bir çağda İstanbul'a, devlet merkezine gelmiş ve Pangaltıdaki Tarihî Okula, Mekteb-i Harbiye'ye 1283 apolet numarasiyle 13 Mart 1899' da yazılmıştır.

    Mustafa Kemal'in Harbiye hayatı, üç sene sürer. Bu devreden bize kalmış olan en değerli hâtıra, onun okula kaydolunduğu gün kayıt defterine işlenen çiçek künyesidir ve bu şahsî hukuku yönünden elde mevcut belgelerin en eskisidir. Sözü geçen ve 1315 duhullülere mahsus künye defterinin "Manastır İdadisinden vürut eden şakirdan" başlığı altındaki kısımda :

    Selânik'te Koca Kasım Paşa Mahalleli Gümrük Memurlarından müteveffa Âlî Riza Efendinin mahdumu uzun boylu beyaz benizli 96

    şeklinde yazılı olan bu kayıtta, onun Harb okuluna giriş tarihi 1 Mart 1315 (13 Mart 1889), çıkışı 28 Kânunu Sani 1317 (10 Şubat 1902) olarak görülmektedir. Harb Okulunun ilk smıfinda geçirdiği seneye ait kayıtlar maalesef kaybolduğundan bu seneki durumu hakkında bir şey bilmiyoruz. Yalnız kendisi hâtıratında İstanbul'da geçirdiği bu ilk seneyi "Birinci sınıfta saf gençlik hayallerine tutuldum. Dersleri ihmal ettim. Senenin nasıl geçtiğinin hiç farkında olmadım. Ancak dersler kesilince kitaplara sarıldım" samimî itirafiyle değerlendirmektedir ki, onun gençliğin en buhranlı bir devrinde bile nefsine hâkimiyetini gösteren bu davranışı hayranlıkla dikkati çekmektedir. Fakat ikinci sınıfta Mustafa Kemal'in kendi kısmında dördüncü ve 460 mevcutlu sınıfı içinde de yirminci olarak sınıf geçtiğini ve notlarının genel olarak tam olduğunu görüyoruz. Son seneyi de mevcudu 459' a inen sınıfının sekizincisi olarak bitirmiş ve (piyade 1474) sicil numarasiyle ve Teğmen rütbesiyle sekiz sene önce Selanik'te içini yakan bir ateş sevgiyle ulaşmak istediği gayeye varmış, Türk Ordusunun şerefli bir subayı olmuştur. Henüz yirmi bir yaşındadır. Ve üç seneden beri yalnız izin günlerinde taşıdığı kılıcı, artık mesleğinin en yüksek ve şerefli rütbesine, Mareşalliğe yükselinceye kadar taşıyacaktır.

    Memleketin hemen her köşesinden toplanmış aydın bir gençliği, derin bir vatan sevgisi ve meslek aşkiyle tek bir bayrak altında memleketin varlığını korumaya hazırlayan bu Ocak, o dönemde II. Abdülhamid'in en çok çekindiği, ürktüğü müesseselerin başında gelmektedir. Sarayın bu şüphe ve vehmi de pek yerindedir. Çünkü Mustafa Kemal ve arkadaşları memleketin içinde bulunduğu kötü durumu, bozuk ve keyfî idareyi bütün iğrençliğiyle görüp bilmekte ve onu devirmek için, 1876' da olduğu gibi sadece kendilerine "Haydi çocuklar!" diyebilecek bir Süleyman Paşa beklemektedirler. Namık Kemal'in, Abdülhak Hâmid'in gizli gizli elden ele dolaşan kitapları koridor köşelerinde, geceleri yatakhane lâmbasının kör ışığı altında okunmakta ve kulaktan kulağa gazetesi ile veya bahçenin bir köşesinde çevrilen bir arkadaş halkasının güven ve samimiyeti içinde, dertler ortaya dökülmekte ve çok defa genç Mustafa Kemal'in bu gibi toplantıların güzel konuşan hatiplarinin başında geldiği dikkati çekmektedir.

    Harb Okulunu üstün derecelerle bitirenler, o zaman uygulanan rejime göre, yine aynı çatı altında bulunan ve bugünkü Harb Akademisine esas teşkil eden Erkânı Harbiye sınıflarına üç sene devam ederek ve ilk sene imtihanını verince Üstteğmenliğe yükselerek Okulu bitirince de Yüzbaşı rütbesiyle Kurmay olurlar veya bu hizmetlerde de yardımcı görev alabilecek "mümtaz"lar sınıfını teşkil ederlerdi. Mustafa Kemal'in sınıfından da 37 genç böylece sözü geçen sınıfa ayrılmış ve Onun için yeni bir öğrenim safhasıbaşlamıştı.

    Bu dönemde Mustafa Kemal'in bir yandan meslekî bilgilerini geliştirirken, bir yandan da günün meseleleri üzerinde arkadaşlarıyla düşünerek ve tartışarak, kendisini geleceğin büyük problemlerini çözmiye hazırlamakta olduğunu görmekteyiz. Hayatının bu günlerini Profesör Bayan Âfet İnan, şu satırlariyle pek güzel canlandırmaktadır(17).

    "Harb Akademisinin mahdut sayıda olan genç subay talebeleri, yeni hür fikirler etrafında toplanmakta, hattâ el yazısiyle bir de gazete çıkarmaktan çekinmemektedirler. Binlerce Harb Okulu talebesine hitabeden bu yazılar, bizzat Mustafa Kemal'in kaleminden çıkmakta ve bu gizli teşekkülü de o idare etmektedir. Bu hal mektep idaresi tarafından haber alınmakla beraber, kendilerine karşı cezaî tedbir yapılmadığını ve müsamaha ile karşılandığını bizzat Mustafa Kemal, hâtıratında itiraf etmiştir. O üç yıllık talebeliği esnasında anlayışlı, zeki ve çalışkan bir uzuv olarak hocalarının takdirini ve dikkat nazarlarını çekmiştir. Ancak o kendi benliğinde mânevi huzursuzluk içinde idi. Mâna ve mahiyetini bir türlü anlıyamadığı duyguların tesiri altında, küskün, kederli ve içinden gelen bir isyan duygusu ile dolu bir halde yaşıyor, okuyor, ne bulursa okuyor ve yazıyordu. Hocalarının verdiği askerî problemleri halletmiye çalışırken, âdeta istikbalin meydan muharebelerini idare eden bir kumandan edasındadır".

    Onun "Gerilla" konusundaki(18) dersi, amelileştiren bir problemi, tabiye hocaları Nuri Bey'den isterken, 15 yıl sonra İstiklâl Savaşında uygulayacağı bir taktiğin ön sezisini duyduğunu kabul etmekte asla tereddüt edilemez sanırım. Nitekim O, on yıl sonra Çanakkale'de Anafartalar Kahramanı olarak tarihimizde san aldı ve on yedi yıl sonra da Dumlupınar'da düşmanı yok eden orduların Başkomutanlığını yaptı.

    Mustafa Kemal'in Akademi sınıfı, öğrenim devrelerini 11 Ocak 1905' de tamamlamış ve 13'ü Kurmay, 24' dü Mümtaz olarak diploma almışlar ve ordu saflarına katılmışlardır.

    Yüzbaşı Mustafa Kemal, üstün başarılı notlarla bu kalabalık sınıfin beşincisi olarak 24 yaşında hayata atılmıştı. Fakat vatanına ve milletine hizmet etmek, insanlığın şerefi sayılmak, dünyanın ölmezlerinden biri olmak imtihanında o, her anlamiyle birinci olmuştur.

    Atatürk'ün hayatına ait hâtıralar ve belgeler arasında, onun öğrenim hayatından kalmış olanlar Harb Okulundaki bir iki defterden ibaret bulunmaktadır. Ve bunun dışında hemen yok denilebilecek kadar azdır ve vaktinde de toplanamamıştır. Bundan sonra elde edilmesi ihtimali de pek zayıftır. Bununla beraber Türk Devrim Tarihi Enstitümüzden bu alanda devamlı ve plânlı bir gayret beklemek, Atatürk'ün aziz hâtırasını, büyük bir bağlılıkla ve bütün dünya milletleriyle beraber andığımız ölümünün bu yirmi beşinci yıldönümünde, kuvvetle duyduğumuz bir istektir.

    Atatürk'ün ilmî hayatiyle ilgili bu yazımı, onun öğrenciliği ile değil fakat öğretmenlik sıfatı ile ilgili olan ve büyük zaferden sonra

    Türk ilim çevrelerinin büyük kurtarıcıya duyduğu minnet ve şükranın bir ifadesi olarak, 19 Eylül 1338 (1922) tarihinde kabul edilen,
    fakat sonraları her nasılsa unutulan "Darülfünun Edebiyat Fakültesi
    Fahrî Müderrisliği" payesine ait diploma, törenle Mustafa Kemal'e
    verilirken, Harb Okulunda kendisinin eski Fransızca hocası, Türk
    Tarih Kurumu'nun kurucu üyelerinden ve İstanbul Darülfünunu
    Müderrislerinden rahmetli Necip Asım Bey'in(19) söylediği sözlerle
    bitirmek istiyorum.

    Bu hususta İstanbul Üniversitesince alınmış olan kararın metni de şudur :
    "İstanbul Darülfünunu Edebiyat Medresesi Meclis-i Müderrisini on dokuz Eylül üç yüz otuz sekiz tarihinde, akdettiği içtimada millî mücadelenin büyük kahramanı ve yeni Türk devletinin müessisi olan Başkumandan ve Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine, Türk milletinin ve Türk harsının istiklâlini müeyyit ve İslâm kavimlerinin halâsına müteveccih olan tarihî mesaisini takdir ve tebcil ettiğinin bir delili olmak üzere Edebiyat Medresesi, Fahrî Müderrislik unvanını tevcihe müttefikan karar vermiştir".

    Bu payenin diploması, Fakülte Profesörlerinden kurulu bir heyet(20) tarafından kendisine, heyete başkanlık eden Prof. Necip Asım tarafından söylenen aşağıdaki nutukla sunulmuştur :
    Paşa Hazretleri,
    Cihan Harbi neticesinde Sevr muahedesiyle kolu kanadı kırılan
    Türkiye'yi kurtarmak için celâdet meydanına atıldınız. Her türlü
    yokluk içinde hârikalar icadettiniz. Sözünüzü yerine getirdiniz, hür
    ve müstakil bîr Türkiye yarattınız. Bu hârikaların mübdi'ine bir çok
    hem de muhik unvanlar vermekle millet zat-ı âlilerini en yüce mertebelerde tebcil eyledi, işte Darülfünun Edebiyat Medresesi de (21) düsturuna istinat ederek, size rütbelerin en yücesini,
    Müderris payesini tevcih etmekle muhik ve ulvi bir vazife ifa eylediğine
    kanidir. Öteden beri teveccühleriyle müftehir olan Darülfünun, bundan böyle de kendi ailesine kazandığı zatın feyz ve dehasıyle iftihar eder.

    9- Biyografisi için bakılablilir: Atatürk'ün İlk Öğretmeni Şemsi Efendi ve Okulu - Faik Reşit Unat, Eğitim, Sayı: 3 S. 38-42 ( Mart 1963, Ankara); Bizim Selânik'te Bir Gezinti- Ali Canip Yöntem, Yayın Tarihimiz, C. I, S. 328, İstanbul 1962.
    10- Kız kardeşi Makbule Hanıma ilk kocasından ayrıldıktan sonra babasından aylık bağlanmasına ait dosyada Ali Rıza Efendi'nin Çayağzı Rüsumat Memuru iken bu tarihte ölmüş olduğu gösterilmektedir.
    11- T.B.M. Meclisinin Dördüncü ve Beşinci Dönemlerinde Kütahya Milletvekili.
    12- Harb Okulunun 1297 (1882) yılı mezunlarından Üskülüp Mustafa Sabri Bey.
    13- Cumhuriyet yıllarında Üçüncü Devrede Elazığ ve Dördüncü, Beşinci devrelerde Muş'dan Milletvekili seçilen Nakiyüddin Yücekök (1866-1945).
    14- Mustafa Kemal Selânik Rüşdi-i Askerî Mektebi Son Sınıf Talebesi İken - Ali Ulvi Elöven, Uludağ, Sayı 18. Ekim 1932, Bursa.
    15- T.B.M. Meclisinin Beşinci Döneminde Diyarbakır milletvekili seçilen Türk Tarih Kurumu üyelerinden Tevfik Bilge (1865-1945).
    16- Her dersten almış olduğu notlar hakkında daha geniş bilgi için şu yazıya bakılabilir. Atatürk'ün Öğrencilik Hayatına Ait Bazı Notlar - Faik Reşit Unat, Devrim Gençliği, Sayı: 17, S. 10-11, Kasım 1953, Ankara
    17- Atatürk Hakkında Hâtıralar ve Belgeler, S.9, Ankara 1959.
    18- Gerilla Hakkında İki Hatıra - Âfet İnan, Belleten, Sayı: I, S. 10-14, 1 Ocak 1937, Ankara.
    19- T.B.M. Meclisi 3-5 inci dönemlerinde Erzurum Milletvekili Necip Asım Yazıksız (1861-1935).
    20- Atatürk'ün Tarihçiliği ve Fahri Profesörlüğü Hakkında Bir Hatıra - Şemsettin Günaltay, Belleten, Sayı: 10, S. 273-274, 1 Nisan 1939, Ankara; Hakimiyet-i Milliye, 24 Haziran 1923.
    21- "İlim rütbesi rütbelerin en yücesidir." (Arap atasözü).

    FAİK REŞİT UNAT
    ATATÜRK KONFERANSLARI
    1963 1, 2. Baskı 1991, Türk Tarih Kurumları Yayınları





    Prof. Dr. Ali UÇAN
    Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fak. Öğretim Üyesi
     
  4. erkanisanmaz

    erkanisanmaz Site Yöneticisi Site Yetkilisi Admin

    Katılım:
    20 Ocak 2007
    Mesaj:
    5,360
    Alınan Beğeniler:
    937
    Ödül Puanları:
    113
    Öğretmenler Günü Konuşması

    ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ KONUŞMA

    Sayın Kaymakamım, Sayın Garnizon Komutanım,

    Sayın Başkanım, Değerli konuklar !

    İnsan, dünyaya geldiğinde, daha bebek iken gözlerini açar açmaz çevresindekileri hissetmey e çalışır. Yemeği, içmeyi, emeklemey i, yürümeyi, koşmayı ve konuşmayı öğrenir. Kendisini ve çevreyi algılamaya çalışır. Tüm bunlara karşın yine de yardıma muhtaçtır.

    İnsanın yaşamdaki ilk yardımcıları anne, baba, abla, ağabey, nine ve dedesidir . Büyüyüp gelişen çocuk bilgilenm e sürecine girer. Bu nedenle aile içi eğitim ve öğretim yetersiz kalır. Çocuğun bu döneminde ihtiyaç duyduğu bilgileri, ancak okulda öğretmen kılavuzluğunda sistemli bir eğitimle olacağı ve yönlendirileceği somut olarak ortaya çıkmıştır.Okulun ve öğretmenin devreye girmesiyl e ailenin de bu konuda sorunu çözülür.

    Bir ulusun çağdaş ülkeler düzeyine erişebilmesi; eğitim ve öğretimin kaliteli ve bilimsel yöntemlerle yürütülmesi ile ancak mümkün olabilir.
    Eğitim sorunlarını çözen uluslar; kültür, sanat, bilim, teknoloji, sosyo-ekonomik alanında da kalkınmış ve ilerlemiştir. Eğitime gereken önem ve ilgiyi göstermeyen uluslar, başka ulusların kölesi olmaya mahkumdur lar. Kalkınmanın temel şartı eğitim ve öğretimdir.

    Öğretmen... Çocuk veya gencin geleceğini şekillendi ren usta. Milletler in geleceği ona bağlı. O yalnızca bilginin öğretilmesi ni sağlamıyor aynı zamanda istediğimiz davranışların çocukta kalıcı olmasını sağlayarak ‘eğitim’ veriyor. Tarihimiz öğretmenin baş tacı yapıldığına dair pek çok vakayla dolu. Hazreti Ali “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum' demiş. Yavuz Sultan Selim, öğretmenini n atından sıçrayan çamurla şeref duymuş ve bu çamurlu elbisenin kendisine kefen yapılmasını emretmiş. Cumhuriye timizin kurucusu Atatürk “Ulusları kurtaranl ar yalnız ve ancak öğretmenler dir, Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır, Toplumun en büyük düşmanı cehalet, cehaletin de düşmanı öğretmendir . Öğretmen geçmişin öğreticisi geleceğin kurucusud ur. Gelecek gençlerin gençler öğretmenin eseridir” şeklindeki veciz ifadeleri yle öğretmenin önemine vurgu yapmış.

    Bu mütevazi ve saygıdeğer insanın aslında toplumda hayati bir önemi vardır.Uzun vadede toplumu şekillendi rir.Toplu mun moral değerlerini ayakta tutar.Gel ecek nesilleri n uygarlığa uyum sağlamalarını sağlar.Bilgi yi tecrübeyi doğru biçimde aktarır sonuç olarak Toplumun dengesini sağlar.

    Günümüz dünyasında öğretmen statü olarak toplumda istediği yerde değildir.Bu sebepledi r ki Dünyada hayretle izlediğimiz olaylar vuku bulmakta, cehalette n kaynaklan an acılar yaşanmaktadır.Eğitim görme fırsatı bulamayan gençler bir dal gibi kırılırken bazen de saatli bomba gibi patladıkları her yerde acı ve ızdırap yaşatmaktadırlar.Ekon omik olarak iyi olan ülkeler de ise, eğitimin yozlaşması sonucu gençlik boşluklara düşerek amaçsız ve duyarsızlaşarak insanları endişeye sevk eden tutum ve davranışlar içerisinde bulunmakt adırlar.Bütün bu olayların soğukkanlılıkla tahlili yapıldığında öğretmenin önemi ne kadar artmakta. Bu önemi ne kadar dikkate alırsak o ölçüde işin içinden çıkabiliriz .

    24 Kasım 1928 tarihinde açılan, Millet Mektepler i'nde, yaşlı, genç, çocuk, kadın... herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir.

    Millet Mektepler i'nin açılışı ve Atatürk'ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmak tadır.

    Değerli öğretmen arkadaşlarım.Öğretmene düşen görevlerde vardır.Doğru örgütlenmeli,özlük hakları oranında eğitimin kalitesi,planlanması konusunda da çaba sarf etmeli,birlik olmalı,insan sevgisini rehber almalı, çağdaş dünyanın gelişimine uygun olarak kendini yenilemel idir.

    Türkiye Cumhuriye tinin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün en veciz şekilde belirttiği “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN..ESERİNİZ..OLACAK TIR” sözü her şeyi anlatmakt adır.Söylenecek tek söz vardır.

    Arkadaşlar eserimize sahip çıkalım !

    Saygılarımla.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş